Su Savaşlarına Doğru

26.01.2014         ercan@manyapi.com



 
Bu yaz susuz mu kalacağız? Kuraklık kapıya dayandı mı? Bu günlerde bu ve buna benzer soruları sizlerde sık sık duyuyor musunuz değil mi? Peki ne oldu da susuzluk kapımıza dayandı. Ne oldu da ülkemiz giderek çölleşiyor? Son altmış yılda Marmara Denizi’nin iki katına yakın sulak alanımız kurudu.   Akşehir Gölü can çekişiyor, Burdur Gölü`nün bir yılda kaybettiği su miktarı üç milyar damacanadan fazla. Yirmi yıl önce `Altı Deniz` denilen Konya Havzası`nda su seviyesi her yıl 1,5 metre düşüyor. İstanbul’un çevresinde yer alan su havzalarının birçoğu işgal altında.
 
Dünyada da durumun pek farklı değil.  Bir zamanlar dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral Gölü`nün devasa bir çölden ibaret, Ortadoğu`nun en büyük gölü İran`daki Urumiye Gölü`nün yüzde 60, dünyanın en alçak noktası olan Lut Gölü`nün ise üçte biri kurumuş durumda. NASA`ya göre, 2003- 2010 yılları arasındaki yedi yıllık süreçte Türkiye,  Suriye, Irak ve İran`ın birçok bölgesinde toplam 144 kilometreküp tatlı su rezervi kaybolmuş durumda. Bu miktar neredeyse Lut Gölü`nün toplam su hacmine eşit. Ortadoğu, Hindistan`dan sonra dünyada yer altı su rezervlerini en hızlı kaybeden ikinci bölge olma özelliğine sahip ve alınan hiçbir tedbir yok.
 


Böylesine korkunç bir tablo ile karşı karşıya kalmamızın birinci nedeni Tarım politikalarımızın olmaması diyebiliriz. Diğer nedenler nüfus yoğunluğuna bağlı çarpık kentleşme, iklim değişikliğine neden olan sera gazları kısaca dünyayı kendini malı olduğuna inanan insanoğlu. Artan enerji ihtiyacımızı karşılamak üzere nehir yataklarına kurduğumuz HES ler sulak alanlarımızın baş düşmanı.
 
Oysa göllerimizi yaşatmak mümkün; yöreye uygun ve az su tüketen bitkiler yetiştirerek, tarımda tasarruflu sulama sistemleri kullanarak, en önemlisi göllerin de derelerden ve nehirlerden göllere akan suyu barajlarla kesmeyerek bunu yapabiliriz. Bireyler alarak bizlerinde yapmamız gereken çok şey var. Suyun sınırsız bir kaynak olmadığını unutmamalı ve de hoyrat kullanmamalıyız. Arabamızı, halılarımızı sık sık yıkamamalıyız. Bulaşıklarımızı elde yıkarken makinenin harcadığı suyun üç katını harcadığımız hiç aklımızdan çıkmamalı. 
Peki saray kavgalarını bırakıp gerçek sorunlarımızla ilgilenmez isek bizleri nelerin bekliyor. 2050 yılına gelmeden dünyada ve de ülkemizde içilebilir tatlı su rezervleri ihtiyacımızı karşılayamayacak kadar azalacak. Birçok metropolün su ihtiyacını komşu illerden taşıma sistemlerle karşıladığımız bilinen bir gerçek. 2010 yılında yerel yönetimlerin yapısını değiştirdik. Tüm illerimiz daha özerk bir yapıya kavuşmuş durumda. Bu gerçeği hatırlatıp şu soruyu sormak istiyorum. Kocaeli’nde su sıkıntısı başladığında bu kenti yöneten yerel yönetim artık illerinden İstanbul’a su verilmeyeceğini açıklarsa ne olacak? “Su savaşı” şehirler arasın da yaşanması muhtemel bir gerçek mi?
Merkezi Washington`da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi,  1986`da Orta Doğu`nun Su Sorunu başlıklı bir rapor yayındı.  Raporda, bölgedeki kuraklığın artacağı, nehir debilerinin azalacağı, günlük hayatta suyun petrolden daha değerli olacağına yer verdi. Bir de kehanette bulundu:  Nil, Ürdün ve Fırat... Orta Doğu`da, gelecekteki bir savaş, mutlaka bu üç nehrin sularının paylaşılmasından çıkacak. Son yıllarda yaşanan bazı gerginlikleri düşündüğümüzde 1986 yılında yayınlanan raporun yavaş yavaş gerçekleşmeye başladığını söyleyebilir miyiz? Petrol, stratejik madde olarak siyasi ve ekonomik ilişkilerde temel belirleyici rolü oynamaktadır. Ancak enerji alanında petrolün alternatifleri çoktur. Unutmayalım ki hayat kaynağımız olan suyun alternatifi bulunmamaktadır. Yani suyun yerine bir başka madde ikame edilmesi mümkün değildir!
 

2094

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun