Takıntı?

15.04.2019         tkoc@comu.edu.tr

Merhaba arkadaşlar. Dilerim iyisinizdir.

       

            Zaman zaman yazdıklarım üzerinde düşündüğümde bu yazıya “Takıntı” başlığını atma ihtiyacı hissettim. Çünkü yazılarımda hep kavramlar üzerinde konuşup/yazıp bazı kavramları tekrar ettiğimi gördüm.

            Neden bazı kavramlara takıldığımı ve tekrar etme ihtiyacı hissettiğimi düşündüğümde güncel olayların beni buna sürüklediğini gördüm.

            Türkiye’de güncel durumda kavramlar değil kişiler konuşuluyor.

            Kavram: a. 1. Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı. 2. fel. Nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım, konsept, mefhum, nosyon (http://www.tdk.gov.tr).

            Kişi: a. 1. Kadın veya erkeğe verilen genel ad, şahıs, zat, nefer. 2. db. Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs: 3. ed. Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse (http://www.tdk.gov.tr).

            Bu takıntının yalnızca ses çıkarmak veya yazmış olmak için değil anlaşmak ve birlikte gelişmek için konuşmak ve/veya yazmak isteğinden kaynaklandığını düşünüyorum.

            Dünyada ve özellikle Türkiye’de kavramlar üzerinde konuşulup ortaklaşılmadığını düşünüyorum. Oysa anlaşmanın ilk adımı kavramlarda ortaklaşmaktır.

            Bilimsel çalışmalarda ve özellikle bilimin dili olarak ifade edilen matematikte işaret ve kavramların anlamı, farklı kelimelerle ifade edilse de bütün dünyada aynıdır.

            Yoksa nasıl anlaşacağız?

            İşte Türkiye’nin temel sorunu da bu.

            Örneğin herkes demokrasi istiyor ama her konu ilkeler üzerinden değil kişiler üzerinden konuşuluyor.

            31 Mart 2019 seçimleri sonrasında yaşadıklarımıza bakar mısınız?

            Demokrasi bu mu?

            Seçimlere katılan kişiler, gücü elinde tutanların işine gelmediğinde, kazansalar bile şu ya da bu bahane ile görev kendilerine verilmiyor!!!

            Kimin görevini/makamını kime vermiyorsunuz?

            Seçimle gelinen görevler daha sonra gücü elinde tutan kişilerin mi oluyor?

            Ama bir taraftan bakıyorsunuz demokrasi, hukuk ve insanlık dışı davrananlar bu kavramları hiç dilinden düşürmeyenler.

            Neden?

            Çünkü demokrasi mücadelesinde bile LİDER arıyor, tartışıyor ve konuşuyoruz.

            Neden?

            Bu bir sahtekarlık aslında. Bütün sorumluluğu lidere yıkıyoruz.

Ohh ne ala…

Bul bir lider.

Sen yan gel yat.

O her şeyi halletsin.

Demokrasilerde yok böyle bir şey. Demokraside herkesin hak ve sorumluluğu vardır. Herkes sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmeli ve haklarını da sonuna kadar aramalıdır.

Örnek mi istersiniz?

Bakın İstanbul CHP il örgütü ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na. Emek verdiler. Yani sorumluluklarını yerine getirdiler ve haklarını sonuna kadar arıyorlar. Elbette ki bütün Türkiye vatandaşları da bu demokrasi mücadelesine bizler de sonuna kadar destek vereceğiz.

Bu arada Mardin başta olmak üzere seçildikleri halde Kanun Hükmünde Kararname ile işlerinden atıldıkları için kendilerine mazbata verilmeyenleri de unutmuş değilim.

İşte bu nedenlerle “kavramlara” takıntılıyım.

Bu nedenle uzunca bir aradan sonra başladığım yazımda uzun uzun kavramlardan bahsettim.

Türkiye’nin geneli ve bazı kesimleri başta olmak üzere Çanakkale ile ilgili olarak pek çok bilimsel araştırma yürüttük ve halen yürütüyoruz.

İşte hem bu çalışmaların sonuçlarından hem de genel bilimsel verilerden hareketle Çanakkale başta olmak üzere doğal ve sosyal kaynakların kullanımı ile ilgili konuları tartışmak istiyorum.

En azından Çanakkale’de yerel yöneticiler göreve başladı.

Belki yazdıklarımızı/söylediklerimizi dikkate alırlar.

Belki?

 

 

 

 

 

 


770

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER