Umudun adı Eğitim Sen/KESK

09.05.2016         tkoc@comu.edu.tr

Merhaba dostlar. Güne sıcacık bir merhaba ile başlamak ne güzel. Geçen haftaki yazım “Vasiyetimdir” olarak çıkmıştı.

     

            Karşılaştığım dostlar böyle bir başlık kullanmanın ruh halini sormak ve anlamak istediler.

            Bu başlık ölüm korkusu, ölüme hazırlanma gibi durumlardan hareketle değil aksine insanın insanlaşma mücadelesi olan emek ve özgürleşme mücadelesinde çok önemli gördüğüm, herkesin de bildiği, birleşik mücadeleye dikkat çekmek amaçlı idi.

            Diğer taraftan hem doğal gerçeklerden hareketle hem de ülkemiz gerçeklerinden hareketle ölümün hep yanımızda olduğu bilincindeyiz. Bu bilincin verdiği rahatlık içindeyiz. Çünkü insan bir kere ölüyor. İnsan olabilme mücadelesi verdikten sonra ne zaman öldüğün sorun değil. Faşizm Türkiye’de her gün onlarca insanı öldürüyor ve daha dün Can Dündar’ı hedef aldı. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan anmasını yeni yaptık:

Bulut mu olsam,

gemi mi yoksa?

Balık mı olsam,

yosun mu yoksa?..

Ne o, ne o, ne o.

Deniz olunmalı, oğlum,

bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla (Nazım Hikmet Ran).

 

            Dostlar bir hafta önceki yazımda kaçınılmaz bir gereklilik olarak vurguladığım Birleşik Emek Mücadelesinin bir ölçüde gerçekleştiğini görmenin mutluluğu ile yazıyorum.

            Dikkat ettiniz mi halkı/emekçileri demokrasi mücadelesinden yani sokaktan uzaklaştırmak için her şey yapıldı. Hatta ülke kan gölüne çevrildi.

            Hep umutluyumdur ama faşizmin kan döktüğü zamanlarda kaygılanıyorum.

            Türkiye’deki ve Çanakkale’deki 1 Mayıs etkinliklerinde bu yıl bir başka güzellik vardı.

            Bu tip etkinliklerde sorumluluk aldığımda hem kaygı hem de mutluluk başka oluyor.

            Mitinglerde en mutlu olduğum anlardan birisi katılan her emek ve demokrasi örgütünü gözlemlemek ve onlar ile bir MERHABA’yı paylaşmaktır.

            1 Mayıs etkinliklerinde bulunmak ve bu etkinliklere Eğitim Sen ile katılmak beni çok mutlu etti.

            Eğitim Sen 100 yılı geçkin geçmişi ile emek ve demokrasi mücadelesinde belirleyici rolü ile yine gelecek Birleşik Emek Mücadelesinin umudu olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

            Bu güzel anları yaşarken Eğitim Sen neden bu kadar gerekli ve belirleyicidir diye sorma ihtiyacı hissettim. Bu kapsamda Eğitim Sen’de gözlemlediğim özellikleri paylaşarak görüşünüze sunmak istiyorum;

            Öncelikle emekçiler kendisini hangi etnik kimlikte tanımlarsa tanımlasın, hangi inanca sahip olursa olsun, cinsel tercihi ne olursa olsun Eğitim Sen içinde özgürce yer alabilir ve kendisini ifade edebilir. Eğitim Sen’de emekçileri bir araya getiren emek, barış ve demokrasi mücadelesidir.

            Eğitim Sen işleyişi ile mücadelesinde sorgulayıcı akıl ve bilimin yol göstericiliğini esas alır. Sorgulayıcı akıl ve bilimin yol göstericiliği insanlık tarihinin en belirleyici birikimidir. Buna ek olarak Türkiye Cumhuriyetinin, sonradan işletilemese de, kuruluş felsefesidir. İşte bu ilke Eğitim Sen içinde uygulanan ve mücadelesinin her aşamasında taşımaya çalıştığı yaklaşımdır.

            Haklar ve özgürlükler Eğitim Sen çalışmalarında savunulan ve yaşama geçirilen temel ilkelerdir. Bu kapsamda konuyu ele alırken genelde olduğu gibi “Haklar ve özgürlükler ama” yaklaşım kısırdöngüsüne düşmez. Haklar ve özgürlükleri etnik kimlik, inanç, cinsel tercih, yaş ve hatta insan ile sınırlı tutmaz. Bundan hareketle Eğitim Sen insan hakları, çocuk hakları, düşünce özgürlüğü, cinsel özgürlük ile ilgili haklar ve çevre sorunları gibi mücadelelerin hepsinde görmek mümkündür.

            İşte dostlar bu özelliği ile Eğitim Senin bu özellikleri 1 Mayıs etkinliği öncesi paylaştığım yazıda vurguladığım “Birleşik Emek Mücadelesi” önerisinin bir ölçüde gerçekleşmiş olduğunu göstermektedir. Eğitim Sen ile birlikte KESK’in diğer bileşenleri ve DİSK başta olmak üzere emek ve demokrasi örgütlerinin güç birliği içinde bir arada olması benim için mutluluk kaynağı idi. 1988 yılından bu yana Eğit Der sürecinden bu yana kuruluşuna emek verdiğim yapının gücü ve etkisini görmek beni mutlu etti.

            Eğitim Sen ve KESK’te herkes vardır ve tek başına hiç kimse yoktur.

            Dostlar bu emek, barış ve demokrasi mücadelesinde; emperyalizmin yerli temsilcileri başta olmak üzere, kişisel gelecek peşinde koşanlar, cumhuriyetin kuruluş felsefesini bilimsel düşünceden hareketle algılayamayanlar, dar siyasi bakış açılılar, siyasi bakış açısında doğanın bütünleşik birlikteliğinin temel çıkış noktası olduğunu göremeyenler, bu yapıyı kendi bakış açısına hapsetmek isteyenler, iş/emek üretmeyip kafakol ilişkisi ile öne çıkmak isteyenler, kişisel kapris içinde olanlar ve bunlar gibiler hep düşman oldular. Bu gibilerin tek yaptıkları iş Eğitim Sen/KESK karşıtlığı oldu ve hala oluyor. Bunlar saldırılarını eleştiri boyutunda tutsa sorun yok. Hele eleştirileri gelip yüzümüze iletse teşekkür bile ederiz. Bu saldırılar arkadaşlarımızın ölümlerine, hapiste yatmaları, sürgünlere, sendikalarımızın zayıflatılarak emek mücadelesinin yandaşlara teslim edilmesine ve pek çok olumsuz sonuçlara neden oldu.

            Bizim temel hatamız; her söylediğimizde haklı çıktık ama ifade ettiğimiz saldırılar nedeniyle emperyalizmin halkımızı teslim almasını, 4+4+4 ve bunlar gibi pek çok çirkinliği engelleyemedik.

            Bütün bunlarla birlikte, içten ve dıştan saldırılara rağmen bu gün umudun adı Eğitim Sen ve KESK bileşenleri ile mücadele arkadaşları olan DİSK, TMMOB ve TTB’dir.

            Bu konuda herkes istediği kadar dedikodu yapabilir ama konuyu tartışmak isteyenlerle görüşmeye her zaman hazırım. Eğitim Sen ve KESK bileşenleri ile mücadele arkadaşları olan DİSK, TMMOB ve TTB’ye saldırı ülkenin bu günü ve geleceğine saldırıdır.

            Teşekkürler dostlar. İyi ki varsınız.

Hani şimdi biz..

İnanın: 
        güzel günler göreceğiz çocuklar

        güneşli günler

                            göre-

                                  -ceğiz.

Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,

ışıklı maviliklere

                          süre-

                              -ceğiz..... (Nazım Hikmet Ran)

             Merak etmeyin bu yazıyı herhangi bir hastalık ya da sorundan hareketle yazmıyorum. Aksine kendimi hayli sağlıklı hissediyorum.

            Bu yazıyı neden yazıyorum?

            İki gün önce 10 Ekim 2015 Ankara katliamında kaybettiğimiz Ercan Adsızın eşi ve sendikada kadın sekreteri olarak beraber çalıştığımız arkadaşa telefon ettim. Eşini emperyalizmin saldırısında kaybetmiş bir yoldaşım ile konuşmak ne kadar zor. Konuşma konumuz 1 Mayıs mitingi sırasında ne yapacağımız idi. 10 Ekim 2015 katliamında Ercan arkadaşı yitirdiğimiz yerden birkaç dakika önce geçmiştik.

            1 Mayıs 2016 için sistem ne hazırladı bilmiyorum.

            Yeni ve daha büyük katliamlar hazırlamış olma olasılığı hayli yüksek. Bu konuda uzun uzun çalışıp bir sürü önlem aldık. Ama sistem istedikten sonra öldürüyor.

            Örnek mi istersiniz?

            Siz de biliyorsunuz ki binlerce örnek verebilirim. En sonuncusu ise 10 Ekim 2016 katliamının bütün yetkililerin bilgisinde adım adım geldiği bütün ayrıntısıyla ortaya çıkarıldı.

            Şiddet emperyalizmin beslendiği en önemli kaynaktır. Emperyalizm “Ölümü gösterip sıtmaya razı etme” işini çok iyi becerir. Güncel durumda ise Ortadoğu ve Türkiye ile ilgili bir plan adım adım ilerliyor.

            Planı hazırlayan EMPERYALİZM onu biliyorum da, hangi cinayeti kime işlettiğini bilemiyorum. Ama işin içine şiddet ve/veya ölüm girdiğinde kaybedenlerin çocuklar, kadınlar, yoksullar, emekçiler, işsizler yani kısacası toplumun büyük çoğunluğunun olduğunu biliyorum.

            Emperyalizmin maşalarının pislikleri; taciz, tecavüz, hırsızlık, yalancılık, ikiyüzlülük, kan, ölüm, korku kısacası FAŞİZM olarak çıkıyor.

            İşte tam da bu nedenle vasiyetimi yazıyorum. Bütün çirkinliklerin kaynağı sömürüyü önlemenin yolunu buldum ve paylaşmak istiyorum. Bu yazıyı yazdıktan sonda 1 Mayıs etkinliklerini gerçekleştireceğiz ve sistemin ne oyun hazırladığını bilmiyoruz.

            Buldum evet buldum.

            Sistem halkı inancı, milliyeti, konuştuğu dil, ten rengi, yaşadığı şehir, tuttuğu takım, giydiği elbise, sevdiği renk gibi herhangi bir nedenle bölüyor ve YÖNETİYOR.

            Çevreme bakıyorum ve emek, bilim, hak, özgürlük, adalet gibi insanı insan yapan değerler için uğraşan fakat birbirinin kuyusunu kazan küçük gruplara ayrılmış olduğumuzu görüyorum. Böyle olunca halk kendi katili ve kan emicisi olan emperyalizm veya taşeronları ile mücadele etmesi gerekirken birbiri ile uğraşıyor.

            Çözüm BİRLEŞMEK

            Evet, evet siz bunu biliyordunuz.

            O halde neden gerçekleştiremiyoruz?

            Çünkü yaşantımızı sorgulayıcı akıl ve bilimden yararlanarak verilen emek ile örmüyoruz. Savunduğumuzu sandığımız düşüncelerin felsefi altyapısına sahip değiliz. Sonuçta birleşemediğimiz için koyun gibi güdülüyor, sömürülüyor ve öldürülüyoruz.

            Çok mutlu olduğum bir mesleğim var.

            Eğitim ve bilim ile uğraşmaktan mutlu oluyorum.

            Buna ek olarak aynaya utanmadan bakabilmek için emek, demokrasi ve barış mücadelesi içinde yer alıyorum.

            Emperyalizm ve onun uşaklarının çirkinliklerini önlemek ve halkın hakkını alması için o kadar emek veriliyor ki anlatamam.

            Oturup konuşarak aşabileceğimiz sorunlar ve birbirimizi güzelleştirmek için kullanabileceğimiz düşünceler nedeniyle bölünüyoruz.

            Ama ….

            Ama ….

            Gibi pek çok şey sırlanabileceğini biliyorum.

            Bana göre hiçbir gerekçe emek, demokrasi ve barış isteyenlerin birlikte iş yapmasına engel olamaz veya olmamalı.

            Birleşmemizi engelleyen ayak oyunlarını aşmayı beceremiyorsak başarısız demektir. Bu konuda bahane sıralamanın bir anlamı yok. Ne gerekçe bulursak bulalım birleşemediğimizde emperyalizm kazanıyor/öldürüyor.

            Haziran 2013 yılını hatırlayalım.

            Birleştiğimizde neler oluyor?

            Çok güzel oluyor.

 

            Az önce 1977 1 Mayıs katliamında kaybettiğimiz Kıymet Kocamışı anma etkinliğinde idik. Emek, demokrasi ve barış mücadelesinde kaybettiğimiz ve şimdiki mücadelemizde yolumuzu aydınlatan yıldızları birleşik ve başarıya ulaşmış emek mücadelesini hediye etme sorumluluğumuz var.

 

            İşte bu nedenle dostlar içinde bulunduğum emek, demokrasi ve barış mücadelesini yaşadığım sürece devam ettireceğim. Bu mücadelenin başarıya ulaşmasının ön şartı olan birleşme mücadelesi de yaşamımın en temel mücadelesi olacak. Bunu mutlaka başaracağız.

            Olurda emek, demokrasi ve barış mücadelesinde başarıyı göremezsek bu mücadeleye sahip çıkacaklara vasiyetimdir; BİRLEŞELİM/BİRLEŞİN.

            Oturup konuşup, birbirimizi anlayalım ve emek, demokrasi ile barış mücadelesinin başarısı için birleşelim. Bunu başaramazsak emperyalizm bütün çirkinliğiyle hepimizi boğacaktır.

            Konuşalım ve birleşelim.

            İşte o zaman dünya daha yaşanılabilir olacak.

 

 


836

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun