ZAYIF İNSANLARIN DİYET KONUSUNDA ANLAMADIĞI ŞEYLER

30.07.2018         

Diyetler işe yaramıyor. Bilimsel bulgular ortada: Kalorileri azaltmak, uzun vadeli kilo kaybına veya sağlık yönünden kazanımlar elde etmeye yol açmıyor.

   Muhtemelen diyet yapan çoğu insan da şimdiye kadar bunu fark etmiştir. Hal böyleyken, aynı şeyi yine yapıyorlar ve geçen sene belirledikleri aynı kilo verme hedefini bu yıl tekrardan belirliyorlar.

 

Bunu anlamıyor gibi görünen tek grup ise, hiçbir zaman diyet yapmamış olan insanlar. Onların buna inanması özellikle zor, çünkü bu durum kendilerinin yemek yeme tecrübesiyle uyuşmuyor.

 

Örneğin Nicky’i ele alalım. Kendisi çoğu zaman makul bir şekilde yiyor, arada sırada da abur cubur tüketiyor ancak bu durum, onun kilosunu sahiden etkiliyor gibi görünmüyor. Kendisi diyet yapan biri değil. Kendisi, Doğal Olarak Zayıf Nicky ve kendi gözleriyle görüp kendi vücuduyla hissettiği şeye inanması şaşırtıcı değil. Yine de Nicky bunu yanlış anlıyor.

 

Bizler, diyetlerin niçin başarısız olduğunu uzun süredir araştıran araştırmacılarız. Diyette başarısızlığın standart bir şey olduğunu gördük. Ayrıca, kilolu insanların yüz yüze kaldığı damgaları da araştırdık ve diyet yapan insanların kiloları uzak tutamadığı zaman meydana gelen suçlama oyununa şahit olduk. Bilimsel bir bakış açısından, diyet yapmanın adil olmayan bir mücadele olduğunu anlıyoruz. Ancak karşılaştığımız birçok Nicky (sokakta, konuşma yaptığımız toplulukta ve hatta bilim insanı meslektaşlarımızda), diyet yapmanın işe yaramadığını söylediğimiz zaman şaşırıyor, çünkü bu, kendi gözlemleriyle bağdaşmıyor.

 

Adil olmayan bir mücadele

 

Nicky, beslenme şekli sebebiyle zayıf olduğunu düşünüyor fakat gerçekte genetik, onun zayıf olmasında devasa bir paya sahip. Ancak bütün övgüler Nicky’ye gidiyor çünkü insanlar onun beslenme şeklini görüyorlar ve genlerini göremiyorlar.

 

Pek çok kilolu insan, aynı besinleri aynı miktarlarda yeseler bile Nicky kadar zayıf olamaz. Onların vücutları, Nicky’nin vücuduna göre daha az kaloriyle çalışabiliyor; bu durum, kulağa iyi bir şey gibi geliyor (ayrıca kendinizi bir kıtlık içinde bulsaydınız böyle bir şey harika olurdu).

 

Fakat bu aslında, aynı yiyecekleri yedikten sonra bu enerjiyi kullanarak vücut sistemlerini çalıştırdıklarında, Nicky’e kıyasla yağ olarak depolanan daha fazla kalorilerinin kaldığı anlamına geliyor. Bu yüzden gerçekten kilo vermek için Nicky’den daha az yemek yemek zorundalar. Bunun ardından, bir süre diyet yaptıkları zaman metabolizmaları değişiyor ve bu sefer kilo vermeye devam etmek için yedikleri miktardan daha da az yemeleri gerekiyor.

 

Nicky’ye diyet yapmanın işe yaraması gerektiğini düşündürten şey, sadece genetik olarak verilmiş metabolizması değil. Diyet yapmayan biri olarak Nicky için kendi iş arkadaşının masasında duran bir kase çikolatayı görmezden gelmek gerçekten kolay. Ancak diyet yapan insanlar için bu çikolatalar bir aşağı bir yukarı zıplıyor ve “Ye beni!” diye bağırıyorlar. Diyet yapmak nörolojik değişimlere sebep oluyor ve bu değişimler, diyet yapmadan önceki zamana göre besinleri önemsemenizi daha muhtemel hale getiriyor ve besini önemsediğiniz zaman, bu değişimler sebebiyle onu düşünmeyi bırakmanız zorlaşıyor. Nicky bu çikolataların orada olduğunu unutabilir, ancak diyet yapanlar unutmuyor.

 

Aslında diyet yapanlar, onları artık çok daha fazla seviyorlar. Bunun sebebiyse, diyetin teşvik ettiği diğer nörolojik değişimlerin; hem besinlerin tadını daha güzel hale getirmesi, hem de besinlerin daha büyük bir dopamin hormonu hücumu oluşturmasına yol açması. Bu hormon, uyuşturucu bağımlılarının sevdikleri uyuşturucuyu kullandıkları zaman salgılanan hormon. Nicky’de, besinlerden gelen böyle bir hormon hücumu yok.

 

Üstelik Nicky, öğle yemeğinde doyuyor. Burada diyet yapanlar yine zorlu bir mücadeleyle karşı karşıya geliyorlar çünkü diyet yapmak, onların hormonlarını da değiştirdi. Sözde tokluk hormonu olan leptin seviyeleri düşüş gösteriyor, yani şimdi tok hissetmeleri için gereken besin miktarı daha da artıyor. Diyette baştan beri aç olduklarını hissediyorlardı ancak şimdi hiç olmadığı kadar aç olduklarını hissediyorlar. Bu noktada Nicky’nin diyet içermeyen sıradan öğle yemeği bile diyet yapan insanları doyuramaz.

 

İrade gücünüz nerede?

 

İnsanlar Nicky’ye bakıyor ve onun mükemmel iradesinden etkiliyorlar. Fakat aç olmadığınız zaman yemek yemekten kaçınmak, gerçekten irade şeklinde düşünülmeli midir? Bir yemeği önemsemediğiniz, beğenmediğiniz veya bir ödül hormonu hücumu elde etmediğiniz için onu yemekten kaçınmak irade midir?

 

Bu şartlar altında herkes yemeğe karşı direnebilir. Nicky’nin bu durumda irade gücüne gerçekten ihtiyacı olmasa bile, eğer ihtiyaç duyduysa, işlevini epey iyi bir şekilde yerine getirecektir çünkü kendisi diyet yapmıyor. Diyet yapmak, diğer her şeye ek olarak algıyı, özellikle de yürütücü işlevi bozar ki, kendine hakim olmaya yardımcı olan bir işlemdir. Bu yüzden diyet yapanlar, tam da daha fazla irade gücüne ihtiyaçları olduğu zaman daha az irade gücüne sahip olurlar. Ayrıca diyet yapmayanların, hiç ihtiyaçları olmasa bile bir sürü iradeleri vardır.

 

Ve elbette Nicky bu cezbedici yemekleri yiyecek olsaydı, kendi metabolizması, diyet yapan birinin metabolizmasına göre bu kalorileri daha fazla yakardı.

 

Bu yüzden Nicky’ye; hem kendisi için kolay olan bir işte, hem de diyet yapanların karşı karşıya kaldığı işten daha kolay olan bir işte başarılı olduğu için, hatalı şekilde övgü düzülüyor.

 

Buradaki acımasız ironi, birisi bir süre diyet yaptıktan sonra bazı değişimlerin meydana gelmesi ve bu değişimlerin, uzun vadede diyette başarılı olmayı zorlaştırması. Kiloları birkaç yıl boyunca uzak tutmak fiziksel olarak mümkün ve diyet yapanların küçük bir azınlığı bunu başarıyor. Ancak tüm bu zaman boyunca moralleri bozulmadan ve fizyolojileriyle her şeyi kapsayan bir mücadele yapmadan değil.

 

Diyet yapanların neden yıl başında diyet yapma kararı aldıktan sonra, kaybettikleri kiloları genelde yeniden geri aldıklarını görmek zor değil. Bu durum gerçekleştiği zaman şunların yapılmasını öneriyoruz: Eğer bir Nicky iseniz, diyet yapan bu kişilerin kendilerini maruz bıraktıkları özveriyi; ve siz kendi keyfinize göre tatlı yerken bu kişilerin ne kadar az yediğini unutmayın. Onların gösterdiği çabalar sizi etkilesin ve buna yeltenmek zorunda olmadığınız için minnettar olun.

 

Eğer diyet yapan biriyseniz, kendinize zayıf olmadığınızı fakat çok az kişinin kazandığı, adil olmayan bir mücadelenin içinde olduğunuzu hatırlatın. Odağınızı, egzersiz yaparak sağlığınızı geliştirmeye yöneltin (bu kilo kaybetmeyi gerektirmiyor) ve gelecek sene yıl başında farklı bir hedef seçmeye karar verin.

 

Kaynak:

1) Ozan Zaloğlu (popsci.com.tr)

2) Traci Mann, Minnesota Üniversitesi Psikoloji Profesörü ve A. Janet Tomiyama, Los Angeles California Üniversitesi Psikoloji Doçenti. Traci Mann, “Beslenme Laboratuvarından Sırlar” kitabının yazarıdır. Ayrıca ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü, NASA ve ABD Tarım Bakanlığı’ndan burs almıştır. A. Janet Tomiyama, ABD Ulusal Bilim Vakfı’ndan ve Robert Wood Johnson Vakfı’ndan ödenek almaktadır.


568

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER