Turgut Çamer

OLİGARŞİK KOLTUKLAR!



HAFTANIN SÖZÜ : “Hata etmek bir şey değildir. Hata ettiğini unutmak kötüdür.”
KONFÜÇYÜS

ÖNÜMÜZDEKİ  Milletvekili genel seçimleri 24 Temmuz 2011’de yapılabilirse; demek ki yaklaşık bir buçuk yıl kalmış.Seçim zamanında yapılmazsa, benim üç  öngörüm var:
a) 25 Temmuz 2010 - ( Buna göre, 5 ay sonra “baskın seçim” var!Ülke sathında acilen “Mağdur(!)”oyunu sahne alır ve bu seçim tarihi “kehanet” olmaktan çıkabilir.)
b) 26 Eylül 2010
c) 28 Kasım 2010   
Ben, izninizle şimdiden seçimlerin tarihi ve  sonuçlarından ziyade halkın gerçek temsilcileri olması gereken “vekillerin” belirlenişi üzerinde durarak, siyasi partilerdeki “oligarşik” eğilimlerin parti içi demokrasiyi nasıl yok ettiğini irdelemek istiyorum.
3 Kasım 2002, 22Temmuz 2007 ve daha önceki Genel seçimlerde de uygulanan Milletvekili adaylarının “belirleniş” yönteminin demokrasimiz için ne denli olumsuzluklar yarattığını kanıtlamak isteğindeyim.Bunu yaparken de siyasi partiler ve seçim yasalarında değişiklik taleplerinin Türkiye gündemine gireceğini öngörerek sesli düşünüp(!) “- bir katkı yapabilir miyim?” diyorum.
*
Hiç kuşkusuz, çoğulcu ve katılımcı parlamenter rejimin demokratik ilke ve yöntemleri parti içi demokrasiyi gerekli kılmaktadır. Sosyal alanda, çeşitli sosyal grup ve katmanların oluşması, kültürel alanda ise yine bu ortam içinde oluşup gelişen, norm ve davranış kalıpları bir bütün olarak ortaya çıkmaktadır. Bu unsurların demokrasi içinde önemleri tartışmasızdır. Bu nedenle, parti içinde düzenli bir değerler sistemini oluşturabilmek, özümsenmiş değer, norm ve ilkesel davranış kalıpları ile olanaklıdır. Parti içi demokrasiyi, bilgi, birikim,fikir, düşünce ve davranış bağından yoksun bırakarak; hırs, kişisel ve köksüz ayrılıklar, hakaret, dedikodu, yalan gibi antidemokratik ilke ve yöntemlere bağlı yürütmemek gereklidir.
Çağdaş bir siyasi parti yapılanması “akılcı” olmalıdır.Dinamik bir parti “cesur ve atılımcı”,ayni zamanda da “sentezci” olabilmelidir. Böyle bir partide alınacak kararların “tabandan - tavana” doğru alınmasını sağlamak, parti içi demokrasinin gelişimi açısından son derece önemlidir.Parti kitlelerin eğilim ve gereksinmelerinin “sözcüsü” olabilmelidir. Halkın siyasete katılımı açısından tabanın talepleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
Ulusal iradenin TBMM’ne eksiksiz yansıyabilmesi ve örgüt yapısı içinde demokratik tartışma ortamının yaratılarak,çoğulculuğa dayanan,geniş katılımlı siyasal kararların alınabilmesi, adil, eşit ve özgür seçimle “parti başkanı”, “örgüt” ve “adaylar” belirlenmesi, ancak “parti içi demokrasi”nin varlığı ile olanaklıdır.
*
Türkiye de siyasi parti örgütlerinin işleyişi, demokratik yaşamımızın bir anlamda “aynasıdır.” Maalesef,”Türkiye Osmanlı döneminden kalma tepeden inmeci kurumsallaşma geleneğini sürdürmüş” otoriter, despotik  bir imaj parti örgüt yapılarında da kaçınılmaz olarak yerleşmiştir. Geniş halk kitleleri siyasal katılımdan uzak tutulduğundan, yığınlar örgütleri yönetememiş ve karizmatik liderlere yönelme ve destekleme eğiliminde olmuştur. Tabi böyle bir örgütsel yapı içinde de lidere boyun eğilmektedir. Böyle bir platformda aslında parti liderlerinin çok işine gelmektedir. Çünkü tek seçici, lider ve sınırlı sayıdaki grubu parti içinde “ oligarşik” bir yapıyı doğurmaktadır.
“- Liderlerin konumu ve lider sultası her şeye karşın karizmasından (!) bir şey yitirmiyor.”
Örneğin: Her ne kadar “karizmatik liderler” doğal süreçlerini “seçim başarısızlıkları” ile tamamlasalar bile, hala ülkenin önemli partilerinin başında bulunabilmeleri yukarıdaki düşüncemi pekiştirmektedir.
Siyasi bir partinin karar alma mekanizması açısından demokratik bir işleyişe sahip olup olmadığına belli ölçütleri inceleyerek karar verebiliriz. Ancak, ben burada “aday gösterme yönteminin” partinin yada partilerin niteliklerini belirlediğini “aday gösterme yetkisi kimdeyse, partinin sahibi de odur (!)” kriterini yorumlamaya çalışacağım.
*
Özellikle parti liderleri, Siyasi Parti ve Seçim Yasalarında antidemokratik unsurların ayıklanarak demokratik seçim yöntemlerini yaşama geçirmek için hiçbir zaman samimi davranmadılar.Çünkü,onlar için önemli olan “TEK SEÇİCİ” olmaktı.
Aday belirleme yöntemleri her partinin tüzük hükümlerinde belirtilmiştir. Ancak, bu yöntemler demokrasi esaslarına aykırı olmamalıdır. Bu konu son derece önemlidir ve anayasal güvence altına alınması demokrasimiz açısından “olmazsa olmaz” koşuldur.
Halkın temsilcileri olması gereken “vekillerin” merkez yoklaması yöntemi ile “ genel merkez ve lider sultalarının vekilleri” olması Anayasa ve Demokrasinin özüne tümüyle aykırıdır.
Örneğin: Son yapılan iki genel seçimi ele alırsak, 3 Kasım 2002 seçimlerine giren partilerin aday listelerinde yer alanların yaklaşık 140’ını savcıların aradığı belirtiliyordu. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde aday yapılan ve  de seçilenlerin acaba kaçını savcılar arayıp da bulamadılar(!) Böyle bir tablo hazmedilebilir mi?..
“-İsteyen parti önseçim yapabilir” derseniz bu tabloya katlanmak zorundasınız!.. Ve de “OLİGARŞİK KOLTUKLAR!..”dan şikayetçi olamazsınız.
Serenofil ( Kuş ) (!) Derneğine yönetim kurulu üyeleri değil, halkın temsilcilerini seçiyorsunuz. - Bu benzetmeden maksadım, kuş severleri incitmek asla değildir-Parlamentoya giren insanların yapı ve nitelikleri belirleyicidir. Mecliste yasalar yapılır. Bu nedenle oraya girenlerin önemi tartışmasızdır.
“-Biz mühendisler, insan faktörünün önemine vurgu yapmak için şu örneklemeyi yaparız:
Bir fabrika yerinin seçiminde göz önünde bulundurulması gereken hususları içeren bir ampirik formül vardır. 8M + T formülü. Man, Motor Power, Ham Madde,Yol, Su, Elektrik, Ulaşım, Pazarlama koşulları, vb. varsa oraya fabrika kurulur denilir.
 Eğer 8M’nin 7’si var ve fakat Man yani, Adam(!) yoksa o fabrika hiçbir zaman rantabl (verimli) çalışamaz.”
*
Türkiye de Demokrasinin “olmazsa olmaz” koşulu;tüm partilerin milletvekili adaylarını partilere kayıtlı üyelerinin (delegelerin değil) katılımı ile yargı denetiminde yapılan “önseçim” yöntemiyle belirlemeleridir. Bu önseçim yöntemi bütün partiler için zorunlu olmalıdır. Bu düzenlemeleri yapmak için de, ABD Doları yada AB Avro’su gerekmiyor!..
*
Eğer “Aday Gösterme Yöntemi” yukarıda önerilen gibi olmazsa; önceki genel seçimlerde  olduğu gibi önümüzdeki seçimde de, 550 kişinin 550’side “kontenjandan” atanacak!
- Soruyorum?.. Hangi batı ülkesinde parlamentolar böyle dolduruluyor?
- Aslında, halk 50 yıldır kandırılıyor! “Milletin vekili” yerine parti genel başkanlarının deyim yerindeyse “kapıkulu-köleleri(!)” sandıkta onaylattırılıyor. Çünkü, milletvekili aday listelerinin düzenlenmesinde ne partilerin tabanının ne de halkın herhangi bir yetkisi ve tercihi vardır.Bu nedenle, gelecek seçim sonuçları da öncekiler gibi sorunları çözmeyecek sorun yaratacaktır.
- Neden mi? “%10 baraj” ve “tek seçicilik” ile beslenen “oligarşik” yapıyla değil 5 yılda bir seçim, isterseniz  5ayda bir seçim yapın, ezber bozamazsınız!..
SOMUT ÇÖZÜM NEDİR: “%10 Baraj” ve “Tek seçiciliği (!)” yasalardan çıkarmaktır.