Turgut Çamer

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ VE POLİTİKADA KADININ YERİ…



DEĞERLİ okurlarım, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Her hafta Çarşamba günü mektuplarım yayımlandığı için ben 5gün öncesinden “Dünya Kadınlar Günü’nü” kutluyor ve bu vesileyle de “Politikada Kadının Yeri” konusunda görüş ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
- Önce bu günün tarihçesi nedir?
- Yıl 1857. Yani 153 yıl öncesinde; New York’ta tekstil işçilerinin direnişleri ilk kıvılcım oluyor.Onlar, insani koşullar ve eşit haklarını öne sürerek, ağır çalışma, saat ve ücret düşüklüğünü protesto ederek greve gitmişlerdi.
- Yıl 1917. Yani 83 yıl öncesinde; Rus kadınları, 1. Dünya savaşında 2 Milyon askerin kaybedilmesi üzerine Rus Çarı’nı protesto etmek için ayaklanmışlardı. Bu isyan sonucunda Çar kadınlara “8 Mart’ta seçme hakkını” tanıdı.Böylece bu tarih “Dünya Kadınlar Günü” adını aldı ve uluslar arası bir gün olarak tüm dünyaca benimsendi.
***
Çağdaş toplumlarda kalkınmanın koşulu olarak benimsenen “eşitlik ve cins ayrımcılığına karşı” tavır, ülkemizde bunca süreç içinde sevindirici bir gelişme gösterememiş, ancak sorunun daha çok insanın kafasını kurcalamaya başlamasına önayak olmuştur.
Yıllar akıp gitmiş, yapılan inceleme ve araştırmalar şunu kesin olarak göstermiştir ki, gerçek bir eşitliğin makul bir süre içinde evrim ve iyileştirmelerle,kanun yapıcının cesur müdahalesi olmaksızın gerçekleşmesi olanaksızdır.
Ayrımcılığı kaldıracak tek şey “pozitif ayrımcılık” tır.Yani, kadın – erkek ayrımcılığına oturtulmuş bir toplum düzeninde bundan kurtulmanın yolu; ilk bakışta biçimsel bir eşitliğe ters gözüken bazı ayrıcalıkların kadınlara tanınması ve bu yoldan onlara ulaşabilmektir.
Örneğin: Siyasi partilerde kadınların günün uygun saatlerinde, uygun koşullarda çalışabilmelerini sağlayan kadın kolları örgütlenmesi,(kontenjan, kota, yönetim kurullarında kadınlara ayrılan sandalyeler, vb.) gibi...
Ayrımcılığın acısını yaşayan ve buna karşı mücadele edebilecek olan kadınlar ne yazık ki en etken yerlerde, parlamentolarda, karar organlarında ve yönetimde yeterince temsil edilememektedirler.Bunun başlıca nedeni; seçmen olarak yurttaşlık görevini yerine getiren kadınların “seçilmek” için ayni çabayı gösterememeleri, siyasi partilerin, özellikle üst düzeyinde çok az temsil edilebilmeleri ve siyasi partilerin  kadın adaylara listelerinde çok az yer vermeleridir. Kadınların ayrıca; sendikalarda, devlet dairelerinde, tüm karar organlarında azınlıkta kalmasıdır.
***
Kadınlarımıza, nüfusumuzla orantılı olarak söz konusu alanlarda yer verilmesi gereği ortadadır. Doğaldır ki bunun gerçekleşmesi için gerekli formasyon, eğitim ve fırsat eşitliğinin sağlanması şarttır.
Ne yazık ki kadınlarımızın bugün, %27’si okur-yazar değildir. %39’u ilkokul, %7’si ortaokul ve dengi, %5’i lise ve dengi, %2’si yüksekokul ve fakülte mezunudur.
-İnanılır gibi değildir ama; kız çocuklarımızın %32’si ilköğretimden yoksundur(!)
-Kız çocuklarının; İran da %7’si, Cezayir de %6’sı, Libya da %4’ü ilköğretimden yararlanamamaktadır!
-Kız çocuğu ne demektir?
-Geleceğin annesi!..Ancak, onlar ilköğretimden bile yoksun büyüyorlar ise onların çocukları nasıl olur?
-Onlar ve onların yetiştireceği bireyler, çıkarcı  siyasetçilerin “arka bahçe tuzağına!” düşmez mi?
Örneğin: Bazı siyasetçiler onların oylarını avlamak için yıllarca, şu sloganları seçim kampanyalarının temeli yapmadılar mı?
“ –Vatan , Millet, Sakarya(!)” edebiyatı ve “ Din, İman, Allah, Kitap, Ezan sesi, Kuran sesi(!)”diyerek, dince kutsal sayılan şeyleri fütursuzca istismar ederek seçmenin oylarını çalmamışlar mıdır? Oysa ,insanımıza gerekli formasyon, eğitim ve fırsat eşitliği sağlanmış olsaydı acaba, oylarını bilinçsizce kullanır mıydı?.
Dini ve ideolojik dayatmalarla kadınlarımız adeta ikinci sınıf bir varlık olarak görülmektedir. O kadar ki;
- Erkekle konuştu (!) diye diri diri gömülen,
- Para karşılığı (!) mal gibi satılan,
- Töre gereği (!) katledilen kadın ve kızlarımız…
* Kaybolan bir çocuğu bulmak için “çocuk bulma duasına (!)”çıkan insanlarımız var!..Tüm bunlar eğitimde ne kadar geri olduğumuzun göstergesi değil mi?
***
Kadınlarımız, yaşamın her alanında erkek ile ayni haklara sahip kılınmalıdır. Başta eğitim alanı “olmazsa olmaz” koşuldur.
Kadınlarımız hem kırsal hem kentsel alanda aslında üretimin içindedir. Ancak, toplumsal,siyasal ve yönetsel alanlarda karar verme mekanizmalarında toplumdaki yerine orantılı bir ağırlıkta yer alması sağlanmalıdır.
-Yaşamın her alanında kadına yönelik “şiddet ve tacize” karşı ve çalışma hayatında cinsel kimliklerinden kaynaklanan sorunlarını önlemek ve de “eşit işe - eşit ücret” ilkesinin uygulanması gerekmektedir.
- Kadın istihdamımız düşük olduğu için ülkemiz ekonomisinde telafi edilemez bir kayıp olmayacağından, “8 Mart”ı kadınlarımız için resmi tatil yapamaz mısınız?Meclisteki kadın milletvekilleri bu konuda yasa teklifinde bulunamazlar mı?Üstelik, “Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı bir kadın görev başında iken!..”  
***
Türkiye, 1924’te Tevhid-i Tedrisat ( Eğitimde Birlik ) yasasını çıkardı. Kadınlara seçme-seçilme hakları 1934’te bir yasayla verildi.Atatürk Devriminin gerçekten demokratik özünü oluşturan temel yasalardan birisidir bu yasa.Yasa çıkalı 76 yıl olmuş!.. 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde kadın milletvekili sayısı önceki seçimlerden fazladır. Sayıları 48’dir. Bugün, TBMM üye sayısının % 8.85’ini kadınlar temsil edebiliyor! Bu oranı batı parlamentolarıyla kıyaslamak mümkün müdür? 
-Karşı karşıya olduğumuz tablo budur!..
-Umarım önümüzdeki seçimlerde böyle bir tablo ile karşılaşmayız.
Ben, politikada kadının yerini belirlemede; konuya salt “KADIN HAKKI” kavramı ile değil “EŞİT İNSAN HAKLARI” yaklaşımı ile baktığımı belirtmek isterim.
Bu konuyu; toplumun “eşit birey yaklaşımı” olarak ele almakta kuşkusuz sayısız yararlar vardır:
- Neden?
“-Çünkü, insan soyunun yarısını kadınların oluşturduğu güneş gibi gerçektir.”
“- Kimse inkar edemez.”
DOSTÇA SELAMLAR…