Turgut Çamer

ULUSAL EGEMENLİK - ( HALK EGEMENLİĞİ )…



23 Nisan 1920’ de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’da açılmasıyla Türk Ulusu emperyalizmle her türlü bağını koparmıştı. Bu nedenle, 23 Nisan’ın dile getirilenlerin dışında derin bir anlamı var.
23 Nisan öyle bir tarihtir ki; büyük “uygar” devletlerden, Avrupa kamuoyundan, Paris Barış Konferansı gibi “adalet” dağıtan kurumlardan beklenti ve umudun kesildiği, kurtuluşun ancak, kendi iradesinde ve de namlunun ucunda olduğunun anlaşıldığı bir tarih.
23 Nisan 1920 ile “ümmet” toplumu geride kaldı. TBMM’nin açılması ile başlayan yeni bir devlet doğdu. Bu yepyeni devletledir ki Türkiye emperyalist işgali def etti, tam bağımsızlığını kazandı, “onurlu ve başı dik” bir ulus olarak ortaya çıktı.
*** 
Maalesef, bugün gelinen nokta hiçte iç açıcı değil.Türkiye’nin ATATÜRK döneminde borcu yok. Ama, ondan sonra gelen yöneticilerin elinde“borçla kalkınma (!)” politikası yüzünden iç-dış  borç sarmalına girmiştir.
Dünyanın en borçlu ve işsizi en çok olan ülkelerinden biri haline gelen Türkiye’nin savunması da NATO’ya emanet (!) Ülkemizin sermaye çevreleri Batı sermayesi ile iç- içe geçmiş durumda.
Batı /emperyalizm, epeydir Türkiye ye, “Osmanlı” muamelesi yapmaktadır. Düyun-u Umumiye geri dönmüştür.
Cumhuriyetimizin kazanımları, stratejik varlıklarımız “ özelleştirme ihaneti(!) ile haraç-mezat özel ellere ve yabancılara peşkeş çekiliyor,talan ediliyor, satılıyor.
Eğitimin ulusal karakteri her geçen gün biraz daha örseleniyor. Kuşkusuz, bunun sonucunda da yetişecek kuşaklar; “ÇÜŞ”(Çok Uluslu Şirket)’lerin  küresel pazarına hizmet edecek bir ideolojiyi benimseyeceklerdir.
Bazı üniversitelerimizde “yabancı dille” öğretim  yapılması sizce neden acaba? Yani Türk öğretim üyesi, sınıfındaki Türk öğrenciye dersi Türkçe değil, İngilizce veriyor! Bu uygulamaya bağımsız bir ülkede rastlanamaz. Yabancı dille öğretim ancak sömürge kalıntısı bazı ülkelerde var. Sanırım hiçbir eğitimci bu yöntemin doğru olduğunu söyleyemez. Çarşılarımızda, sokaklarımızdaki “İngilizce” tabelalar neyi anlatıyor!..
Ulusal bağımsızlığımız, ulusal egemenliğimiz ve ulusal onurumuz açısından ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Türkiye Cumhuriyeti, böyle bir aşağılanmaya daha fazla katlanamaz. Çünkü Türkçe bizi bir arada tutan en değerli varlıklarımızın başında gelir.
***
Şimdi sorulması gereken:
-Türkiye nasıl olmuştur da tam bağımsız bir ülke olmaktan çıkarak; siyasette, ekonomide, savunmada, eğitimde, dil ve kültürde bağımlı bir ülke durumuna geldi?
Türkiye’yi yönetenler, dünyanın en azgın emperyalisti ABD’yi “stratejik müttefik” olarak kabul ediyorlar. Onun işaret ettiği her yerde teslimiyete hazır ve onun lehine savaşmaya istekliler!..
- Peki neden böyle oldu, acaba köprülerin altından hangi sular aktı?
Bence, bu sorunun tek bir gerçek yanıtı vardır:
- Türkiye Sermayesi – Burjuvazisi; ULUSAL BAĞIMSIZLIĞA İHANET ETMİŞTİR!..
· Ancak, Türkiye’nin dizginlerini burjuvazinin elinden almanın yolu var. Sınıfsal örgütlenme işin anahtarı. Ulusal egemenlik bir sözden ibaret değildir. Ulusal egemenliğin özü, “Halk Egemenliği”dir.
· İşçisiyle, köylüsüyle, gençleriyle, ayağı havada olmayan aydınlarıyla (!) Türkiye’nin tam bağımsız bir ülke olmasını isteyen tüm halkımızın sınıfsal örgütlenmesiyle yarınlar aydınlanabilir. Artık halk kitleleri, figüran olmaktan çıkmalı ve başrole soyunmalı, ama;
 “ - İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitle(!)” masalına asla inanmadan.

Şair ne diyordu:
“ – Kalkın ey ehli vatan dediler”
“ – Kalktık”
“ – Birde baktık yerimize başkaları oturmuş!..”

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun…