Turgut Çamer

Test! – Tost!..



HAFTANIN SÖZÜ: “Bir ülkenin geleceği, o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.”
EINSTEIN
 
OKULLAR tatile gireli bir ayı geçti. Öğrenciler “sınav stresi” inden geçici olarak kurtuldu!..Orta öğretimdeki öğrencilere uygulanan sınavlar, sistemin ne denli karmaşık bir yapısı olduğunu velilerde, öğrencilerde yaşayarak yıllardır görüyor.Yaz-boz tahtasına dönen sınavlar sisteminin gençlerimize yarar değil, zarar verdiğine inanıyorum. Konunun uzmanlarının bilimsel çözüm önerileri de ne yazık ki; Milli Eğitimimizi yönetenlerce dikkate alınmıyor.
SBS ( Seviye Belirleme Sınavı), LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı); 4 günde 5 sınav işkencesi!.. Bu sınav cenderelerinden geçen çocuklarımız, öğrenebildikleri bilgilerle üniversite giriş sınavlarında çoğu dökülüyor. Örneğin; Matematik testinde 34 bin 248 aday  “sıfır” puan aldı! Çocuklarının aldığı eğitime güvenmeyen veliler de; “Dersane Sektörü”ne inanılmaz paralar ödeyerek çocuklarını “kurskolik!”yapıyor, onların başarılı olması için kendilerini de strese sokuyorlar.
***
Değerli okurlarım, burada kendi çocuklarımdan örnek vermek isterim. Bakınız, ben bir veli olarak ne yaptım:
Her iki oğlumu da ilkokuldan başlayarak devlet okullarında okuttum. Dersaneye yalnızca lise son sınıfta gönderdim. Üniversite sınavlarındaki soru tekniği, pratik ve yöntemlerini öğrensinler diye. Oysa; ortaokul ve lisede öğrenim görürlerken dersaneler onlara ücretsiz kurs verme teklifinde bulunmuşlardı. Kesinlikle göndermedim. Çünkü; çocuklarım “çocukluklarını–gençliklerini” yeterince yaşayamayacaklardı, yaşamalıydılar. Sonuçta; biri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi, Ankara’da Avukatlık yapıyor. Diğeri ise, Hacettepe Üniversitesi  Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksek Okulunu bitirdi ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencisi. Ankaragücü alt yapısında yetişti, çeşitli kulüplerde forvet oyuncusu olarak futbol oynadı. Türkiye Futbol Federasyonu’nun açtığı Antrenörlük kursunu bitirdi. Çanakkale de BJK Futbol Okulunu kurdu ve yönetiyor.       
***
Geçtiğimiz yaz, Kepez Beldesi’ndeki yazlık komşumun 8. sınıfta okuyan oğlu  Hacettepe Üniversitesi mezunu oğluma; öğretmeninin verdiği test sorularını sordu? Oğlumun ilk tepkisi: “ – Bu sorular lise son sınıfta sorulabilir!..” şeklindeydi. Bende merak ederek inceledim soruları, çok şaşırdım ve şu sonuca vardım. 8. sınıfta okuyan öğrenciye yüklenen bu müfredatın nedeni şu olsa gerek; öğrenciyi “– lanet olsun okumak!”noktasına getirmek!..
***
Dersane furyası ve sistem böyle sürünce parası olanla, parası olmayan arasında “fırsat eşitsizliği” de devam ediyor. Bu çarpıklığa da bazı aymazlar, şöyle bir gerekçe uydururlar:
“- Beş parmak bir olmaz!”
Bence;“– Beş parmak bir olmaz!”demek düpedüz düzenbazlıktır, sahtekarlıktır. Beş parmağın beşi de beşikten başlayarak adaletle beslenir. Hangisine bir iğne batırsanız canınız acır. Çocuklara baştan imtiyazsız, ayrıcalıksız her şeyi sağlayın. Yol, su, kitap, araç–gereç, besin, öğretmen, doktor gibi. Sınav alanına eşit koşullarda girilsin.”
 Siz, beş parmağa giden hayat damarlarını daha baştan ayrıcalıklı kılarsanız, o ülke çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilir mi?
***
Eğitimin amacı; özgür iradeli, yaratıcı, üretken, yurttaşlık bilincine sahip, yurtsever, evrensel insan hak ve değerlerini içselleştirmiş bireyler yetiştirmek olmalıdır.
 Eğitim sisteminin ilkeleri; çağdaş, uygar, nitelikli  bir toplumu gerçekleştirmenin başlıca güvencesi olmalıdır.
Gençlik; yaşanılan günlerin aynası, yarınların tek güvencesidir. UNESCO gençlik çağını, 15 – 25 yaş dilimleri arasında göstermektedir. Bu çağ, kişiliğin toplumsal nitelik kazandığı bir arayış dönemidir. Gençlik sosyal bir sınıf değildir. Ama her zaman önemli bir toplumsal güç olmuştur.
Ancak, gençlik ne halde? Ne görüyoruz: Günümüz eğitim sistemi karmaşa içinde; verimsiz, ezberci, hazırcı, okumayan, sorgulamayan ve araştırmayan bir sistemin ürünü olan gençler! Onlar, asla suçlu değiller…
- Eğitim sistemimiz, çocuklarımıza “düşünerek hareket etme alışkanlığını” kazandırıyor mu? Yani; sözlü ya da sözsüz bir davranışta mı bulunacaksınız? Önce düşüneceksiniz! Saatlerce mi? Hayır, söz veya davranışınızdan önce, karşımızdakine ve kendimize olan artı ve eksilerini, 2 – 3 saniye düşünecek ve öyle davranacaksınız! Buna karşın hata yapmaz mıyız? Yaparız, ama; en az hata yapmanın formülü de budur, diye düşünüyorum.
 * - Oysa, okullarımızda doğru-düzgün felsefe–mantık dersleri okutulsa; insanlarımızın çoğu “düşünme özürlü!”olmaz.
***
 Bir toplumda, teknolojik gelişmeyle koşut eğitim ve kültür gelişmiyorsa, önemli çelişkiler, çatışmalar, sorunlar var demektir. Toplumların birinci görevi, kendilerini sürdürmek ve geliştirmektir. Bu, ancak genç kuşakların nitelikli eğitimiyle olur.
 Türkiye de ilkokuldan başlayıp, yüksek öğrenime giden örgün eğitimdeki bozukluk ve düzensizliğin kökeni Osmanlı İmparatorluğu dönemine dayanır.
· 1909 – 1911 yıllarında Maarif Nazırı olan zat, Emrullah Efendi ne demiş:
· “ – Okullar olmasa Maarifi ne güzel idare ederdim(!)..”
Şimdiki Milli Eğitim Bakanlarımızda;
“ – Okullar kapatılsın! Dersaneler diploma versin(!)..”diyebilirler! Derlerse, şaşırmalı mıyız?..
SÖZÜN ÖZÜ: Aslında, SBS (Seviye Belirleme Sınavı)na kafaları “TEST!” karınları “TOST!” ile dolan çocuklarımız değil, MEB yetkilileri girmelidir(!)..