Turgut Çamer

DEPREM Röntgeni!..



DEĞERLİ okurlarım, Kurban bayramı öncesi yazdığım “Sevgi Apartmanı’nın Düşündürdükleri!..” başlıklı yazıma gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederim. İletileriniz, aylarca önce kaleme aldığım “Bir Ülkeyi Tanıyabilmek!” başlıklı makalemi yeniden okuyup gözden geçirmeme neden oldu. Oradaki özelliklerimize, hemen her şeyi ‘halının altına süpürme’ yeteneğimizi de eklememiz gerektiğini yazmayı unutmuşum! Özellikle, 23 Ekim ve 9 Kasım’da Van’da meydana gelen iki deprem bu özelliğimizi de anımsatmış oldu.
 
***
 
Van’daki “Bayram Oteli”nin sahipleri Aslan Bayram ve Tevfik Bayram kardeşlerin yalan söylediklerini gazetelerden okumuşsunuzdur. Ben bir kez daha anımsatmak istiyorum.
Aslan BAYRAM depremin ardından bakın ne demişti:
-“Ben de otelde kalıyorum. Deprem anında odama çıkıyordum. 4’ncü kattayken deprem oldu, üst kata fırladım ve kurtuldum. Biz 7.2’lik depremin ardından bütün kolonlara tek tek baktık ve bir şey yoktu. Kendi evlerimizden korktuk, otelde yattık. 4-5 mimar arkadaş geldi ve kolonlara baktı. İstanbul’dan gelen yetkin biri de ayni şekilde binayı inceledi ve otel sağlamdı. Bina güvenliydi, gerçekten korksam kendim yatmam orada. Otelimiz sağlam olduğu için depremden sonra ailemle birlikte otele yerleştik.”
Kız kardeşi Songül BAYRAM’ın sözleri:
-Ağabeylerim o gece sahip oldukları otelden ayrılıp uyumak için eve geldiler. Depremden aşağı yukarı 10 dakika önce eve geldiler. Kendileriyle de o sırada kapının ağzında konuştuk. Kendileri evlerine gitti. Biz de kendi evimize gittik. Kısa süre sonra da deprem oldu.”
 
Şaşkınsınız değil mi?
 
5.6’lık depremle yerle bir olan “Bayram Oteli”nin enkazından Aslan Bayram’ın hiçbir yakını kurtarma ekipleri tarafından otelden sağ ya da ölü çıkarılmadığı ve hastanelere de “Bayram” ailesine ait hiçbir yaralının tedavi için başvurmadığı belirlenmiş!..
- İyi ki de öyle olmuş…Ancak, o koca yalanı hangi Fay’a sığdıracağız(!)..
 
***
 
Şimdi, yani iktidara gelişinin 10’ncu yılına girerken AKP Hükümetinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir ”Afet Yasası” çıkarmayı akıl etti! “Afet Riski Altındaki Yapı ve Alanlar Hakkında Yasa Taslağı” riskli yapıların belirlenmesinden yıkımına değin düzenlemeleri içeriyor. Taslağa göre, bakanlığın talebi üzerine mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayır vasıflı taşınmazlara, muhtemel afete maruz bölgelerdeki ailelerin nakledilmesi ve kamu yatırımlarının yapılması amacıyla vasıf değişikliği yapılabilecek. Yine taslağa göre, afet riski altındaki alanlarda bulunan taşınmazların kamulaştırılmasında “anlaşma yolu” esas alınacak. Ancak, anlaşmanın sağlanmaması durumunda “acele” olarak kamulaştırma yapılacak.
Projeler TOKİ ya da Belediyeler aracılığıyla yürütülecek.
Vergi gelirleri ve 2B arazilerinin satışından elde edilecek gelirin % 90’ı yapılacak çalışmalarda kullanılmak üzere “afete hazırlık hesabına” aktarılacak.
* Umarız, bu kez toplanan paralar “Duble Yol, vs.ye” harcanmaz (!) Ders alınmış olur. Ders alınmış olmalı ki; Afet Yasa Taslağında “Bu hesaptaki paralar sadece afete hazırlık için kullanılır” ifadesi yer almış.
 
***
 
Sevgili Çanakkale OLAY okurları, üzülerek ifade ediyorum ki; ‘adaam sendeci’ duyarsız bir toplum olduk. Bu nedenle özeleştiriden kaçınma hakkımız yok. Biz kimiz? Neyiz? Nereye gidiyoruz? Ya da götürülüyoruz? Gerektiğinde acımasızca da olsa kendimizi sorgulamalıyız!.. 
Mesleki kariyer ve formasyonu ne olursa olsun ‘yarım herhangi bir işten asla rahatsızlık duymama’ özelliğimiz de son depremlerde iyot gibi ortaya çıktı!.. Deprem, adeta bir turnusol kağıdı gibi davranışlarımızın temel göstergesi oldu. Akılcı tutum ve davranış geliştirmemiz için acaba ‘depremin sık olması` mı gerekiyor? Çünkü, biz ancak o zaman inşaatları, müteahhitleri, yerel ve merkezi yönetimlerin sorumluluklarını aklımıza getirebiliyoruz.
Kavrama, karar verme ve uygulama yeteneksizliğimiz de cabası!
Sanki, ‘bize bir şey olmaz’ cahil cesareti davranışı iliklerimize işlemiş!..Biz bu cesareti; trafikte, denizde, gölde, gölette, kanalda göz göre göre göstermiyor muyuz?
Tabii ki, taşıyıcı kolonları sadece 4 adet demirle ve 20 cm kalınlığında incecik yapar, kolonlar kalın görünsün diye de çevresini briketle öreriz. Kat araları kolon bağlantılarını da yapmayız. Malzemeden çalarız!!!
Neden?
- Çünkü, “bize bir şey olmaz!..” İnşaatın her aşamasında denetim de yoksa, yarım yapılan işten de asla rahatsızlık duymayız. Çapımız bu!..
Neden-sonuç ilişkisini hiçbir zaman kurmayız. Çok sıkışırsak “Takdir-i İlahi”ye havale ederiz ve rahatlarız(!)..
Sözün Özü: “Biz Türkler tesadüfen yaşarız!.. Japonlar da tesadüfen ölür!..”