Konuk Yazar

Cemile B. Yazıcı



Yazılarınız sahte değil mi? Hakaret etmiyor musunuz? III
 
“Yazılarımız sahte mi? Hakaret mi Ediyoruz?” başlıklı yazısında Feride K.Yavaş ya da Demokrat Çanakkale ne yazıyor ve ne diyor, anlamaya çalışıyorum. Kaldığım yerden devam ediyorum (Siyahla yazılanlar Feride K. Yavaş’ın yazısından aynen alınmıştır.):
 
Paragraf 12’de şöyle yazmışsınız Feride K.Yavaş’lar:
“Sonra demiş siniz ki “sahte kişiler, sahte yazılar, sahte resimler”. Efendiler, sahte resimleri anladık da, sahte kişiler ve sahte yazılar nasıl oluyor? Bu yazı sahte mi örneğin? Sizin yazılarınızı gerçek yapıp, benim yazılarımı sahte yapan ne ola ki?”
Bravo Feride K.Yavaş’lar. İşte böyle olmalı. “Efendiler, sahte resimleri anladık” demeniz ne büyük bir cesarettir, ne yice yiğitliktir ki bu “iblisler” onu anlamazlar. Anlamazlar da size sahtekâr” deme peşine düşerler. Bu arada, şunu da söylemek istiyorum izninizle Feride K.Yavaş’lar, hep söyleyeceğim unutuyorum: O kadar  güzel “Efendiler” diyorsunuz ki, sanki peşinden “Milletin efendisi köylülerdir” diyeceksiniz diye heyecanlanıyorum! Siz böyle “efendiler, efendi efendi” dedikçe, “Atatürk’ün kadınları işte böyle olur!” diye haykırmak geliyor içimden, ama bunun konumuzla ilgili olmadığını da biliyorum. (Hiç öyle “Atatürk” nutuklarına girmeye gerek yok Feride K.Yavaş’lar aman ha, bu sadece bir metafor! Ya da “teşbihte hata olmaz” faslından bakın lütfen buna.)
 
Şimdi gelelim ne dediğinize Feride K.Yavaş’lar:
Yazınızda “sahte resimleri anladık da” derken “sahtekârlığımızı anladık” demiş olmuyor musunuz? Hemen peşinden “sahte kişiler ve sahte yazılar nasıl oluyor?” diye soruyorsunuz? Yani bir kere daha “biz sahtekârız” diyorsunuz, ama “kişilerimiz sahte değil, yazılarımız sahte değil” mi diyorsunuz.   Yoksa, “yüzde yüz sahtekâr değiliz de yüzde otuz sahtekârız mı” demek istiyorsunuz? Sahtekârlığı yüzde yüz değil de belli bir oranda yapmak olabilir mi diyorsunuz? Yani süte, sütü bozmayacak kadar su katılmasını olağan ve kabûl edilebilir mi buluyorsunuz? İyi…
 
İyi de az sahtekâr çok sahtekârdan daha iyidir diye bişey olmuyor mu bu  Feride K.Yavaş’lar. Sahtekâr “sahtekâr” değil midir? Yüzde otuzluk “sahtekâr” kısmınızı evde bırakıp da mı sokağa çıkıyorsunuz. Kendi yüzünüzü aynalı portmantoya takıp yüzsüz yüzsüz sokağa çıkıp, “medyanıza” gidip, doğal olarak yüzsüz olduğunuz için, yazılarınızı yüzsüz köşelerinizde yüzsüz yüzsüz mü yayımlatıyorsunuz. “Bundan doğal daha ne olabilir ki” mi diyorsunuz?  Bunu mu anlamamız gerekiyor?
Ee. Evet, gayet makûl görünüyor valla billa.
Bunu böyle düşünmeyip de başka türlü düşünenlerin alayı sahtekârdır aslında di’mi? 
Ah, efendiler efendiler… Kendini bilmez efendiler, aklınızı başınıza toplayın. Toplayın da Feride K.Yavaş’lara “sahtekâr” filan diye sakın olaki hakaret etmeyin lütfen.
 
Peki, Feride K.Yavaş’lar; kimseye çaktırmadan “Niye başkasının yüzünü koydunuz. Keşke hiç resim koymayıp yalnızca isminizle yazsaydınız, daha iyi olmaz mıydı?” diye sorsam “Ne yapalım, o kadar sahtekârlıkta olsun kanımızda var. Hah ha ha” demezsiniz di mi?
 
Biliyorum siz onu latife olsun diye koydunuz oralara, ama afedersiniz ‘kardeşim’ diyeceğim, “kardeşim, bu adamlar böyle latifelerden anlarlar mı. Sen bunların ne mal olduğunu bilmiyor musun, sizin adınızı sahtekâra çıkartmazlar mı sonra. Netekim işte “sahtekâr” olmadınız mı?”
 
“Kendi yüzünün yerine başkasının yüzünü kullanan sahtekârdır. Bilerek birilerini ya aldatıyordur  ya da gerçekten onların yüzü yoktur. Onlar, sadece efendilerinin yüzüyle yaşar.
 
Onlar ki, bugün efendileri şunlardır, şunların yüzünü; yarın efendileri bunlar olur, bunların yüzünü kullanır ve onların paltolarını taşır ve de protokol koltuklarında efendileri gelene kadar oturarak sıcak yerler tutar.” diye düşünmezler mi?
 
Eğer düşünenler olursa onları asla suçlayamazsınız Feride K.Yavaş’lar zira, bunun suçlusu sizsiniz. Sizsiniz çünkü yazdığınız lâflara dikkat etmiyorsunuz hep söylüyorum; “açık veriyorsunuz açık.” Vermeyin.
 
Şimdi bakın o kadar açık veriyor ve o kadar kendinizi, sözüm meclisten dışarı, “kepaze” duruma düşürüyorsunuz ki ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Sinirleniyorum da…
 
Ne diyorsunuz: “Biz hakkı savunur, Hakk’ın yanında dururuz. Sözlerimiz doğrudur, kalbimiz tertemizdir. Yalan söylemeyiz, iftira atmayız” diyorsunuz.  Tamam, çok güzel. Böyle diyorsunuz, ama sizin gibi değerli “hakkı savunan, Hakk’ın yanında duran” kullarının, Hakk’ınız tarafından da “kabûl” görmeyeceği, yanında duramayacağı korkusunu taşıyorum. Bu o kadar dehşetengiz bir durum ki, şöyle bir düşünün bakalım; meselâ, sahtekârlık yapıyorsunuz (üstelik bir de  kabûl de ediyorsunuz) ve bunu kimse bilmiyor, kimse fark etmiyor, kimse görmüyor sanıyorsunuz. Öyle mi?
 
Öyle değil! Bir kere en azından siz biliyorsunuz yaptığınız sahtekârlığı ki, söylüyorsunuz zaten? Hadi bunu da geçelim; “ne siz farkındasınız sahtekârlığınızın ne de kimse farkında” diyelim… 
 
Peki, bu sizin sahtekârlığınızı, Hakk’ınızın bildiğini, gördüğünü düşünmediniz mi hiç?
 
O’nun her şeyden haberdar olduğunu, her şeyi gördüğünü siz herkeslerden daha iyi bilmez misiniz ki, böyle bir şeyi  bile bile, nasıl, “sahtekârlık” yapıyorsunuz?
 
Başkasının yüzünü, başkasının ismini “benim yüzüm, benim ismim” diye nasıl kullanıyorsunuz? Hiç, Hakk’ınızdan da mı  korkmuyorsunuz?
 
Demezler mi ki; “Hakk’ına bunu yapan, kullarına kimbilir neler yapar?” Demezler mi? Sizin gibi Feride K.Yavaş’lar bunu nasıl kabûl eder?
 
Görüyorsunuz yazdıklarınız nerelere gidiyor. Onun için; dikkat. Dikkat. Dikkat.
 
Yani, şunu da mı düşünmediniz, “yahu bir de bunu efendilerimize danışsak, bir yanlışlık yapmayalım, yüzsüz yüzsüz ya da başkalarının yüzüyle, ismiyle  yazılar yazmak caiz midir” diye sormayı dahi akıl edemediniz mi? Yoksa sordunuz da efendileriniz “yapın ya Feride K.Yavaşlar” mı dedi?
 
Eğer böyle  olduysa o zaman sizin yakanızı kimseler kurtaramaz Hakk’ın elinden vallahi de billahi de ve de benim sözüm buradan da öteye gitmez.
 
Tamam, ben size inanıyorum: “Sözlerimiz doğrudur, kalbimiz tertemizdir.” diyorsunuz. Size inanmayanlar, siz bunu kırk kere de söyleseniz inanmayacaklardır. Bir kere onlar zaten, “siz”den değil. Değil, ama Feride K.Yavaş’lar siz de şunun biraz farkına varın: Ne söylediğinize dikkat edin. Çok lâf söylemekle, herkesi azarlamakla, efendiler demekle, kalbimiz temiz demekle, sözlerimiz doğru demekle sözler doğru kalpler temiz olmuyor. Çocuk kandırır gibi, “gel bakim teyzene çocuğum al şu elma şekerini” demekle cici teyze olunmuyor. “Nur-paş yüzünüzün altından dişlerinizi göstermemek için çok sıkı çalışmanız lâzım” dersem bana kızmayın lütfen.
 
Yazılarınızı ve yazıcılığınızı biraz gözden geçiriniz lütfen Feride K.Yavaş’lar. Son bir örnekle bu yazımı bitireyim:
Ne diyorsunuz?
“Yalan söylemeyiz, iftira atmayız. Karalama yapmayız. İhbarcı, gammazcı goygoycu değiliz. Olmayız, olamayız.” (Paragraf 12)
 
Bir de 8. paragrafın tamamında Hedef ve Olay gazetelerine bazı sorular yönelterek “Valiliğe ve Sendikaya ihbarda bulunuyorum, Olay gazetesinde kaç kişi sigortalıdır? Vergi borçları var mıdır? Resmi ilan şartlarını karşılamakta mıdırlar? Hodri meydan. Demek biz sahtekârız ha. Gidin mahkemeye de görelim, kimmiş sahtekâr, kimmiş mert olan.” diyorsunuz. Oldu mu şimdi yani?
 
Feride K.Yavaş’lar: Kendinizi ele vermemeye biraz daha gayret edin. Bu arada da,  ya yalan söylemeyin, gammazcı goygoycu olmayın ya da bu sözcükleri ağzınıza almayın lütfen. Neyseniz “o” olun.  Ya da dikkat edin. Dikkat. Dikkat.
 
Şunu da söyleyeyim izninizle lütfen bugünkü yazımı bitirirken: Feride K.Yavaş’lar, ne beni sevin, ne benim kardeşim olun, ne benim iyiliğimi isteyin. Dediğiniz gibi yaptığınızı “Allah rızası için yapın”. Bunu bana bildirmenize gerek yok ki… İllâ bişey olacaksanız “Yunus olun” yeter. (Yazınızda Mevlana ve Yunus geçen cümlenize bir daha bakınız lütfen, ne diyorsunuz?)
 
Dip not: Bahse konu yazı 30 Aralık 2011 tarihli Demokrat Çanakkale’de yayımlanmıştır.