Konuk Yazar

Ekrem TUFAN



BİLİMİN HALK DİLİNE ÇEVRİLMESİ
 
Ülkemizde en büyük sorunlardan birisi de halkımızın bilime yeterince ilgi göstermemesi ve itibar etmemesidir. Çok uzun süredir, hiçbir düzeyde bilimsel bir eğitim alamayan ve dinsel, muhafazakâr eğilimli öğretmenlerin elinde uyutulan bir toplumun, bilime itibar etmemesi doğaldır. Ancak, konumuz bu durumun irdelenmesi değildir.
 
Bu yazı, halkın teknik bilgi olarak nitelenebilecek bilimsel bilgiyi daha kolay anlayabilmesi için günlük dile çevrilmesinin nasıl yapılabileceği üzerinedir. Temel varsayımımız da, halktan bilimsel bilgiyle ilgilenmek isteyenlerin anlamakta zorlandıkları için ilgilenmedikleri ve bu durum düzeltilirse, bilime olan ilginin artacağı beklentisidir. Literatürde konu tartışılmakla beraber, bu konuda henüz bir yöntem önerilmiş değildir ya da biz ulaşamadık.
 
İşte bu nedenle, ÇOMÜ Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Y.O. bünyesinde geçtiğimiz dönem verdiğim Bilim Felsefesi Dersi’nin bir konusu da yukarıdaki başlık olarak seçilmiştir. Bu kapsamda, aşağıda bulabileceğiniz bir yöntem önerisi geliştirmiş bulunmaktayım. Yazının bir diğer derdi de, bu yöntemin eleştirilmesidir. Dolayısıyla, eleştiri ve katkılarınız benim için değerlidir.
 
BİLİMSEL BİLGİNİN HALK DİLİNE ÇEVRİLMESİ AŞAMALARI
1. Makalenin olası hedef kitlesinin belirlenmesi (Yöntem: Makale konusunun hangi mesleklere yakın olduğunun araştırılması vb)
2. Hedef kitlenin, makale konusunu günlük dilde nasıl tanımladığının (algıladığının) belirlenmesi (Yöntem, hedef kitleyi temsil edebilecek bir kişiyle makale konusu hakkında söylemeden sohbet edilmesi, sosyal medyada konuyla ilgili tartışmalar varsa, bulunup okunması)
3. Makaledeki teknik terimlerin en basit şekilde tekrar tanımlanması (Yöntem: Sözlüklerden yararlanılması)
4. Makalenin özet halinde tekrar kaleme alınması ve bunun okuyucuya metin içinde mutlaka söylenmesi. Varsa, mutlaka görsel materyal kullanılması (Yöntem: Makalenin kendisinde yoksa, Google görsellerinden yararlanılması)
5. Makalenin sınırlılıklarının özette mutlaka vurgulanması (genelleme yapılamayacağı, koşulların değişmesi durumunda sonuçların da değişebileceği, çalışmanın varsayımları vb)
6. Makaledeki bulguların ve sonuç bölümünün günlük yaşamla bağlantısının kurulması (Yöntem: Abartmadan (dozajında) magazinsel bir yön eklenmesi. Örneğin, Kim Kardashian bu konuda şöyle demiş türünden bir gazete haberi eklenebilir)
7. Hedef kitleden bir kişiye okutulup, anlaşılıp anlaşılmadığının test edilmesi ve varsa anlaşılmayan yerlerin tekrar kaleme alınması
8. Mümkünse, makalenin yazarına değilse de, aynı alanda bir uzmana okutulması
 
Öğrencilerimiz, araştırma ödevi olarak birer makale buldular ve yukarıda söz ettiğim yöntem önerisine göre bu makaleyi halkın anlayabileceği güncel dile kısaltarak çevirdiler. Aşağıda, bu çalışmalardan ilkini bulabilirsiniz. Görüş ve önerileriniz için etufan@yahoo.com
 
Saygılarımla…
 
Ekrem TUFAN

GEÇMİŞİN SAHİBİ KİM?
Arkeoloji, toplumların yaşamış oldukları topraklarda ki sanatsal ve kültürel değerleri çıkararak, teşhir ederek, insanların bu değerlerini yükseltmeyi, geçmişlerine sahip çıkmalarını ve köklerini öğrenmelerini sağlar. Arkeolojik çalışmalarla beraber “ geçmişin sahibi kim “ sorusu da gündeme gelir.  Etik açıdan bu soru günümüzde büyük bir tartışmaya ve fikir ayrılıklarına da  neden olmaktadır. Unesco ile birlikte kültürel miras evrensel bir kimlik almıştır.  Kültürel miras zaman içerisinde kendini evrensel kültürel zenginliğe dönüştürmektedir ki bu hepimize ait anlamına gelmektedir.

 
Fakat Hana Koriech Morel’ de yazdığı bilimsel makalede, UNESCO nun “Dünya Kültürel Mirasını” saptamada kullandığı kriterlerin tarihsel bir bakış açısı oluşturduğunu ifade edebilmek ve etik olduğunu söyleyebilmenin mümkün olmadığının altını çiziyor . Her ne kadar belli kriterler olsada her ülke kendi kültürel ve tarihsel mirasına sahip çıkmalıdır. Batılıların başkalarının geçmişlerini ve kültürel miraslarını korumak için yardım etmeleri, hak talep etmeleri, korunması gereken değerler ve düzenlemeler olarak bazılarına bunu empoze etmeleri ve bunu miras yoluyla geçen haklar olarak görmeleri farklı fikir grupları arasında tartışmalara neden olmaktadır.  Koloni yıllarından beri eserlerin yabancı ülkeler tarafından götürülmesi ve iadelerinin yapılmaması küçük politik oyunların göstergesidir. 1878 ve 1886 yılları arasında Berlin Müzesine Türkiye den parçalar halinde götürülerek orada yeniden kurulan Pergamon Altarı buna ne güzel örnektir. Profesör Jale İnanın,  Perge Ören yerinde(Antalya) yaptığı kazı esnasında bulduğu Herakles(Herkül) heykelciğinin  alt kısmının devamı olan üst kısmını Amerika ya yaptığı bir gezi esnasında tamamen tesadüf eseri bir müzede görmesi ve yaklaşık 30 senedir süren mahkemeler ve politik yazışmalarla eserin üst parçasının ancak bu sene bize iade edilmesi ise bir başka örnektir.
 
Etik unsurların, politik ve kamusal olaylarla unutulduğu ve bu durumun karmaşa yarattığı reddedilemez. UNESCO, kültürel zenginliklerin evrensel boyutta önemini korumak için bazı imkanlar sunduğunda, kıstas şudur; kentin dünyada bir çekiciliğe veya “ Dünya Kültürel Miras Sözleşmesinde” belirtildiği gibi seçkin evrensel öneme sahip olması gerekmektedir. Makalede de belirtildiği gibi bu özellikler çoğunlukla batıya yöneliktir. Örnek vermek gerekirse, UNESCO tarafından saptanan Dünya Mirası Listesinde, antik çağda oldukça gelişmiş bir uygarlığı temsil eden ve bu anlamda Mezopotamya ile birlikte dünya uygarlığının önemli bir parçası olan Mısır’a ait sade altı tane kültürel mirasın saptanması, ancak buna karşılık Almanya da 29, Fransa da ise 27 mirasın saptanmış olması önemli ve ilgi çekici bir ayrıntıdır. Türkiye den ise, ki medeniyetin beşiği Anadolu olarak geçer sadece 9 adet miras saptanmıştır. Bu durum da, değerlerin yönetiminde etik olmayan, göreceli değerlerle  politik oyunların döndüğünü göstermektedir.  Sahiplenmek ve geçmişin mirası olan değerlerimizi, eserlerimizi yaşatabilmek her topluluğun hakkıdır. Ancak konum belirleme yöntemi tartışmalıdır. Ayrıca korunmaya değer görülen yerlerin %1/3 ten fazlası klasik dönemden seçilmişken, %1 veya daha azı bir oran, İslami ve diğer dini anıtlar, endüstri alanları, mezarlar, sembolik alanlar, ve bölgesel yerleşimlerdir.
Örneğin, savaş süresince Irak kültürel zenginliklerinin yıkımı, Batı medyasında İncil’e dayalı referanslarda, Mezopotamya’nın merkezi pozisyonun değeri arttırılarak ve kentçilik ve erken yazılarla bağlantılar kurularak yayınlanmıştır. Batı’nın fikri “bu bizim de geçmişimizdir ve bu doğrultuda yükümlülüklerimiz vardır” yönündedir. Bu açıklamada, Irak’ın sahip olduğu Müslüman ve Arap kültürel zenginliklerinden hiçbirinden bahsedilmediği dikkat çekmelidir; bu “bizim” değil midir veya sadece “ onların” mıdır? (Hamilakis, 2003:108)
 
Evrensel Kültürel mirasın korunması kavramı altında yapılması gereken, tarafsız, etik, gerçekçi ve erdemlilik ilkesi altında değerlendirmelerde bulunmak mıdır yoksa  ideolojik ve politik amaçlarla etiğin rolünü unutmak mıdır?
 
* Aslı Pektaş, ÇOMÜ Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Y.O. Turizm İşletmeciliği Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi.
* Aktüel Arkeoloji, Sayı 2 , Eylül 2007, Kültürel Miras Kentlerinin anlaşılması ve Yönetiminde Etiğin Rolü adlı makalenin tarafımızca özetlenmiş halidir.