Turgut Çamer

17 Nisan Hüznü!..



DEĞERLİ okurlarım, “Köy Enstitüleri ve Bir Anı!..” başlıklı yazımı, iki yıl önce kaleme almışım. En çok okunan (1132 kez) yazılarımdan biri olmuş. Bugüne değin en çok okunan ve istek alan makalem ise; “Politika Ne Demektir?” olmuş. İnternetten ( 3091 kez ) okunmuş! Bu okunma oranlarını şu nedenle verdim; bazı medya eleştirmenleri ve reyting kuruluşlarınca ‘Politika ve Eğitim’ konularına karşı toplumun ilgisizliğine vurgu yapılması. Yerel gazeteler için, okurunun ilgisi bence azımsanmamalıdır.
 
***
 
Bu yıl, Köy Enstitülerinin 72. Kuruluş Yıldönümü. Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940’ta açılmış, 1954 yılında kapatılmıştı. Kapatıldığı 1954 yılına kadar, 21 Köy Enstitüsünde; 1308 Kadın ve 15.943 Erkek olmak üzere toplam 17.251 Köy Öğretmeni yetişmişti.
 
Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL ve İsmail Hakkı TONGUÇ’UN çabaları unutulmazdır. 28 Aralık 1938 tarihinde Bakan olan YÜCEL, tamamen Türkiye’ye özgü bu projeyi bizzat yönetmiştir.
 
Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda okuma yazma oranı % 5 bile değildi ve nüfusun % 80’i köylerde yaşıyordu.
 
Köy Enstitülerinin kurulması ve yaygınlaşması konusunda Pedagoji Uzmanı Halil Fikret KANAD’ın çalışmaları sonucu; zorunluluktan değil özveriyle öğrenci yetiştirecek ‘köye göre öğretmen’ fikrini savunmuştu. Kitaba, deftere, ezbere dayalı öğretim yerine ‘iş için iş içinde eğitim’ ilkesi uygulanıyordu.
 
Her Köy Enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin % 50’lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyor, geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi. Bu sayede öğretmenler kendi okullarını gittikleri köyde köylülerin işbirliği ile inşa ediyor ve devletin okul yapmasına gerek kalmıyordu.
 
* Örneğin; Hasanoğlan Köy Enstitüsü, diğer köy enstitülerini kuran köy enstitüsü öğrencileri tarafından inşa edilmişti.
 
Köy Enstitülerinden mezun olan öğretmenlere Branşına ve gönderilecekleri köye göre 150 parçaya varan araç-gereç veriliyordu. Öğretmenler bu araç-gereçlerle köylülerin de yardımıyla köy okulunu inşa ediyor ve köylülere hem modern tarım tekniklerini hem de okuma yazmayı, hatta müzik aletlerini çalmayı öğretiyorlardı.
 
Sabah erken, öğrenciler kızlı-erkekli halk oyunlarını oynayarak sabah sporlarını da yapmış oluyorlardı. Daha sonra kahvaltı yapıyorlar, ardından zorunlu okuma saati vardı. (Kahvaltıda yedikleri ekmeği kendilerinden önce kalkan öğrenci arkadaşları pişiriyordu)
 
Bu bakımlardan da Köy Enstitüleri “yaparak öğrenim” konusunda dünyada benzeri görülmemiş bir örnek oluşturmuş, birçok Akademik inceleme ve araştırmaya konu olmuştur.
 
***
 
Hasan Ali YÜCEL dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmişti. Köy enstitüsü öğrencileri her yıl 25 tane klasik roman okumakla yükümlüydü. Bu sayede zeki köy çocuklarından entelektüel birikimi olan aydınlar oluşuyordu. Bu aydın köy öğretmenleri en az bir tane müzik aletini çalmasını öğreniyordu.
( Ünlü Halk Ozanımız Aşık VEYSEL Köy Enstitülerinde öğrencilere bağlama çalmasını öğretiyordu) 
 
* Fakir BAYKURT, Talip APAYDIN, Ümit KAFTANCIOĞLU, Mahmut MAKAL, Mehmet BAŞARAN, Dursun AKÇAM, Pakize TÜRKOĞLU, Ali DÜNDAR, Hatun Birsen BAŞARAN, Mehmet USLU… gibi yazar ve düşünürler bu okullarda yetişmişlerdir.
 
Hasanoğlan Köy Enstitüsü, kapanmadan son yıl bitirme töreni etkinliklerinde; Molier’in “Zoraki Tabip” ve “Kibarlık Budalası”, Sofokles’in “Kral Oedipus”u, Gogol’ün “Müfettiş”i ve Shakespeare’nin “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı oyunları sahnelenmiştir. Amaç, toplumun sanat ve kültür hayatına katkıda bulunmaktır.
 
***
 
Sevgili Çanakkale OLAY okurları, Hasanoğlan Köy Enstitüsü Müdürü Rauf İNAN ve Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU köy enstitülerinin kapatılmasını; - “Atatürk Devrimleri karşıtlarınca başlatılan bir karşı devrim hareketi” olarak nitelemişlerdir.
 
* Açıldıktan beş yıl sonra Enstitüler hakkında; Komünistlerin, dinsizlerin yetiştiği fuhuş yuvaları olduğu söylenerek saldırı kampanyaları başlatılmıştı.
 
Mecliste Milletvekili Emin SAZAK’ın:
- Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar, demesi üzerine Hasan Ali YÜCEL:
- Bu çocukların her birinin birer ATATÜRK olması temenni edilir, şeklinde yanıt vermişti.
 Neredeen nereye!!! Boşuna 17 Nisan hüznünü yaşamıyoruz!
* Bence, Köy Enstitüleri deneyimi bugünkü eğitim sistemi içinde bile yararlı olabilir. Ancak, tüm okulları İmam Hatip okullarına benzetmemek koşuluyla (!)..Ve de bunu gerçekleştirebilecek Bakan ve Eğitimciler işbaşında olursa!..
 
SORU ŞUDUR: Sizce, bugünkü Milli Eğitim Bakanı; ‘meleler - mollalar’ elinde öğrencilerin her birinin birer ‘İmam’ olmasını mı temenni ediyor?