Konuk Yazar

Gülnur YILDIRIM



Kafa yormamız gereken
 
Bizim cahilliği ve bilgiyi tanımlayan o kadar çok atasözlerimiz vardır ki; bunlardan bir tanesi benim de çok beğendiğim ‘ birşeyler biliyorsan konuş da söylenenlerden ibret alsınlar, birşeyler bilmiyorsan sus da seni bir adam sansınlar.’ Bu atasözümüz bizi o kadar güzel anlatıyor ki; etrafımıza bir bakalım! otobüste, durakta, iş yerlerinizde, radyoda, televizyonda herkes her konuda o kadar çok söylüyorlar ki şaşırır kalırsınız.
 
Bilmek, bahsi geçen konuyu neden sonuç ilişkisi içerisinde çelişkiye yer bırakmaksızın değerlendirebilmek ya da o işi, istenilen düzeyde hayata geçirebilmektir. Bilginin ucu bucağı bilinmeyen sonsuz bir derya olduğunu düşünebilirsek ve bu bilginin milyonda, belki de milyarda birine bile ulaşmanın bir insan ömrüne sığdırılamayacağını kavrarsak, ne kadar cahil olduğumuzun farkına varmış oluruz.
 
Tüm canlıların yaşamının sürekliliği havanın karbondioksit-oksijen dengesine ve besin üretilmesine bağlıdır.Bu koşulların canlılara bitkiler tarafından bahşedildiğini bilmeyen bir inşaat mühendisinin ağaçları keserek yerine beton yığınları dikmesi mühendisin ne kadar cahil olduğunu göstermez mi?
Kız çocuklarımızın 13-15 yaşlarında evlenmelerinin önünü açmak, bu insanın 30 yaşına kadar 10 tane çocuk doğurup 35-40 yaşında ölmesine ya da bir ölüden farkının kalmamasına neden olmak sizce bir cinayet değil mi? Kadın doğum uzmanının kontrolündeki bir anne adayının cocuğunu dünyaya getirirken sağlık durumu ne derece bozulup bozulmayacağını bilmeden konuşmak, çocuğun sezeryanla mı,yoksa normal doğumla mı yapılacağı kararını dışardan vermek cahillik değil de nedir? Siz kontrolsüz doğumlarda her bin çocuktan kaçının, her bir anneden kaç tanesinin mezarlara koyulduğunu hiç araştırdınız mı? Sizce de asıl cinayet bu değil mi?
 
Canlıların yaşamındaki olumsuz gidişata dur demek, cinayetleri önlemek bağırmakla çağırmakla, aklımızın ermediği konulara burnumuzu sokmakla olmaz. Problemleri aşmanın yolu işleri konunun uzmanına bırakmaktan geçer. Bilmeyenler bilsin kikimse kimseye sınırsız yetki vermemiştir. Hele hele özel hayatlarımıza burun sokmak kimsenin haddine değildir.
 
Bir bireyin ömrünün ait olduğu toplumun ömrüyle kıyaslarsak, esas olan bireyin değil, toplumun yaşamını organize etmek olduğunu biliriz. O zaman kafamızı yormamız gereken şey, birilerinin 3 çocuk-5 çocuk doğurması değil bütün dünyanın neden nüfus planlaması yaptığıdır. Konunun uzmanları bilir ki dünyada besin üreten canlılar, yani bitkiler, ancak 15 milyar insan nüfusu doyurabilme kapasitesine sahiptir. O da ancak kaşık kaşığa bir paylaşım olursa. Böyle bir paylaşımın da en azından şimdilik olması mümkün görülmemektedir. Afrika’da insanların toplu ölümleri ve besin yetersizliği çekmelerinin nedeni de budur. Görülüyor ki birilerinin açgözlülüğü binlerce insanın ölüm nedeni olabilmektedir.
 
Doğada beslenme zincirinin özü canlıların birbirini yemesine bağlıdır. Canlıların bu şekilde birbirlerini yemeleri, canlı toplulukları (populasyon) arasında bir denge oluşturur. Bu topluluklardan birinin beslenme açısından avantaj kazanması o topluluğun (populasyonun) hızla çoğalıp büyümesini sağlar. Bu avantajlı topluluğun hızlı büyümesi onların besin ihtiyacını da arttıracağı için beslenme zincirlerindeki bazı populasyonlar yok olur. Süreç içerisinde besin sıkıntısı çeken avantajlı topluluklarda açlıktan toplu ölümler başlar. Bu ölümler belki de o avantajlı türün de tarihten silinmesinin bir nedeni olur. ‘Dünyada şu anda insan populasyonun avantajlı bir topluluk olduğunu düşünecek olursak, insan nüfusu 10 milyarları aştığında neler olabileceğini hayal edin.
 
Bu gerçekleri bilmeden ya da bu gerçekleri umursamadan futursuzca davranmak şimdiden, torunumuz da dahil, milyonlarca insanın katili olmak anlamına gelmez mi?