Konuk Yazar

Saim YAVUZ



Sesimizi duyan var mı, var mı?...
 
27 yıl önce annesinin, safra kesesinin alınmasından dolayı ciddi mide rahatsızlığı çektiği Prof. Dr. Hüseyin Özdemir, annesiyle birlikte yaşadığı üzücü bir “hastane” olayını anlatıyor Yaşam Gazetesi’nin 15 Ağustos günlü yayımında. Ve o olaydan 27 yıl sonra “Ne değişti?” diye soruyor. Cevabını sayın Özdemir yine kendisi veriyor: “Zannediyorum birçok yerde aynı olaylar maalesef hâlâ yaşanıyor. Yaşanmasın diye doktor olmaya karar vermiştim, bunca yıla rağmen alınan mesafenin kısalığı içimi acıtıyor.” Benim de içimi acıtıyor sayın Özdemir. Ben, babamı hastanede “kaptırılan” hepatit C’den dolayı kaybettim 18 yıl önce. Ve tam 43 yıl önce Ankara Hacettepe Hastanesi’nde gördüklerim ve yaşadıklarım…
 
27 yıl önce; hastaya muamele, muayene ya da tedavi için beklemeler, doktor kuyrukları, ciddiye alınmayan canlar ve yetmeyen yataklar… Ve 27 yıl sonra da aynı dertler, aynı eksiklikler… Hastanelere yolu düşüp de “oh be insan gibi muamele gördüm ve insani koşullarda tedavi oldum” demiyenler kadar, diyenler de vardır kuşkusuz.
 
Sayın Özdemir, “Tüm doktor arkadaşlarımız derdimizi bir senedir anlatıyoruz,” diyor ve şunları söylüyor: “Fark ettim ki sadece bizi dinleyen ve alkışlayan insanlar var. Gelin hep beraber şu hastaneyi yapalım, şu kadar metrekaresini ben yapayım, demirini ben, çimentosunu sen ver, olsun ya babamın anamın hayratı olsun diyen yeterli sayıda insanımızı maalesef çok göremedik. Her sabah Çanakkale’nin şehitliğine bakarak sahip çıkılmanın ne olduğunu görerek uyanan vicdanlı insanlar. Buralara sahip çıkmayı arzulayarak burada size hizmet eden bu sağlık ordusuna sahip çıkın, sahip çıktığınız ölçüde kazanan yine siz ve ailenizle birlikte tüm Çanakkale olacaktır. Son sözlerimi affınıza sığınarak biraz sitemle bitirmek istiyorum: Sesimizi duyan var mı?” Var hocam. Bu ülkede “sesimi duyan var mı”ya, karınca kararınca vicdanı ve sesi olan herkes yanıt vermektedir ve veriyor. Ses vermeyenler de yok mu?
 
Var hocam:
27 senedir anlattığınız sıkıntıları ve çekilen acıları dindirmeyen bir “Sistem” var.
27 senedir yatakları tamamlamayan bir “Sistem” var.
27 senedir hastaneleri yeterli hale getirmeyen bir “Sistem” var.
27 senedir meslek insanlarının, meslek odalarının, hastaların, hasta yakınlarının feryatlarını duymayan bir “Sistem” var.
27 senedir “ben bilirim” diyen bir “Sistem” var.
27 senedir sağlığa bir sistem oluşturamayan bir ““Sistem” var.
27 senedir yolsuzluğu, usulsüzlüğü, keyfiliği, sağlıktan çok daha besleyen bir “Sistem” var.
27 senedir sağlığı, sağlıktan çok devlet kaynaklarını siyasi çıkarlara göre kullanan bir istem” var
27 senedir “yardımsever”lerle sağlık sistemi yürüten bir “Sistem” var.
27 senedir “sağlık sorunu diye bir sorun kalmayacak” diyen bir “Sistem” var.
27 senedir sağlıktan çok silahlanmaya bütçe ayıran bir “Sistem” var.
27 senedir “Çanakkale Şehitliği”ni dillerden düşürmeyen, ama sağlık sorununu çözemeyen bir “Sistem” var.
27 senedir sağlık ordusuna sahip çıkamayan bir “Sistem” var.
 
Var işte hocam görüyorsunuz. Mutlaka görüyorsunuz da bu vatandaş, bu iş adamı memleketin hangi bişeyine sahip çıkacak, hangi bişeyine; eğitimine mi, sağlığına mı, istihdamına mı, yoluna mı, suyuna mı, yoksuluna mı neyine yetecek, yetişecek?
 
Bu 550 milletvekili koşa koşa gittikleri Ankara’da hangi sistemi “sistemleştiriyor” diye sorsak mı acaba?
 
Sesimizi duyuyorlarsa bunu bize anlatmalarını isteyelim mi hocam?
 
Bir öneri notu: Çanakkale Savaşlarının 100.yılı kutlamaları nedeniyle proje arayışı içinde olan Kurul’a, “o topraklarda şehit ve gazi olanların anısına, onların çocuklarına ve torunlarına bir saygı nişanesi olarak 2015’e, tam donanımlı 1000 yataklı bir hastane yapın” önerisinde bulunsam, manasızlık mı etmiş olurum.