Konuk Yazar

İbrahim GÜL



Aydın Dağlarından Kazdağlarına
 
Dağlarından yağ ,ovalarından bal akan topraklarda, Küçükmenderes’in Aydındağları eteklerinde doğmuşum ellibeş yıl önce. Gözümü toprakta açmışım. Tütünün acısında, incirin- üzümün balında, ak pamuğun aydınlığında, ak alınların alın terinde büyümüşüm. Çocukluk düşlerimin köy öğretmenliğini yapmışım cennet yurdumun dört bir köşesinde. Yeniden dünyaya gelsem, yine köy öğretmenliği yaparım, aynı sevgi aynı aydınlanma mücadelesiyle. Küçükmenderes’ten, Karamenderes’e, otuzyedi yıl önce geldim, okumaya. Geliş o geliş. Yirmisekiz yıldır Karamenderes’in doğduğu, bin pınarlı İDA’nın,bereket ‘’tanrısı’’ Kazdağlarının köylerinde, kentlerinde yaşıyorum. Evlenip-barklanmış,çoluk çocuğa karışmışım Kazdağlarının nefesinde, suyunda, bereketinde.
 
Son yıllarda, Karamenderes’in üstünde kapkara bulutlar dolaşıyor AK yalanlarla. Yüzlerce yıldır insanlığı birbirine kırdırmaktan başka bir BOP’a yaramamış, sarı şeytan; altının siyanür zehiri dolaşıyor, dağlarımızda, sularımızda.18 Mart 1915’te Boğazımızdan geçemeyen sömürgeciler, doksanyedi yıl sonra, ardımızdan dolanarak, Ümüğümüzden; Kazdağlarımızdan boğmak istiyorlar bizleri,’’yerli işbirlikçileri’’ aracılığı ile.
 
Yüzbinden fazla yurttaşımızın tek içme suyu kaynağı, Atikhisar Barajımızın su toplama havzası; Kuşçayırı Köyü yakınındaki Kayalıdağ TRT vericisinden, Aladağ’a,1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün su içtiği, tarihi Balaban Çeşmemizin Balaban Tepesinden Kirazlı’ya; Tatlısu çeşmelerimizin kaynağı Ağı Dağımızın önündeki Dededağ ve Bodurlar Köyümüze kadar, yüzbinlerce ağacımızı kesmek, milyonlarca ton toprağımızı siyanür zehiriyle bulaştırıp, yerüstü ve yeraltı sularımızı zehirlemek istiyorlar. Ne için? Savaştan ve kandan başka bir BOP’a yaramayan, sarı şeytan altın cevherini, uçaklarına yükleyip, kendi ülkelerine götürmek için.
 
Yetmedi !! İkinci bir Ağı Dağımız daha var, Çan-Bayramiç-Yenice İlçelerimizin ortasında. Üç yıl görev yaptığım yıllarda tanımıştım, bu gözlerden ırak yeryüzü cennetini. Kazdağı Göknarı, çeşit çeşit meşesi, karaçamı, kestanesi, ıhlamuru, Ciğer gölü yatağında biricik kalmış kayın ağacıyla.. Yirmi yıl önce ilk görüp sevdalandığım bu Cennet Ağı Dağı’nın üstünde karabulutlar; İçinde siyanür tacirleri dolaşıyor bugünlerde. Lütfen, geç kalmadan, bu sonbaharın renkler cümbüşünde, Çan Ağı Dağımızı gezin dostlarınızla. Kestanelerimizden tatsın sevdikleriniz. Gezin bu Cenneti ki; görün kara bağrına saplanmış yüzlerce altın sondajlarını..
 
Biliyor muydunuz? Çan ve Biga Ovalarımızı sulayıp, Karabiga’da Marmara Denizimize dökülen Kocabaş Çayı (Granikos) Çan-Ağı Dağımızdan doğuyor. Ayrıca, Bayramiç, Ezine , Kumkale Ovalarımıza (Troya) bereket taşıyıp, Çanakkale Boğazımızın Ege Denizi çıkışına dökülen Karamenderes Çayımız da (Skamenderos) Cennet Ağı Dağımızdan doğmaktadır. Bitmedi. Ağı Dağımızın sayısız pınarlarından Karadere Pınarı, tam yirmi üç köyümüze içme suyu sağlamaktadır. Hemen yanı başındaki Aksu Pınarı, Çan İlçe merkezimizdeki yirmiden fazla tatlı su çeşmesine hayat taşımakta..
 
Ağı Dağı kestaneleriyle geçimini sağlayan Söğütalan Köyü ile, altın sarısı elma bahçeleriyle ünlü Karaköy’ün; adına yaraşır Nene Hatunlarıyla ünlenmiş Kızılelma Köylerimizin tepelerine siyanür havuzları haritalandırılmıştır utanmazca. Oysa Ağı Dağı,18 Mart 1953 günü, altıyüzelli canımızı alan, Etili-Yenice Diri Fay (deprem) Kırığı üzerindedir. Fay kırığı üzerindeki üç kaplıcadan, Bardakçılar Ilıcası karşısındaki, yediyüzelli metrelik sıcak su sondajı; doğa ve termal turizmi, yakın çevredeki yoksul köylülerimize yüzlerce seracılık, Çan İlçemizin tüm konutlarının ısıtılmasında kullanılabileceği mümkünken; tam otuz yıllığına, kimlere ‘’rehin’’ verildiğinden haberiniz var mı?
 
Çanakkale Çevre Platformu’nun sesine kulak verelim; Sanki Cennet Kazdağlarımızdaki dilsiz, ayaksız ve de çaresiz ağaçların yaprakları kımıl kımıl bir şeyler anlatıyor. Olacakları sezmişler. Her şey, her bir parçası çığlık içinde. Böceklerin, kuşların, ayıların, çakal, kurt, tilkilerin seslerini duyuyorum. Telaşa kapılıyorum. Yüreğimize sıkılan siyanürü defedebilmenin telaşı içinde tüm köyler. Yaşama hakkı için, doğa için, Allah için durdurun diyorlar. Delikanlı Göknarlar, sıra sıra, her biri göğe uzanıyor. Meşeler, çamlar, kestaneler kardeş olmuşlar koyun koyuna. Yeşilin, sarının her tonunun görkemini sergilemişler. Doğanın suları çağlıyor, mağralarda, çağlayanlarda. Bizleri çağırıyorlar çığlık çığlığa; Durdurun Bu Katliamı !!...