Turgut Çamer

ÖĞRETMENLER GÜNÜ



Değerli okurlarım, Çanakkale’mizin Kepez Beldesi’nde 3.5 aylık yaz ikametinden sonra Ankara’ya döneli bir hafta oldu. Diş sorunum nedeniyle Kızılay’da doktoruma giderken, Milli Müdafaa caddesinde ataması yapılmayan öğretmenlerin eylemiyle karşılaştım. Öğretmenler diplomalarını yakıyorlar, 13 yıldır atama ve unvan beklediklerini haykırarak tabut taşıyorlardı! İki gün sonra 24 Kasım “Öğretmenler Günü” kutlanacak!..
 
***
 
Önce, izninizle “Öğretmenler Günü”nün tarihçesine bakalım; Okuma-yazmayı yaygınlaştırmak için okul çağı dışındaki yurttaşlara okuma-yazma öğreten okullar açıldı. Millet Mektepleri (Ulus Okulları) adı verilen okullarda Atatürk yazı tahtasının başına geçerek dersler verdi. Bakanlar Kurulu 11 Kasım 1928 günü yaptığı toplantıda ATA’ya ‘Ulus Okulları Başöğretmenliği’ unvanını verdi. 24 Kasım Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür.
 
Atatürk’ün 100. Doğum Yıldönümü olan 1981 yılında, 24 Kasım’ın her yıl “Öğretmenler Günü” olarak kutlanması kararlaştırılarak yasalaştı. 31 yıldır, 24 Kasım “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmaktadır.
 
***
 
Tablo nedir?.. Neyin kutlaması?.. Biraz irdeleyelim…
- Öğretmen olmuş ama ataması yapılmayan yaklaşık 400 bin genç öğretmen.
- Resmi öğretmen açığı 200 bin.
- Dışarıdan ücretli çalıştırılan öğretmen sayısı 63 bin.
- 2005-2012 yılları arasında atanamadığı için intihar eden öğretmen sayısı 36.
- Atanamayan Şafak BAY öğretmen kanser oldu, ölüp gitti.
- KPSS’de ki kopya, hile ve şaibeye isyan edip öğretmenliğe başlamadan vazgeçenler.
- Ailelerine yük olmanın cenderesinde-kıskacında, bunalımda olan genç eğitimciler.
 
* Evet… Bu tabloyu uzatmak mümkün.. Şimdi de bu kutlanacak tablonun(!) bir başka yönüne eğilelim;
Ne diyor? Milli Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER: – “Şubat 2013’te öğretmen ataması yapılmayacak..”
Gerekçe neymiş? – “İhtiyaç yokmuş! Hem de Türkiye’nin bütçesi bu atamalar için yeterli değilmiş!..”
 
Soralım ve yanıt bekleyelim;
Bu ülkenin bütçesi, ülkenin geleceği için kullanılmayacak ta ne için kullanılacak acaba?..
 
12 saatte bir cami temeli atılmasına önayak olmayın! Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesini; 8-10 Bakanlığın toplam bütçesiyle değil de en çok 2 Bakanlığın bütçesiyle eşdeğer tutun, örtülü ödenek musluklarını biraz da eğitime açın.. Bakın o zaman öğretmen atamaları için paramız yok diye bir yakınmanız olur mu?!.
 
***
 
Eğitimin hedefi, “Bağımsızlıkçı, Aydınlanmacı, Halkçı” kuşaklar yetiştirmek olmalıdır.
Yoksa Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN’ın sık sık söylediği gibi “Dindar Gençlik” yetiştirmek mi olmalıdır? Başbakana göre öyledir!.. Çünkü şu sözleri ile niyeti bellidir, kendi içinde tutarlıdır:
“Elhamdülillah şeriatçıyım”, Demokrasiyi amaç değil araç olarak kullanacağım”, “En üst belirleyici İslam, (şeriat) hükümleri olacaktır” diyen kişiye tutarsız diyebilir misiniz?!.
 
(4+4+4)  Kesintili 12 yıllık eğitim programı dinci-muhafazakar çevrelerin kulağına hoş gelse de halkımızın büyük bir çoğunluğu işin rengini görmekte zorlanmayacaktır…
 
Üç soru daha soralım;
1 – Dindar gençlik; Emperyalizmin baskı, sömürü ve dayatmalarına karşı çıkar mı?
2 – Dindar gençlik; örgütlenerek hakkını arayan işçilerin-köylülerin-emekçilerin önüne düşerek onların özgürlük mücadelesine önderlik eder mi?
3 – Dindar gençlik; baskılar karşısında yılmayan, kendisini halka karşı sorumlu hisseden, salt zenginliğe değil, insani değerlere önem veren özgürlükler için mücadele eder mi?
 
(Sizce, bu üç soruya kimler “evet” yanıtını verebilir?)
 
 - “Dindar gençlik” bilimi rehber edinmez, bozuk düzene itiraz etmez, itaatkar-kaderci, kendisine verilenlerle yetinen şükürcü bir kuşaktır.
 
Bugünkü iktidar eğitimde “dindarlık” diye bir kavramı temel alarak yukarıda tanımlamaya çalıştığım bir kuşak yetiştirmenin peşine düşmüştür. Bu, laiklikle bağdaşmayan çabalarla amaçlanan 2023 Hedefi, acaba Türkiye’nin “İslam Cumhuriyeti” olması mı?!
 
Hiç kuşku yok ki; Din’i, Kur’anı, Hz. Muhammed’i siyasetlerine, politikalarına kalkan edinenlere halk kitleleri bir gün gelecek “Yeter!” diyecektir.
 
***
 
Sevgili Çanakkale OLAY okurları, insanın temel kişiliğinin oluşmasında ilk evre ailedir. Hemen sonra okul eğitimi gelir ki; bu dönemin etkisi asla inkar edilemez.
 
Ben inanmak istiyorum.. Her şeye karşın; hatta 12 Eylül 1980 darbe döneminde bile akla hayale gelmeyen “Alo 147” Öğretmene baskı (şikayet) hattına karşın, Cumhuriyetimizin öğretmenleri öğrencilerine ATATÜRK İLKELERİNE BAĞLILIĞI ÖĞRETECEKLERDİR.
 
*** Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun…