Turgut Çamer

3. Ulusal Eğitim Kurultayı…(2)



Değerli okurlarım, geçtiğimiz hafta kurultayın ilk bölümünü kaleme almıştım. Bu hafta da son bölümünü paylaşıyorum.
 
***
 
Kurultay Sonuç Bildirisi’ne devam ediyoruz;
* Sınıf öğretmenleri yaşa ve sınıfa göre yetiştirilir. Öğretmenler ayni sınıfta hem oyunla öğrenen 5 yaş’a, hem 6-7 yaş’a eğitim veremez!
* Öğretim gücü, sözüm ona ders açığını kapatmak için melelere - mollalara akmaktadır.
* Eğitimciler, gericiliği örgütleyen yerel güç odaklarının (aşiret ağalarının, tarikat önderlerinin) kulu/kölesi olacak duruma getirilmektedir.
* Şu anda 60 aylık ve 84 aylık çocuklar ayni sınıfta eğitim görmektedir. Zihinsel bedensel gelişimleri bu denli farklı grupların ayni sınıf içerisinde, bir arada okutulması, kaçınılmaz olarak yaşça küçük öğrencilerin ezilmesi sonucunu doğuracaktır.
* Sisteme 6 yaşında giren çocukların anasınıfı hakları fiilen gasp edilmiştir. Okul öncesi eğitim, zorunlu eğitim kapsamına alınmayarak halk çocukları sistem dışına itilmiştir.
* Sanat eğitimi yaşamla ilgilidir, anlatım, beceri, içerik, uygarlık dersidir. Bu sistemle sanat eğitiminin zorunlu ders sayısı azaltılmıştır. İki ayrı dal olan sanatla spor birleştirilmiş; sanat eğitiminin seçilme olasılığı azaltılmıştır.
 
SAPTAMALAR: “Üniversiteler ve Bilim”
* AKP İktidarı döneminde üniversiteler bilim kurumu olarak değerlendirilmekten çıkmış, açıldıkları kentlerin ekonomik gelişimine katkı sağlayacak kurumlar olmuşlardır.
* TUBİTAK, TÜBA gibi bilim kurumları, iktidarın kadrolaşma alanları haline getirilmiştir.
* Yeni YÖK yasa taslağı, anayasaya açıkça aykırıdır.
* Üniversiteler üretim odaklı yapılanmaya gitmekte, akademisyenler piyasa öznesine dönüştürülmektedir.
* Bilimsel çalışma, kısa erimde ticari kazanç sağlayacak alanlarla sınırlanmaktadır.
* Üniversite yönetimleri tümüyle siyasi iktidara bağımlı kılınmakta, zaten yetersiz olan üniversite özerkliği büsbütün ortadan kaldırılmaktadır.
* Yüksek öğretimde özelleşmenin, devlet kaynaklarıyla destekleneceği açıkça belirtilmektedir.
 
ÇÖZÜM
* Eğitimin geleceğini değil, geleceğin eğitimini tanımlamalıyız.
- Eğitim sistemimizi; Cumhuriyetin kuruluş, insanlığın yöneliş, çağdaşlığın işleyiş düşüncesini temel alarak yeniden kuralım.
- Yeni sistemi, geçmişten gelen deneyimimizi yaşam, bilim, sanat, teknik, spor, felsefe alanlarında bütünleştirerek tanımlayalım.
- Eğitimcilerimiz parça parça olmaktan kurtulup birleşmeli; ulusal, Cumhuriyetçi, laik, halkçı, cinslerin eşitliğine ve devrimciliğine dayalı bir sistemi oluşturmalıdır.
- Eğitim, parasız ve anaokulundan üniversite sonuna dek “Türkçe” olmalıdır.
- Ulusal bir bilim gündemi oluşturulmalı ve Türkiye’nin bilim gücü, bu gündeme uygun olarak yetiştirilip bu yönde çalışması sağlanmalıdır.
- Bilim politikasında “Batı’yla bütünleşme” söylemi terk edilmeli, ülkemizinkine benzer bilim gündemi olan ülkelerle karşılıklı yarar temelinde işbirliği yapılmalıdır.
- Tüm bu işler, bir eğitim reformuyla değil, eğitim devrimiyle yapılır!
- Esas olan, bu iktidarı değiştirmek, bunları yapacak Cumhuriyet iktidarını yaratmaktır…
 
EYLEM ÇAĞRISI
* Sorun, üniversitenin ya da okulun sorunu değil ülkenin var olma sorunudur. Bilimcilerimize, öğretmenlerimize sahip çıktığımızı göstermek için onların yanında olduğumuzu gösterecek eylemleri başlatalım.
* Gelecek sayısal (dijital) ortamda biçimlenmektedir. Sayısal ortamda, bilgisunarda (internette) çocuklarımızın “bilseme” (merak) dürtüsünü kışkırtacak nitelikli içerik hazırlayalım.
* 19 Mayıs, 29 Ekim ve 10 Kasım kitle eylemleri, Türkiye’nin çözümsüz olmadığını göstermektedir. Önümüzdeki görev, yurt çapında gerçekleştirilecek “23 Aralık Kubilay’ı Anma” etkinliklerine ve üniversite gençliğinin YÖK Yasa Tasarısı’na karşı yükselteceği savaşıma omuz vermektir.
 
***
 
Sevgili Çanakkale OLAY okurları, 4+4+4 Eğitim Sistemiyle; Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Veli DEMİR’in de vurguladığı gibi, 3 Mart 1924’e geri dönülmüştür. Hele okullarda “kıyafet serbestliği” getiren yönetmelikte tam bir ucube!.. Kolsuz tişört ve kolsuz gömlek giyilmeyecekmiş! Artık, okul üniforması Avrupa’da yokmuş, tarihe gömülmüş! Külliyen YALAN.. AKP’nin asıl amacı, ilk, ortaokul ve liselerde türbanı meşrulaştırmak! Neyse ki, Eğitim-İş Sendikası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’e kadar konuyu taşıma kararını açıkladı.
 
İki gün süren Kurultayda yapılan görüş, değerlendirme ve sorulardan tüm katılımcılar yararlandılar. Ben de; - Milli Eğitim Bakanlığından temsilci ya da katılımcılar var mı? Diyerek kurultay düzenleyicilerine bir soru yönelttim.
Aldığım yanıt: - “Kurultayımıza Bakanlığı davet ettik ama, maalesef katılan olmadı!..” şeklinde oldu.
 
Evet… Kurultay katılımcıları olarak bizler çok yararlandık, ama; MEB’in demek ki böylesine özgün bir eğitim kurultayına gereksinmesi yokmuş(!) Onlar, laik eğitim yerine melelerle-mollalarla ümmet eğitimine yoğunlaştıklarından olsa gerek bu kurultaya vakit ayıramamış olabilirler(!)..
 
* Tüm bu karamsar tabloya karşın, Kurultay’da “Forum”a katılan üniversiteli genç Özgür.. ve Türkiye Gençlik Birliği (TGB)’den liseli Yiğit BİÇER’in heyecanını, sözlerindeki tutarlılığı ve kararlığı görünce gelecek için umutlanmamak elde değildi.
 
Tehlikenin farkına varalım ama; fazla da kaygılanmayalım.. Çünkü, “Dindar Gençlik” yetiştirme gayretkeşliğine karşın; pırıl pırıl Atatürk ilkelerine bağlı nesiller de çoğalarak gelmekte..
 
*** SEVGİ, SAĞLIK ve DOSTLUKLA KALIN…