Konuk Yazar

Prof. Dr. Osman Demircan



KARANLIK GÖKYÜZÜNDE MİLİM MİLİM BİLİM - I
 
Zifiri karanlık bir gökyüzü ve pırıl pırıl yıldızlar. Uzaklarda sadece çoban ışığı gibi zayıf köy ışıkları var. Gecenin sessizliğini bozan böcek sesleri ve Samanyolu tüm ihtişamıyla karşımızda. Yıldızlar; sayılamayacak kadar çok ışık noktası oluşturuyor, inci taneleri gibi. Yıldızlar farklı parlaklıklarda ve renkleri var, tıpkı toplumdaki insanlar gibi; kimisi parlak beyaz mavimsi, kimisi sarımsı, kimisi de turuncumsu, ama hepsi ışık noktası. Tayfsal analizlere göre mavimsi olanlar en sıcak, yüzey sıcaklıkları 60 000 C derece, turuncumsu olanlar da en soğuk 2500 C derece. Binlerce kez büyüten en büyük teleskoplarla bile baksanız yıldızlar yine ışık noktası, gezegenler gibi yüzey detayları görünmüyor. Halbuki yıldızlar öylesine büyük ki çapları milyonlarca km, hatta çapı bir milyar kilometreyi aşanlar var.  Bildiğiniz uzaklıklarda böyle yıldızları ne kadar uzağa götürürseniz götürün yine de Ay gibi hatta çok daha büyük görünmeliler. O zaman çelişki nerede? Hem yıldızlar çok büyük olacak (çapları milyon hatta milyar km) hem de gökyüzünde nokta gibi görünecekler? Binlerce kez büyüten teleskoplarla bakılsa bile yıldızlar nokta gibi görünecek. Nasıl olur derseniz yıldızlar düşünemeyeceğiniz kadar uzaktalar. En yakın yıldızların çapları binde bir açı saniyesi mertebesinde ölçülebiliyor. Böyle bir yıldız Güneş benzeri bir yıldız olsa gerçek çapı
1 400 000 km olması gerekir. Düşünebiliyormusunuz 1 400 000 km çapında yani çevresi 8.8 milyon km olan küreyi uzayda 0.001 açı saniyesi çapında bir nokta görüyorsunuz. Burada bir parantez açıp Güneş’e göre çap olarak 1500 kat daha büyük yıldızların var olduğunu da hatırlatmak istiyorum. Uzayda onlarda nokta görünüyor. Şimdi bir deney yapalım: Varsa, cebinizden 1 TL’yi çıkarıp işaret ve baş parmağınızın arasına alarak 50 cm uzağa tutsanız çapı 3 derece açı altında görünür. Bu bozuk parayı 5400 m uzağa koyarsanız o zaman çapı bir açı saniyesi altında görünür. Aynı paranın 0.001 açı saniyesi altında görülebilmesi için o parayı 5400 km uzağa koymanız gerekir. Bir düşünün, paranın yerinde bir milyar km çapında bir yıldız olsa 0.001 açı saniyesi altında görünmesi için ne kadar uzakta olması gerekir. Şimdi de gelin çok büyük yıldızları biryana bırakıp Güneş benzeri bir yıldız düşünelim. Böyle bir yıldız gökyüzünde en yakın yıldızlardan biri olsa görünen çapı 0.001 açı saniyesi ölçülebilir (daha büyük değil). Şimdi biraz trigonometri kullanarak bu yıldızın uzaklığının 30 ışık yılı olması gerektiğini bulabilirsiniz. Yani ışık böyle yakın bir yıldızdan bize 30 yılda ulaşabilir. Genelde yıldızlar yüzlerce ışık yılı uzaktalar ve zaten birkaç bin ışık yılından daha uzaktakileri de hiç göremiyoruz. İçinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi’nin çapı ise 100 000 ışık yılı; içinde yüz milyar kadar yıldız olduğu tahmin ediliyor. Karanlık bir gecede biz sadece Galaksinin yakın çevremizdeki 6000 kadar yıldızını görebiliyoruz. Teleskop kullanırsak bu sayı çok artıyor doğal olarak ama yinede birkaç bin ışık yılından daha ötelerde yıldız göremiyoruz.
 
Bu devasa uzayın içinde küçük bir yıldız olan Güneşin etrafında ve ondan 150 milyon km uzakta Dünya dediğimiz 6366 km çaplı küçük bir gezegenin katı yüzeyi üzerinde yaşıyoruz, birbirimizle didişiyoruz, hatta büyük yetkiler kullanma olanağı yakalayanlar kendileri gibi düşünmeyenlere zulmediyor, üzerlerinde baskı kuruyor; kendileri gibi düşünmeyenlere hiçbir yaşam hakkı tanımak istemiyorlar. Galiba büyük uzay boşluğunu, evrenin merkezinde olmadığımızı, Galaksinin bir köşesinde küçük dünyadaki yerimizi, çevremizle mücadelemizi, neyi paylaşamadığımızı, hiçliğimizi, ne kadar küçük olduğumuzu, bu dünyaya zarar verirsek gidebileceğimiz uzaklıklarda başka benzer dünyalar bulamayacağımızı iyi anlamamız gerekiyor. Bunun için belki de yöneticileri yönetici olmadan önce bir kez uzaya gönderip karanlık evreni ve Dünya’daki didişmeyi uzaktan göstermek gerekiyor.