unutMADIMAKlımda

02.07.2020         

Selahattin Düzgün Çanakkale Eğitim-Sen /Eğitim Sekreteri

 

 

2 Temmuz 1993. Henüz yeni tanıştığım ve o güne kadar neredeyse sadece çizgi film seyrettiğim televizyonda gözü dönmüş, işaret parmakları havada, bağıran adamlar, bir binadan yükselen dumanlar, tehditkar alevler, yüzlerde dehşet ifadesi, olan biteni “Neron” misali seyreden polis, jandarma…  Olaylardan sonra kendisine yakışır bir şekilde “Çok şükür otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.” diyen dönemin başbakanı, bacımız…

2 Temmuz 1993. 12 yaşımdayım ve Türkiye’de bir şeylerin ters gittiğini idrak ettiğim ilk gün.

Büyüdükçe takvim yaprakların neredeyse her bir günün benzer bir acıya denk geldiğini öğrenmek zorunda kalıyorum daha sonra.

2 Temmuz 1993. Büyüdükçe öğrendiğim kadarıyla Pir Sultan Abdal Kültür Şenliklerine katılmak üzere onlarca aydın, yazar-çizer, sanatçının Sivas’ta olacağı yerel gazeteler tarafından provokatif bir dille, adres verilerek  haberleştirilmiş. Gazetelerin bu nefret söylemi, ayan beyan dağıtılan broşürler, el ilanları karşılığını bulmuş ve olay günü 15-20 bin kişi bu katliam davetine icabet  ederek “belirtilen adreste” bulunmuştur. Aynı gün garip(!) bir şekilde Sivas Belediyesi yol yapımını bahane ederek hedef gösterilen insanlarımızın bulunduğu otelin önüne kaldırım taşlarını istiflemiş, böylece göstericilere cephanelik desteği sunmaktan geri durmamıştır.

Hak-hukuk talebiyle bir araya gelen birkaç solcunun tepesine anında binen kolluk kuvvetleri bu “piromanik”  güruhu seyretmiş ve civar illerden istenen takviye kuvvetlerle beraber 8 saat boyunca yanan   yandıktan; yakan yaktıktan sonra müdahale(!) edebilmiştir.

Ve yine üç-beş tane solcunun bir araya gelmesinden devasa örgüt çıkarabilen yargı, olayda bir türlü organize örgüt bağlantısı bul(a)mamış, hatta pişmanlık yasasından faydalanmak isteyen iki sanığın ifadelerinde olayla ilgili olarak Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı, Kaplancılar gibi örgütlerin isimlerini vermelerine rağmen “örgüt yok, tahrik var” demekte ısrar etmiştir.

33 bedenin yandığı, 12’si ağır yaralı 62 kişinin kendi imkanlarıyla otelden çıkabildiği olaylardan sonra 128 kişi göz altına alındı. İlk yargılamalar sonucunda 37 kişi beraat etti, 87 sanık ise 2 ila 15 yıl arasında ceza aldı. İnterpolle aranan(!) onlarca sanık ise bu arada belediye nikahıyla evlendi, devlet kurumlarında memuriyet yaptı, sınavlara girip belgeler aldı, nüfus müdürlüklerinde kimlik kartlarını yeniledi, seçimlerde oy kullandı vs… Güya en çok aranan, davanın baş sanıklarından biri İBB’de uzun yıllar memur olarak çalıştı, bir diğeri Sivas Emniyet Müdürlüğü’ne 500 metre mesafedeki evinde, yatağında kalp krizinden öldü. Kısacası Türkiye Cumhuriyeti yargısı, hükümetleri, emniyeti yine bizi şaşırtmadı.

 Uzun süren yargılamalar şimdi zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya. Sanıklar yakalanıp dinlen(e)mediği için süre 2023’te dolacak ve davalar düşecek.  Katliamda ölenlerin yakınları ve avukatlarının zaman aşımına karşı  Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru karar aşamasında ve mahkeme üyelerinden biri daha önce 4 sanığın avukatlığını yapmış.  Peki şaşırdık mı? Hayır… ama acı çekmeye devam ediyoruz ve ne yazık ki acı zaman aşımına uğramıyor.

Aradan 27 yıl geçti. Bu sırda olayda ihmali, tahriki bulunan; görevini kötüye kullanan hiçbir yetkili yargı önünde hesap vermedi, dahası haklarında soruşturma bile açılmadı. Kaldırım taşlarını katiller güruhuna cephanelik olarak hediye eden dönemin Sivas belediye başkanı, bugün siyası parti lideri ve biricik sosyal demokrat partimizle seçim ittifakları yapıyor. Şaşırdık mı? Ben şaşırmadım… Şaşırmayı bırakalı çok oldu.

Olayın ardından Madımak Oteli kebapçı yapıldı. Ve yıllarca dumanı tütmeye devam etti. Tepkiler üzerine kültür merkezine dönüştürüldü. Ama bu sefer de otelin girişine yapılan anı köşesine katiller arasında yer alan ve olay günü ölen iki kişinin de ismi eklendi. Şaşırdık mı? Hayır…

Bütün bunlar bir yana insan haklarından sorumlu devlet bakanlığının, mahkumlarından birinin hapiste yazdığı bir kompozisyona (sonradan geri alınsa da)  “İnsan Hakları Ödülü” vermesine ne dersiniz.

Olayların öncesiyle, sonrasıyla, olay anıyla, siyasi figürleriyle, kolluk güçleriyle, yargısıyla adeta Türkiye’de sıradan  bir olgu Sivas katliamı. Ve devlet istikrarlı bir şekilde bizi şaşırtmamaya devam ediyor.

Bize kalansa her temmuz başında bir daha yanmak, yananlar için ağıtlar yakmak, türküler çığırmak ve Godot’yu bekler gibi adaleti beklemek.  Ve bir de unutMADIMAKlında demek.

*Not: Yazdaki sayısal veriler ve dava sürecindeki teknik ayrıntılar konusunda Gökçer Tahincioğlu’nun 1Temmuz 202 tarihinde T24’te yayınlanan yazısından yararlanılmıştır.

                                                                                                           

 

                                                                                                  

 

 


1707

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

Corona servisinden kaçtı!
09.08.2020    889