Her şey göründüğü kadar basit değil ve görüntüden ibaret değil!…

09.08.2016         iensar_68@mynet.com



Şimdi memlekette şöyle bir vaziyet hüküm sürüyor; en sıkı FETÖ karşıtı, en sıkı darbe karşıtı görünebilmek için herkes birbiriyle yarışıyor görüntüsü… E bunun için tabi bir şeyler söylemek, en keskin sözleri ve hatta küfürleri sarf etmek gerekiyor.

 

Size şöyle bir  öneride bulunmak istiyorum; Bugün FETÖ’cülüğe ve darbeciliğe en çok küfür eden ve karşıt sözler söyleyenlerin fazla değil, 4-5 yıl önce Fethullah Gülen ile ilgili neler söylediklerine, nasıl methiyeler dizdiğine arşivlerden bakabilirsiniz.

 

12 Eylül faşist darbesini gerçekleştiren cuntanın kurduğu akşam sofralarında yer kapmak için bin bir takla atan yalakaların, çanak yalayıcıların, daha sonra nasıl Evren karşıtlığına soyunup, Erdoğan’a övgüler dizdiğini de arşivlerden bulabilirsiniz.

 

Şimdi itirafçıları, eski Gülencileri dinleyince bu kanlı darbe girişimine nasıl gelindiğini daha iyi anlıyoruz. Türkiye’nin nasıl bir felakete, karanlık bir geleceğe sürükleneceğini de daha iyi anlıyoruz.

 

Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki; ‘Allah dedikleri için müsamaha gösterdik…’ Burada kullanılan ‘müsamaha’ sözcüğü kullanılabilecek (durumu karşılaması açısından) en hafif sözcüktür. Müsamaha, pratik olarak çok fazla karşılığını bulamadığımız, fazlasıyla genelleyici bir ifadedir. Ama burası önemli değil. Asıl önemli olan başbakanın-cumhurbaşkanının müsamaha gösterdiği kişi, grup veya anlayışlara, devletin daha alt kademelerinde bulunanların ve hatta bakanlar kurulu üyelerinin ve bir bütün olarak yüksek bürokrasinin müsamahadan daha fazla kolaylaştırıcılık yapacaklarını söylememiz gerekiyor.

 

Daha da önemlisi Anayasasında ‘demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti’ olduğu yazılan bir ülkede hiç kimseye, hiçbir inanca ayrıcalık tanınamaz, müsamaha gösterilemez.

 

Eğer sizin özel bir şirketiniz, işletmeniz, fabrikanız ve benzeri bir iş yeriniz varsa o zaman ‘Allah’ diyene, dini vecibelerini yerine getirenlere öncelik tanıma, hatta bütün personelinizi bu ölçütlere göre seçme hakkına sahipsiniz. O zaman kimse size herhangi bir eleştiride bulunmak hakkına sahip olamaz. Ancak, söz konusu devlet yönetimi ise bütün ilişkiler, hukukla, anayasalarla, yasalarla vb. çerçevelenmiştir. İnancından dolayı, felsefi görüşünden dolayı, ideolojisinden dolayı hiç kimseye hak etmediği müsamaha gösterilemez ve ayrıcalıklı davranılamaz. Eğer 15 Temmuz darbeciliğinden ders çıkarılmak isteniyorsa, tüm kurum ve kuruluşların, tüm şahıs ve şahsiyetlerin, daha somut, daha açık, daha ikna edici bir özeleştiri yapmaları gerekmektedir ve devamında demokrasiye, demokratikleşmeye yönelindiğine dair somut adımların atılmasına, ihtiyaç olduğunu da söylemeliyiz.

 

Yenikapı Mitingine dönersek görkemli kitleselliğinin yanında retoriklere ve ritüellere baktığımızda doğrusu bu devlet mitingini demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin göstergesi olup olmadığı konusunda fazlaca iyimser olamayacağımızı ifade etmeliyim.

 

Darbeciliğe karşı olmak, tek başına demokrasiyi savunmak, hukuk devleti ve demokratik bir cumhuriyetin gerçekleştirilmesini savunmak için yeterli bir argüman değildir. Söylemlerin toplamı bugüne değin tanık olduğumuz, dinlediğimiz söylemlerin bir darbe girişiminin etkisiz kılınması sonrasına uyarlanmış özel bir versiyonu anlamı taşıyor.

 

Kılıçdaroğlu’nun katılımına gelince; Yenikapı öncesinde gerçekleştirilen Taksim ve İzmir mitingleri, oralarda ortaya konulan demokratikleşme talepleri, cumhuriyetin demokrasiyle taçlanması ve yaratılan kitlesellik CHP politikalarının derinleşip, genişlemesi ve kitleselleşmesi potansiyellerinin ortaya çıkmış olması, devrimci, demokrat, güçlerle, sendikalarla birleşiyor olması elbette, gelecek açısından daha somut beklentilerin ortaya çıkarılması açısından daha fazla umut vericiydi. Öyle sanıyorum ki, CHP’nin Yenikapı mitingine katılımında ısrar edenler, CHP’nin merkezinde olduğu bütün bu olumlu potansiyelleri geleceğe yürüyecek ve giderek kitleselleşme olanakları sunan bu çizgiyi   görmüş olmalılar. Bir anlamda onu kendi çizgileri etrafında etkisizleştirmek, kendi projelerine, tasarımlarına eklemlemek politikalarının gereği olarak çeşitli çevrelere ‘milli birlik’ görüntüsünü vermek amacıyla da Kılıçdaroğlu’na ısrar edilmiş olması kuvveti bir olasılık olarak görülüyor.

 

Kılıçdaroğlu şöyle düşünebilir; “Milyonlarca insana demokrasi konusunda görüşlerimi bildirdim. Darbeciliğe karşı olduğumuzu bir kez daha açıkça ortaya koymuş oldum ve doğru mesajlar verdim…” Ancak bazen ne söylediğinizden, ne konuştuğunuzdan çok daha önemli olan, ne zaman, nerede ve hangi platformda konuştuğunuzdur. Evet, bazen ne söylediğiniz başlı başına bir anlam taşır, bazen zaman, mekan daha önemli hale gelir.

 

Sonuç olarak; bugünlerde herkes darbe karşıtlığını, FETÖ karşıtlığını ispatlamaya yelteniyor. Ancak bu ülkenin devrimcilerinin, anti-faşistlerinin kendilerini bu konuda ve bu noktada ispat etmeye, kanıtlar ileri sürmeye ihtiyaçları yoktur. Şimdi bugünün keskin kimi FETÖ karşıtlarının, farklı bir sonuç ortaya çıksaydı neler söyleyeceğini düşünmek bile istemiyorum.

 

Yani her şey göründüğü kadar basit değil ve görüntüden ibaret değil!…


730

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

Tarih yerine AVM
18.01.2017    2524
Çanakkale’de su kesintisi
19.01.2017    1252
Kaza mı, kasıt mı?
23.01.2017    904