MEMLEKETİN HALLERİ...

18.02.2019         iensar_68@mynet.com

Utanın!.. Deniz Eren DEMİR adını duymuşsunuzdur herhalde. Kendi branşında 2016 KPSS ikincisi, 2018 KPSS birincisi..

 Mülakata giriyor ve eleniyor… Yani puanı düşürülüyor.

                2016 KPSS’de ikinci, 2018 de birinci olmanın en yalın ve basit anlamı; başarının rastlantısal olmadığı, istikrarlı olduğu ve yükselen bir çizgi izlediğidir.

                Peki mülakatı kaybetmesinin olağan koşullarda izah edilebilir bir tarafı var mıdır!?

                Mülakat heyetine rahatlıkla şöyle söyleyebiliriz; utanın! Genç bir insanın emeğine saygısızlık yaptığınız için utanın! Bilgisini yok saydığınız için utanın! Emeğini-zamanını çaldığınız için utanın! Umudunu çaldığınız için, geleceğiniz çaldığınız için, hayallerini çaldığınız için utanın! Sübjektif davrandığınız için utanın! Yazıklar olsun size!..

                Hırsızlığa güzelleme!...

Mersin Çamlıyayla AKP İlçe Başkanı Mehmet Ali Yetiş… Adam sorunlara, açmazlara Hızır gibi YETİŞmiş… Bakın ne demiş : “ Vatan hainlerinin yanında yer almaktansa, hırsız bizim hırsızımız, biz yanında yer alırız…”  Bir çırpıda çalanın, çırpanın, hırsızın imdadına YETİŞmiş! Şimdi öbürleri hain, geride “bizimkiler” kalmış, onlar da hırsız… E Vatan onların ya, vatanseverler(!) ya; çalabilir, çırpabilir, soyup soğana çevirebilir… Bu hırsızların kimi soymuş, kimi Cengizgiller gibi “milletin a… koyacağız” demiş! Vata hainliği soyut, hırsızlık somut. Eh bu kadar kepazelik ve düşkünlük için insanın hayadan ve ardan fersah fersah uzaklaşmış olması lazım. Hırsızı ve hırsızlığı böylesine içselleştiren, onunla özdeşlik kuran, hırsızlığı savunan ve hani neredeyse övünen bir kafa, bir kültür… Hani insanın kanını donduran açıklamalar!.. Eh bu da tarihin utanmazlar sayfasına bir not olarak yazılmıştır elbette. 

Aczin ve çaresizliğin işporta hali!...

Bir de satışlar vardı değil mi… Şu İstanbul’un, Ankara’nın hal-i pür melaline bakın! Ekonomik krizin ve yoksullaşmanın, tarımı çökertmenin sonuçlarını kendi dışında neredeyse herkese yıkmak isteyen iktidar sahipleri mobil araçlarla ve çadırlarla oluşturdukları tanzim satışlarda uzayan kuyruklar eşliğinde en azından şimdilik, yani yerel seçimlere kadar sorunun vebalinden kurtulma uyanıklığına soyunmuş görünüyor. Önce şunu söyleyelim; acaba diyorum, Paris’te, Berlin’de, mesela Rotterdam’da mesela New York’da ne bileyim Toronto’da böyle manzaralarla karşılaşmak mümkün olabilir mi? Böyle şark usulü kurnazlıklarla, milletini kandırmaya yönelen politikalar uygulanabilir mi?

Aslında bu, iktidar açısından bir çözümsüzlüğün, çaresizliğin, sorunu kökten çözmekten uzak, geçici, göz boyamaya yönelik bir uygulamadan başka bir anlam taşımıyor. Eğer durumu tek cümleyle özetlemek gerekirse “aczin ve çaresizliğin ucuz hali” diye tanımlarsak haksızlık yapmış olmayız…

Ayhan Gider Beye küçük bir katkı…(!)

AKP Çanakkale Belediye Başkan Adayı sayın Ayhan Gider, diğer şeylerin yanı sıra “Çanakkale’nin nefes alanı yok… Çanakkale’nin Cumhuriyet Meydanı yetersiz…” diyor… İyi!

Ancak, bilinir ki, kentlerin meydanları, meydanların adları ve işlevsellikleri; geniş anlamda halkların, dar anlamda kent halkının talepleri, hakları ve özgürlükleri için verdikleri mücadeleler ile doğrudan ilgilidir… Bu mücadelelerin sonuçları ile de doğrudan ilgilidir…

Eğer bir kentin meydanlarından söz etmek için; öncelikle o kent halkının talepleri için, hakları için ve özgürlükleri için verdikleri mücadelelerinin de safında olunması gerekir.  Hak gasplarına, baskılara, kentlerin yağma ve talanlarına ve en geniş anlamıyla zulmün her çeşidine karşı çıkmalısınız… Birincisi bu!

İkincisi, “Nefes alanı yok…” Nefes alanı, sadece ve yalnızca bir kent halkının temiz hava ile soluduğu oksijenin miktarı ve kalitesi ile sınırlı bir şey değildir. O, aynı zamanda kent halkının özgürlüğü solumasına, hakları için bütün olanaklara sahip olmasına da işaret eden bir kavram, bir ihtiyaç olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak kentlerin meydanları, o meydanların işlevsellikleri ve nefes alanları; toplumların ve kentlerin tarihleri, mücadele gelenekleri, demokrasi ve demokratikleşme değerlerinin yaşanılabilir olması ve bir kültüre dönüşmüş olması ile doğrudan ilintili ve ilişkilidir…

Bu nedenledir ki, kentlerin meydanlarından ve nefes alanlarından söz ederken, sıralamaya çalıştığımız perspektifi not etmeyi, bir kentli olarak görev saydık.

 

8 MART İÇİN BİR ÇAÐRI

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü benim günümdür, bizim, biz kadınların günüdür diyorsanız; şimdiden öylesine çok, öylesine çok çalışalım, sokakta, iş yerlerinde, pazarda ve ulaştığımız her alanda çok, daha çok kadına dokunup, 8 Mart günü alanlarda, meydanlarda, öylesine çoğalıp, öylesine çok olalım ki -iğne atsan yere düşmeyecek kadar çoğalalım ki; hatta kadından “kadınlığın tehcir edilmesine” karşı çıkan- biz kadınlarla birlikte her türlü eşitsizliğin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve sınıfsız, sömürüsüz bir dünya kurma mücadelesini birlikte sürdürdüğümüz erkek arkadaşlarımıza, dostlarımıza ve sınıf kardeşlerimize bile yer kalmasın.

Cesaretle, inançla, kadınların tarihsel yaratıcılığının ve mücadelesinin değerlerine sarılarak, hazırlıklara şimdiden başlamanın, tam zamanıdır; an o andır, gün o gündür! Alanları, meydanları hınca hınç doldurmanın zamanıdır! Taleplerimiz için, geleceği kendi ellerimizle yaratmak için inancımızın coşkusuyla ve cesaretle 8 Mart gününü kutlamanın şimdi tam zamanıdır! Ve biliyoruz ki hep birlikte başaracağız/hep birlikte başarabiliriz!


1500

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER