YEREL SEÇİMLER VE BEKA SORUN

11.02.2019         iensar_68@mynet.com

Cumhur İttifakı Partileri'nin yerel seçimlerden daha önceden başlayarak dillerine pelesenk ettikleri propaganda argümanlarından en başlıcası neredeyse "devletin beka sorunu" söylemi olagelmiştir.

Beka sorununu, devletin varlığı ve kalıcılığı, ölmezliği olarak anlayabiliriz. Önce basit bir şey söyleyelim, Cumhur İttifakı diyor ki; ittifak dışında örneğin CHP’li, İyi Partili, HDP’li bir aday bir kente, kasabaya belediye başkanı seçilirse bu devletin kalıcılığına, varlığına tehdit oluşturur. Soruyu bir de şöyle soralım; diyelim ki Çanakkale, Isparta, Muğla veya Ayvacık, Küçükkuyu gibi yerleşim alanlarında CHP’li İyi Partili veya HDP’li bir aday başkan seçilirse, devletin varlığı, kalıcılığı nasıl tehlikeye düşer?

                Bizler açısından bu söylemin, seçimleri beka sorununa indirgemenin somut pratik bir anlamı yok. Bir başka açıdan söyleyelim; örneğin Ankara, İstanbul, Bursa Balıkesir vb. illerinin görevden alınan -başta Kadir Topbaş ve Melih Gökçek- beka sorunu olduğu için mi görevden alındılar?

                Gelin biz eğri oturup doğru konuşmaya çalışalım. İktidar bloğu 17 yılda Türkiye’yi iç ve dış politikalar açısından son derece olumsuz ve sıkıntılı noktalara getirdi. Ve yine AKP iktidarı Türkiye’yi getirdiği noktayı elindeki verileri de görerek en azından sıradan yurttaşlardan daha iyi tespit ettiği için genel seçimleri bir buçuk yıl öne aldı. Ve o günden itibaren de sürekli yarattığı problemlerin kaynağını kendisinin dışında, kendi iktidarının dışında neredeyse herkese atmaya başladı. Kısaca hatırlatalım; “faiz lobisi” dendi, “dış güçler” dendi, “üst akıl” dendi, “CEHAPE” dendi!..

                Oysa bugün propaganda ve söylem adına, vaatler adına, elde avuçta ne varsa hepsi tüketildi, yeni bir şey yok. Deniz bittiği için, söyleyecek söz bulamayan iktidar, sanki yıllardır muhalefetteymiş gibi konuşarak manipülasyon yapmaya çalışıyor. Elde kala kala “devletin beka sorunu” ve dışarıya operasyon yaparak, milliyetçi damarları hareketlendirip eğer buradan bir rüzgar yaratabilirse, onu üzerinden yerel seçimleri kazanmak istiyor…

Millet soğan, patlıcan, biber, patates diyor; “açız açız” diyor, işsiziz diyor, onlar “bir mermi kaç para?” diyor.

Bu soruya, bir soru ile biz de katkı yapalım; Sakarya’daki Tank Palet Fabrikasının fiyatı kaç liradır?

Hal böyle olunca toplumun militarizasyonu ve bağlı olarak, militarizm söylemleri kaçınılmaz hale geliyor.

Meselenin özü şudur; iç ve dış “düşman” yaratma, “devletin bekası” söylemleri üzerinden bir “savaş konsepti” mantığıyla ve yoğun propaganda eşliğinde toplumu militarize etmek, bir militarizasyon iklimi yaratmak ve kışkırtılmış milliyetçi-şoven atmosfer içerisinde seçimleri kazasız belasız atlatıp; atı alanın Üsküdar’ı geçeceği bir oldu-bittiyi gerçekleştirmek…

Yalnız bu kez atın nallarının döküldüğünü kimse unutmasın…

Yok belediyeler sebze meyve satacakmış, yok marketler fiyatları yükseltiyormuş, yok soğanlar depolardaymış… Geçiniz bunları! Halk yaşadıkları durumun hızla yoksullaşmalarının, aşsız ve işsiz kalmalarının sebeplerini anlamaya başladı bile. İktidar bloğunun ad telaşı bu! O nedenlerdir ki hiçbir yerel seçimde duymadığımız militarist söylemlerle karşı karşıya kalıyoruz. Herkes biliyor ki iktidarın derdi, yerel seçimlere kadar becerebildikleri, yapabildikleri ölçüde ekonomik krizin etkilerini minimumda tutmak.

Birçoğunun Türkiye’nin bir beka sorunu değil, iktidar partisinin ve ona eklemlenmiş partinin bir beka sorunu, iktidarı kaybetmenin telaşına kapıldıkları bilinmeyen bir gerçeklik değildir.

Telaşın asıl nedeni budur. Savaş kışkırtıcılığı ile belki bir operasyon görüntüsüyle seçimlerden en az kayıpla çıkmayı istiyorlar. Bu nedenle de söylemleri tüm olumsuzlukların faturasını başkalarına yıkarak, geniş emekçi yığınlarını yedeklemeye yöneliktir. Biz de daha önce de yazdığımız bir sözü, bir kez daha hatırlatarak yazımıza son verelim; bir kimseyi her zaman, bazı kimseleri çoğu zaman kandırabilirsiniz ama herkesi her zaman kandıramazsınız!..

*8 Şubat 2019 Evrensel Gazetesinde Ahmet Yaşaroğlu da beka sorunu üzerine anlamlı bir yazı yazmıştı, onu hatırlatmış olalım. Okumanızı öneririz.


 

8 MART İÇİN BİR ÇAĞRI

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü benim günümdür, bizim, biz kadınların günüdür diyorsanız; şimdiden öylesine çok, öylesine çok çalışalım, sokakta, iş yerlerinde, pazarda ve ulaştığımız her alanda çok, daha çok kadına dokunup, 8 Mart günü alanlarda, meydanlarda, öylesine çoğalıp, öylesine çok olalım ki -iğne atsan yere düşmeyecek kadar çoğalalım ki; hatta kadından “kadınlığın tehcir edilmesine” karşı çıkan- biz kadınlarla birlikte her türlü eşitsizliğin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve sınıfsız, sömürüsüz bir dünya kurma mücadelesini birlikte sürdürdüğümüz erkek arkadaşlarımıza, dostlarımıza ve sınıf kardeşlerimize bile yer kalmasın.

Cesaretle, inançla, kadınların tarihsel yaratıcılığının ve mücadelesinin değerlerine sarılarak, hazırlıklara şimdiden başlamanın, tam zamanıdır; an o andır, gün o gündür! Alanları, meydanları hınca hınç doldurmanın zamanıdır! Taleplerimiz için, geleceği kendi ellerimizle yaratmak için inancımızın coşkusuyla ve cesaretle 8 Mart gününü kutlamanın şimdi tam zamanıdır! Ve biliyoruz ki hep birlikte başaracağız/hep birlikte başarabiliriz!

 

 


629

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER