Çanakkale’nin köylerinde hayat, doğanın ritmiyle akmaya devam ederken, üretimin gerçek kahramanları da sessizce emek vermeyi sürdürüyor. Özbek köyünde yaşayan Ayşe ve Fakiye Öztekin kardeşler, çocuk yaşta başladıkları tarım ve hayvancılık serüvenini yıllardır aynı azimle sürdürüyor. Toprağa dokunan, hayvanlarına emek veren ve üretimin her aşamasında aktif rol alan bu iki güçlü kadın, kırsalda kadının görünmeyen emeğini ve sarsılmaz dayanıklılığını gözler önüne seriyor.
Bu anlamlı röportaj, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü 2. sınıf öğrencisi Yağmur Öncü tarafından gerçekleştirilirken, Öztekin kardeşlerin yaşam mücadelesi, üretime olan bağlılıkları ve doğayla iç içe geçen emek dolu hikâyeleri samimi bir dille okuyucuya aktarılıyor.
Özbek köyünde sabahın ilk ışıklarıyla başlayan ve gün batana dek süren bu emek dolu yaşam, tarlada ve ahırda geçen uzun saatlerle şekilleniyor. Bir yanda traktörün direksiyonunda toprağı işleyen Ayşe Öztekin, diğer yanda hayvancılığın her aşamasında onunla birlikte omuz omuza çalışan kardeşi Fakiye Öztekin… İki kardeş, çocuk yaşta başladıkları üretim serüvenini bugün de aynı kararlılıkla sürdürüyor. Doğayla iç içe geçen yaşamlarını, üretimin zorluklarını ve kadının kırsaldaki güçlü rolünü ise kendi evlerinde, besledikleri keçi ve koyunların arasında anlattılar.
Ayşe Öztekin: Ben Ayşe... Köy çocuğuyuz biz. İnan yaşımı sorsan tam bilmem ama ömrümün yarısından fazlası bu tarlalarda geçti. 10 yaşındaydım, ilkokul bitti, daha önlüğümü çıkarmadan tarlaya girdim. O günden beri de çıkmadım. Yanımdaki de kardeşim Fakiye Öztekin. Biz beraber ağlar, beraber güler, beraber üretiriz. 90 yaşında bir annemiz var ve aynı çatı altında kalıyoruz. Onun da ihtiyaçlarını karşılıyoruz.
Fakiye Öztekin: Bizimkisi bir tercih değil, bir hayat biçimiydi. Köyde yaşıyorsan hayvancılık yapacaksın, tarımla uğraşacaksın. Bizim çocukluğumuz oyunla değil, domates dikmekle, biber çapalamakla geçti. Zorunluluktu belki ama sonra bu iş bizim kimliğimiz oldu.
Ayşe Öztekin: Vallahi ben traktörümü kendim kullanırım, ehliyetim de var. Pullukla tarla sürerim, zeytinlerin arasını temizlerim. Eskiden her şeyi sırtımızda taşırdık, suyun önünde nöbet beklerdik. Şimdi teknoloji geldi, boruyu döşüyoruz damlama akıyor ama direksiyon yine bizim elimizde. Erkeğin yaptığı işi ben de yapıyorum, eksiğim yok fazlam var.
Ayşe Öztekin: Nerede o eski günler... Eskiden tarlalar dolusu domates dikerdik. 200 kamyon mal yüklerdik, ihracata giderdi o mallar. Küçücük kazanarak başlar, sonrasında çok büyük paralar kazanırdık çiftçilikten. Şimdi her şey bitti. Dikiyorsun, tarlada kalıyor; alan yok, soran yok. Şimdi sadece karnımızı doyurmak için dikiyoruz. Zeytinimiz, salçamız, kurufasulyemiz, kışın lahanamız, pırasamız... Hepsi organik, hepsi kendi elimizden. Pazar bulsak dışarıya da satıyoruz ama eskisi gibi kamyonlar dolusu mal yok artık.
Fakriye Öztekin: Hayvancılık da öyle... Babam rahmetli sütçüydü, ineklerimiz vardı. O ölünce ve süt satışına yasaklar gelince inekleri sattık, küçükbaşa döndük. Şimdi keçilerimiz, koyunlarımız var. Kendi peynirimizi, yoğurdumuzu yapıyoruz. Kurbanlık yetiştirip satıyoruz, üç beş yumurta fazla olursa onları paylaşıyoruz. Geçimimizi yine topraktan ve hayvancılıktan sağlıyoruz ama tadı tuzu eskiyle bir değil.
Ayşe Öztekin: O bağ çok başka... Bir koyun doğurduğunda, o yavruyu kucağına aldığında dünyalar senin oluyor. Onları evladımız gibi seviyoruz. Satarken üzüldüğümüz de oluyor ama ekmek teknemiz bu bizim. Toprakla, hayvanla uğraşmak insanı dinç tutuyor. Biz çalışmasak hasta oluruz herhalde.
Ayşe Öztekin: Sabah kalkar kahvaltımızı ederiz, sonra doğru hayvanların yanına. Onların dili yok, derdi çok. Yemini vereceksin, suyunu kontrol edeceksin. Tam 12 saatimiz onlarla geçiyor. Arada eve kaçıp evi süpürüyoruz, yemek yapıyoruz. Akşamüstü yine hayvanlar... Yazın ise tarlaya gideriz; biber, patlıcan, domates sulanacak mı, kazılacak mı derken gün bitiyor. Bizim tatilimiz yok, pazarımız yok.
Ayşe Öztekin: İnan hiç düşünmedik. Seviyoruz bu işi. Zeytini dalından toplamak, o taze sütü sağmak, kendi yaptığın salçayı ekmeğe sürmek başka bir şey. Ama bir daha dünyaya gelsem... Vallahi memur olurdum. Şöyle temiz bir işim olsun, masa başında olayım da isterdim. Bizim işimiz zor iş, tozun toprağın, çamurun içindeyiz. Gençlere bakıyorum, hiçbiri bu işi yapmaz artık. Herkes okumak, bilgisayar başında oturmak istiyor.
Ayşe Öztekin: Bizim buralarda kadın demek her şey demektir. Tarlada amele, ahırda çoban, evde aşçı, çocuklara ana... Her şeyiz biz. Eğer kadın elini çekerse ne toprak güler ne de hayvan doyar.
Fakriye Öztekin: Bizim mesajımız net; kadınlar istedikleri her şeyi yapabilirler. Yeter ki sevsinler. Ben de, kardeşimde erkeğin yaptığı her işin altından kalkıyoruz. Kadınlar kendi ayakları üzerinde dursun, üretsinler. Biz bu yaşımızda hala üretiyorsak, gençler de vazgeçmesin ama severek yapsınlar. Severek yapılmayan işten hayır gelmez.