olucak@gmail.com
Üniversitelerde başlatılan yeni bir çalışma, akademik bilginin halk ile paylaşılmasını, bilimsel bakış açısının ve doğru bilginin yaygınlaşmasını hedefliyor.
Bilim iletişimi, bilimsel bilgi ve araştırma sonuçlarının bilim insanları dışındaki kitlelere doğru, anlaşılır ve etkili biçimde aktarılması sürecidir. Amaç, bilimi sadece uzmanların değil toplumun tamamının anlayabileceği ve faydalanabileceği hale getirmek. Kısaca bilim iletişimi; bilimi anlatmak, yaymak ve tartışmaya açmak demek.
Çalışmalar 2025 Şubat ayında Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar tarafından, Bilim İletişimi Ofisi tanıtımıyla başlatıldı. Özvar’ın;
“Bilim Vatan dediğimiz bu büyük iş birliğiyle dünyadaki Türk Bilim insanları güç birliği yapma ve birlikte çalışma imkânı bulacaklar. Bilim iletişimi, bilimsel bilginin yalnızca akademik ortamlarda kalmamasını, toplumun geniş kesimlerine ulaşmasını sağlayan kritik bir köprüdür.”
Sözleriyle başlatılan çalışmalar kapsamında, bilginin kafelerden, tarihi alanlara ve tarım bölgelerine kadar her türlü sosyal alan ve mekânda paylaşılması hedefleniyor.
Ayrıca Bilim Kafe buluşmaları olarak da ifade edilen etkinliklerde, bilim iletişimiyle üniversitelerin ürettikleri bilginin toplumda anlaşılır ve erişilebilir hale gelmesi, bilime olan güvenin artması, üniversitelerin şehirlerine sağladıkları katkının, yerel ve küresel sorunların çözümüne sundukları desteğin, gelecek için üstlendikleri aktif rolün görünür olması, bilim ve toplum arasında köprü kurulması da amaçlar arasında yer alıyor.
Bu amaçlar doğrultusunda, 27-28 Haziran 2025’de Bilim Kafe çalışmaları 81 ilde, 150’den fazla üniversitenin katılımıyla yaygınlık kazandı. Böylece, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, Avustralya, Yeni Zellanda, Brezilya ve Çin gibi Dünyanın pek çok ülkesinde, lisans, yüksek lisans ve sertifika programlarıyla yıllardır yürütülen bilim iletişimi çalışmalarına Türkiye de katkı sağlamaya başladı.
Bu kapsamda, İstanbul Aydın Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi etkinlikleri şehrin çeşitli bölgelerinde devam ederken, Kuzguncuk Varlık Gazetesi ve Derneği gibi mesajlarıyla topluma ulaşabilecek kişi ve kurumlar ile bilimsel yaklaşımın ve bilginin paylaşılması hedefleniyor.
Bilim iletişimi neden önemlidir ve nasıl yapılır?
Bilim iletişimi, bilimsel bilgiyi yanlış anlamalardan korur, toplumda bilim okuryazarlığını geliştirir, bilime olan güveni güçlendirir, sağlık, çevre, teknoloji gibi pek çok konuda bilimsel kararların daha bilinçli alınmasını sağlar.
Bilim iletişimi, popüler bilim yazıları, televizyon ve radyo programları, sosyal medya paylaşımları, konferanslar ve halka açık söyleşiler, belgeseller, podcastler, atölyeler ve sertifika programları gibi bir çok farklı yolla yapılabiliyor.
Akademide uzmanlar tarafından yine uzmanlar ile kurulan akademik iletişimin teknik bir dil kullanılarak, makale ve bildiriler ile sürdürülmesi toplum ile paylaşılmasında ve anlaşılmasında zorluk çıkarabilir. Dolayısıyla akademinin kendi içinde kurduğu iletişim sisteminden farklı olarak, topluma ulaşabilmesi ve bilgi paylaşımı için daha sade ve anlaşılır bir dil kullanılması, bu dilin haberlerde, videolarda veya podcastlerde halka ulaşabilmesi gerekir.
Bilim sadece laboratuvarlarda kalmamalı; toplumun karar alma süreçlerine katılması ve bilimsel okuryazarlığın artması için halka ulaştırılmalıdır. Bilim iletişimi, karmaşık verileri herkesin anlayabileceği bir dile dönüştürme olanaklarını araştırır.
Bilim iletişimi çalışmalarına çok önceleri başlayan öncü ülkelerin stratejilerine baktığımızda; İngiltere’de, bilim iletişiminin bir "demokratik hak" olarak görüldüğü; 1985 Bodmer Raporu ile bilim insanlarının toplumla konuşma zorunluluğunun kurumsallaştığı bilgisine ulaşırız.
ABD, hikaye anlatıcılığı (storytelling) ve görselleştirme odaklıdır. NASA gibi kurumlar, bilimi adeta bir "macera" gibi sunarak geniş kitlelere ulaşır.
Avrupa Birliği, "Sorumlu Araştırma ve Yenilik" (RRI) çerçevesinde, bilimin etik ve toplumsal etkilerini tartışmaya açar. Avrupa'da bilim iletişimi hem ulusal hem de kıta ölçeğinde (örneğin Horizon Europe projeleriyle) desteklenir. Fransa, Paris’teki Cité des Sciences et de l’Industrie, Avrupa'nın en büyük bilim merkezidir. Almanya, Bilim haberciliği ve Max Planck Enstitüsü gibi kurumların halkla ilişkiler faaliyetleri çok güçlüdür. Hollanda, Amsterdam Üniversitesi, iletişim ve medya çalışmaları alanında dünyada birinci sırada yer almaktadır.
Avustralya ve Yeni Zellanda, bilim iletişiminde "yaratıcı yaklaşımlar" ve halk katılımı konusunda öncüdür. Bilim insanlarının birer "iletişimci" olarak yetişmesine büyük önem verilir. Brezilya, Latin Amerika'da bilim iletişimi programlarının en yoğun olduğu ülkedir. Çin, Son yıllarda bilimsel okuryazarlığı artırmak için devasa bütçeler ayırmakta ve bilim müzeleri ağını hızla genişletmektedir. Türkiye ise; TÜBİTAK ve üniversiteler bünyesinde yeni kurulan Bilim İletişimi Ofisleri çalışmalarıyla topluma bilimsel bilginin ulaşmasını sağlamaktadır.
Bu ülkeler arasında bulunan Almanya, bilim iletişimini sadece bir "bilgi paylaşımı" değil, demokrasinin ve toplumsal güvenin bir parçası olarak gören, bu alanda Avrupa’nın en kurumsal yapılarına sahip ülkelerinden biridir. Tübingen Üniversitesi gibi kurumlar, bilim iletişiminin kalitesini ve etkisini ölçen özel araştırma merkezlerine (RCS) sahiptir. Alman üniversitelerinin, Mükemmeliyet Stratejisi (Excellence Strategy) gereği, "Mükemmeliyet Üniversitesi" unvanı alabilmesi için toplumsal katkı ve bilim iletişimi yapmaları zorunlu bir kriter haline gelmiştir. 2026 itibarıyla bu projelere ayrılan bütçeler daha da artırılır.
Almanya'nın son yıllardaki en büyük odak noktalarından biri, özellikle sosyal medyada yayılan sahte bilimle (iklim değişikliği inkârı vb.) mücadele etmektir. "Alliance of Science Organisations" gibi yapılar, bilimsel gerçeklerin popülist söylemlere karşı korunması için aktif kampanyalar yürütmektedir. Sonuç olarak Almanya'da bilim iletişimi, laboratuvar kapılarının dışına çıkıp gemilere, sokak festivallerine ve dijital platformlara taşınmış, devlet tarafından stratejik bir öncelik olarak desteklenen devasa bir ekosistemdir.
Almanya’da olduğu gibi ülkemizde de Bilim iletişimi, dezenformasyonla (sahte bilimle) mücadele etmenin en güçlü yoludur. Toplum bilime güvendiğinde, küresel sorunlara (iklim krizi, pandemiler vb.) karşı daha dirençli hale gelecektir.