Esenler ve Barış Mahalleleri, Karacaören (Karacaviran) köyü ile bütünleşmiş durumdadır. Her iki yerleşimin de denize kıyısı olmasına rağmen, yöre halkının yararlanmasına yönelik bir halk plajı (Abydos plajı) ve Saltık Mahallesi’ne kadar uzanan kıyı düzenlenmesi (3. Kordon-Leander Aşk Yolu) çalışması maalesef bugüne kadar gerçekleştirilmemiştir.
Ayrıca cumhuriyetimizin kuruluşunun 75. yılı münasebetiyle 1998 yılında Karacaören’in kuzey yamacında günübirlik piknik alanı olarak oluşturulmuş olan 276 hektarlık ATATÜRK KORULUĞU, bugün işlevsiz olarak halkımıza hizmet vermemektedir.
Bu durum; yaz aylarında Kepez, Dardanos ve Güzelyalı’nın yoğunluğunu arttırmakta, hizmet kalitesini de olumsuz etkilemektedir.
Antik dönemde RODİOS olarak adlandırılan, bugün Sarıçay olarak bilinen akarsuyun ilk yatağı Karacaören ovasıdır. Bunu ÇOMÜ Coğrafya Bölümü hocalarından Prof. Dr. Telat Koç’un yaptığı araştırmalardan ve günümüzde jeologların yaptığı sondajlardan, zeminin alüvyon yapısından anlıyoruz. Döküldüğü yer, ABYDOS antik kentinin bulunduğu Nara (NAGARA) Burnunun kuzey kısmında bulunan, lodosa kapalı, poyraza açık, bugün Dalyan koyu olarak bilinen yere dökülüyor.
Antik çağda, bugünkü Çanakkale Boğazı'nın ve bölgesinin, mitolojideki bir anlatıma bağlı olarak Hellespont adıyla anıldığı bilinmektedir.
Kral Athamas, Phrixus ve Helle adlı iki çocuğunun annesi olan yarı tanrıça Nephele’nin ölmesi üzerine Ino ile evlenir. Ino, üvey çocukları Phrixus ve Helle’den hiç hoşlanmaz. Üvey anne, onları ortadan kaldırmak için bir plan hazırlar; gizlice ekin tarlalarını yaktırır. Karısı; kuraklığın tanrıların gazabı olduğuna ve kahinlere başvurmaya ikna eder. Kahinlere, kendi uydurttuğu kehaneti söyletir: Ekinlerin yeşermesi için, iki çocuğun da Baş Tanrı Zeus’a kurban edilmesi gerekmektedir.
Halkının mutluluğu için, Çaresiz kalan Athamas, sonunda razı olur. Kurban etmek için dağa çıktığında, Olympos Dağı’nda Zeus, olayı takip etmektedir. çocukların annesi Nephele, yanında Zeus’un eşi Tanrıca Hera’dan yardım diler. Zeus, habercisi Hermes’e Miken’den bir koç alıp, olay yerine gitmesini ister. Athamas, çocuklarını tam kurban etmek üzere iken, altın postlu koç gökten iner, Phrixus ve Helle’yi sırtına alıp uzaklaşır.
Phrixus ve Helle, Baştanrı Zeus’un gönderdiği Altın Koç’un üzerinde gökyüzünde yükselen güneş’in ülkesi Kolkhis’e doğru uçmaktadırlar.
Başlarda korksalar da, giderek bu seyahat hoşlarına gider. Tam boğazın üzerinden uçmaktadırlar ki, o esnada Helle, kayar ve Koç’un üzerinden düşer.
Düştüğü yer, “Helle’nin Denizi” anlamına gelen, “Hellespont” yani Çanakkale Boğazı’dır.
Eceabat ilçesine 4 km. uzaklıkta, Akbaş Limanının hemen üzerindedir. Sestos şehri yarımadanın en eski şehirlerindendir. Troia Savaşları’ndan çok evvel Anadolu kıyısına göç eden Trakyalıların bir kısmı tarafından kurulur. Troia Savaşlarında Sestoslular’ın diğer Boğaz şehirleri gibi fedakârlıkları görülür. Akhalar, Troia Savaşı’ndan sonra, bu kıyılara gelerek ittifaklarına alırlar.
Bu dönemde Sestos, büyük ve zengin bir şehirdir. Burada Güzellik Tanrıçası Afrodite’nin bir tapınağı çok şöhrete sahipti. Bu şehirde her sene, Adonis ve Afrodit bayramları yapılıyor ve bu bayramlarda Frigya, Trakya ve Adalar halkı buraya doluyordu. Bayramda bir güzeller alayı oluşturulur ve bunun ortasında HERO, Afrodit’i temsil eden bâkire, dalgalanan bol elbisesi arasında görünen ayakları güllerle süslenmiş olarak, kendisine her taraftan yağan güzel ve övücü sözler arasında, mağrur yürürdü.
ABYDOS antik kenti; M.Ö. 1250 tarihinde, Troia Savaşı sonrasında yıkılan kentin görevini üslenen, M.Ö. 7. yüzyıldan Mikenler veya Akalar tarafından kurulan ve Attika -Delos Deniz birliği içinde yer alan yoğun Miken etkisi altına giren şehir devletlerindendir.
Çanakkale Boğazı'nın en dar yerinde (Nara Burnu) yer alan stratejik öneme sahip antik Abydos kenti, MÖ 514'te Persler tarafından zapt edilmiştir. Pers İmparatoru Kserkses, MÖ 480'deki Yunanistan seferi sırasında bu kentten, karşı kıyıya geçmek için teknelerden oluşan ünlü köprüyü kurarak stratejik önemini teyit etmiştir.
ABYDOS adına ilk defa Homeros‟ta karşılaşılmaktadır. Homeros, Mousa‟ya seslenir ve Akha komutanlarını, kentlerini ve gemilerini saymaya başlar. “Perkote’de, Praktios’ta oturanlar gelir sonra, Sestoslular, Abydoslular, tanrısal Arisbe’nin yurttaşları, başlarında Hyrtakes’in oğlu erlerin başbuğu Asios var, Selleis ırmağı kıyılarından…”
Strabon; Abydos’un Miletos‟lular tarafından, Lydia Kralı Gyges‟in izniyle kurulduğundan bahseder. Ayrıca Abydos ve Sestos limanlarının birbirinden yaklaşık olarak otuz stadion uzaklıkta olduğunu söyler. Troia Savaşı’ndan sonra Abydos’un Thrakhialıların ve Miletos’luların vatanı olduğuna işaret etmektedir. Strabon ayrıca, Abydos‟un diğer propontis kentleri gibi Kserkes‟in babası Dareios tarafından yıkıldığından bahsetmektedir.
Antik Çağ'daki haritalarda Avido veya Aveo Boğazı adına da rastlanmaktadır. Bu isim günümüzde, bizim kaynaklarımızda Nara, yabancı kaynaklarda Nagara (Nara) Burnu adı verilen yerdeki ünlü İlkçağ şehri Abidos’tan gelir. Kal’a-i Sultaniye’de açılan ilk konsolosluk’tan (1614) 19. Yüz yıla kadar Kal’a-i Sultaniye, yabancılar arasında yaygın bir yanılgıya göre ABYDOS olarak bilinirdi.
Ortaçağ İslâm coğrafyacılarından İdrîsî, iki boğazla birlikte Marmara denizi için de “İstanbul Boğazı” adını kullanmış, ayrıca eserinin iki yerinde “Abidos (ابده) Boğazı” demiştir. (Géographie d’Édrisi,
Bu kıyılar tarihi anılarla doludur; ama şiir sanatındaki yerleri çok daha popülerdir. Abydos, (Nara Burnu’na yakın) Boğaz’ın Asya kıyısında; Sestos, (Akbaş Koyu’nun üstü) Avrupa kıyısında kurulu iki kenttir.
Abydoslu Leandros, Sestoslu Aphrodite rahibesi Hero’yu bir bayram günü görür. İki sevgilinin yüreklerine aşk ateşi düşer. Leandros; her gece, Hero ile buluşmak üzere boğazı yüzerek geçer; sabah olduğunda da yüzerek Abydos’a geri döner. Bir kış gecesi, Abydoslu delikanlı öfkeli dalgalara meydan okumaya kalkışır. Ama deniz çok hırçındır, en az onun kadar hırçın ve deli rüzgâr kulede yanan meşaleyi söndürür.
Bahtsız delikanlıyı Aphrodite’ye, Amphitrite’nin eşi Poseidon’a ettiği dualar da kurtaramaz, dalgalara kapılır. Tan ağarığında, gözleri kan çanağına dönmüş rahibe, boğazın Sestos yakasında Leandros’u arar. Ne büyük acı! Leandros’un kayalara çarparak parçalanmış bedeni, onu beklediği kulenin dibinde durmaktadır. Genç kadın umutsuz bir feryatla kendisini azgın dalgalara bırakır. Bu mitin değişik biçimde anlatımları vardır. Ama en güzeli ve ayrıntılısı Azra Erhat’ın “Mitoloji Sözlüğü”ndedir.
M.Ö. 547 yılından itibaren “Anadolu’da Genel Valilik Merkezleri” oluşturan Persler, hem Hellespontos’a yakın hem de yaban kuşlarının ve balığın bol olduğu bir göl kıyısında verimli topraklara sahip, bugünkü Kuş Gölü’nün güneydoğusunda, konumlanmış Daskyleion’ da (bugünkü adıyla Hisartepe) bir satraplık merkezi kurmuşlardır.
Akurgal, kazılarında ele geçen 500 adet Bulla’ların (mühür) bazıları üzerinde Xerxes adının bulunması, Pers Satraplık Merkezi’nin Hisartepe’ de yer aldığını arkeolojik verilerle kanıtlamıştır.
(M.Ö.480) ilkbaharında, Pers İmparatoru Serhas’ın (=Xerxes =Kserkes) ordusunu Abydos’tan, (=Abidos -Anadolu yakasında Nara kalesi civarı) Sestos’a geçirmek üzere birbirine bağladığı biri 308, diğeri 314 gemiden oluşan iki köprünün kurulmasıdır. Çıkan fırtınadan; denizin coşması, gemi halatlarının kopması üzerine çok öfkelenen Serhas, denizi cezalandırmak için 300 kırbaç; köprüyü yapanların da başlarını vurdurur. Troya’daki Athena mabedine de 1000 öküz kurban eder. Geçiş aralıksız yedi gün, yedi gece sürer.
(M.Ö. 335) kışında, Alexander (=İskender) Perslerle savaşmak için, Gelibolu yarımadasının en güney noktası olan Eleus (Seddülbahir) civarından, Parmenyum ordusu da Sestos’tan Abydos’a kırkbin kişi ve 160 gemi ile geçer. Perslerle GRANİKOS çayı kenarında savaşır ve yener. Bütün Anadolu artık ayakları altındadır.
Büyük İskender ile başlayan; Tuna’dan Endüs’e kadar uzanan büyük imparatorluk, İskender’in ölümü ile komutanları arasında paylaşılır.
Boğaz ve Trakya, Lisimakhos’a düşer. Lisimakhos, Propontid krallığını kurar (M.Ö. 309) ve Gelibolu yakınlarındaki başkenti, Lysimakheia (Lisimakiya) adını alır.
İmparatorluğun parçalanmasından sonra, kurulan şehir devletlerinin çatışmalarında, Hellespont geçişleri önemli bir yer tutar.
Türkleri denizlerle kaynaştıran ilk öncü, İzmir fatihi ve Anadolu Selçuklu Devletinin müstakil beyi Emir Çaka Bey’dir.
Emir Çaka Bey'in Abydos'u (günümüzde Çanakkale'nin Nara Burnu civarı) zaptı, Türk denizcilik tarihinin en stratejik erken dönem başarılarından biridir. İzmir merkezli kurduğu beylikle Adalar Denizi'nde Doğu Roma’ya zor anlar yaşatan Çaka Bey, 11. yüzyılın sonlarında bu önemi boğaz kalesini ele geçirerek Doğu Roma’yı doğrudan tehdit etmiştir.
İzmir’i zapt eden Emir Çaka Bey’in, Karesi Beyliği’nden Halil Ece Bey’in, Anadolu’da büyük evliya olarak hâlâ etkisini sürdüren sarı Saltuk’un Rumeli’ye geçiş için, Çanakkale Boğazı’nın kıyılarına yerleştiklerini;
Çanakkale’de eski adı Guz ve Kuz Köy’de (Çınarlı) Sarı Saltuk makamının bulunması, Lâpseki’de Saltuk Limanı adları bu tezi doğrulamaktadır.
Emir Çaka Bey'in Abydos'u (günümüzde Çanakkale'nin Nara Burnu civarı) zaptı, Türk denizcilik tarihinin en stratejik erken dönem başarılarından biridir. İzmir merkezli kurduğu beylikle Ege'de Doğu Roma'ya zor anlar yaşatan Çaka Bey, 11. yüzyılın sonlarında bu önemli boğaz kalesini ele geçirerek Doğu Roma'yı doğrudan tehdit etmiştir.
Abydos, Çanakkale Boğazı'nın en dar noktalarından birinde yer aldığı için boğaz trafiğini ve Konstantinopolis'in ikmal yollarını kontrol eden kilit bir noktaydı.
Doğu Roma’y'a Tehdit: Çaka Bey'in burayı alması, Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis'in güvenliğini tehlikeye sokmuş ve İstanbul üzerindeki baskıyı artırmıştır.
Deniz Hakimiyeti: Bu zapt, Çaka Bey'in Adalar Denizi ve Marmara Denizi'ndeki Türk hakimiyetini pekiştiren en önemli adımlardan biriydi.
Abydos'un zaptı, Çaka Bey'in Türk deniz tarihine "ilk Türk amirali" olarak geçmesini sağlayan vizyoner ve gözü pek faaliyetlerinin zirvesi olarak kabul edilir.
Aydınoğlu Umur Bey (1309-1348), 14. yüzyılda Ege ve Marmara denizlerinde Doğu Roma ve Ceneviz donanmalarına karşı büyük zaferler kazanmış, Türk denizcilik tarihinin en önemli gazi beylerinden biridir. Özellikle 1329-1348 yılları arasında gerçekleştirdiği seferlerle Çanakkale Boğazı'nın kontrolünü sağlamış ve Marmara kıyılarına baskınlar yapmıştır.
Çanakkale Boğazı'nda İlk Savaş (1329): İzmir'i aldıktan sonra 8 gemilik bir filo ile denize açılan Umur Bey, Çanakkale Boğazı'nda Doğu Roma donanmasına karşı ilk büyük savaşına girmiştir.
Gelibolu ve Marmara Baskınları (1330'lar): Aydın, Saruhan ve Karesi Beylikleri'nin ortak donanmalarıyla hareket eden Umur Bey, 1330'ların başında Çanakkale Boğazı'nı geçerek Keşan'a kadar ilerlemiş ve Trakya'daki Doğu Roma yerleşim yerlerine baskınlar yapmıştır.
1658-1660 yılında Valide Turhan sultan ve IV. -Avcı- Mehmet ve Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın gayretleriyle yapılan Kumkale ve Seddülbahir kaleleri, İstanbul’u korumaya yeterken; 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı Donanması, Avrupa Devletleri Donanması karşısında Akdeniz’de egemenliğini yitirmeye başlar. Bu süreçte, alınacak tedbirlerin başında Payitahtı korumak için Akdeniz’e açılan kapının dayaklanması gündeme gelir. Artık kalelerdeki silahların yetersizliği yanında, yeni kale ve tabya yapımları gündeme gelir. Hatta 1807 yılında İngiliz Amiral Sir J. Duck Wort komutasındaki Akdeniz Boğazı’nı geçerek İstanbul önlerine kadar gelir.
Nara Kalesi, Çanakkale Boğazı'nın en dar noktalarından biri olan Nara Burnu'nda, III. Selim döneminde (1805) başlanıp, II. Mahmut döneminde (1807-1820) tamamlanan, boğaz güvenliğini sağlama amaçlı bir Osmanlı kıyı savunma kalesidir. Taş ve tuğla kullanılarak inşa edilen kalede, antik Abidos kenti kalıntılarının da kullanıldığı bilinmektedir.
1807 yılında İngiliz Amiral Sir John Thomas Duckworth komutasındaki bir İngiliz filosu, Osmanlı-İngiliz Savaşı (1807-1809) sırasında Çanakkale Boğazı'nı geçerek İstanbul önlerine gelmiş ve şehri tehdit etmiştir.
Amaç: İngilizler, Osmanlı Devleti'ni Fransa (Napolyon) ile olan ittifakından koparıp İngiltere-Rusya safına çekmek ve Rusya'nın Akdeniz'deki çıkarlarını korumak amacıyla baskı kurmak istiyordu. Boğazın Geçilmesi (19 Şubat 1807): Duckworth komutasındaki 8 büyük kalyon, 2 fırkateyn ve diğer gemilerden oluşan filo, Çanakkale Boğazı'ndaki tahkimatları aşarak Marmara Denizi'ne girdi ve İstanbul önlerine demirledi. İstanbul'da Durum: İngilizler İstanbul önlerinde on gün boyunca (1-10 Mart arası) bekledi. Ancak kara ordusu desteği olmayan Duckworth, İstanbul'u işgal edecek güce sahip olmadığını ve Türk savunmasının güçlendiğini görünce, ateş açmadan geri çekilme kararı aldı.
Amiral Duckworth, boğazdan çıkarken Türk topçularının yoğun ateşi sonucu ağır hasar alarak büyük kayıplar verdi. Harekât, İngilizler açısından stratejik bir başarısızlıkla sonuçlandı ve geri ekilmek zorunda kaldılar.
1806/1807) de Çanakkale Boğazı’ndan lodos bir havada, bir bayram sabahında askerler toplu olarak namaz kılarken geçerek İstanbul’u tehdit edeceği haber alınan İngiliz donanmasına karşı Boğazın tahkimine memur edilen “Kaptanıderya Salih Paşa” ile birlikte aynı işe memur edilen “Feyzi Efendi” İngiliz donanması Boğazdan geçip İstanbul önüne gelince görevlerini ihmal ile suçlandılar. Asıl suçlu olan Salih Paşa’nın tuğları alınarak azli ile yetinildi. Feyzi Efendi ise idam edildi. Bu haksız ölümün ağır vebali, yakınlarına karşı daima vefasız olmuş Üçüncü Sultan Selim’indi.
Bu olay sonrası 1809 yılında KAL-A-İ SULTANİYE antlaşması imzalansa da; İngilizler’in Çanakkale'deki başarısızlığı olarak tarihe geçmiş ve daha sonra 1915'teki Çanakkale Savaşı ile benzerlikler taşıyan bir girişim olarak değerlendirilmiştir
1810 yılında Lord Byron Hellspont “Helle’nin Denizi” diye bilinen Çanakkale Boğazını yüzerek geçti. George Gordon isimli Lord Byron bugün İngilizce’de “Dardanelles” diye bilinen Türkiye’deki coşkun su yolu Hellspont’u yüzerek geçti. Sestos’dan Abydos’a yüzerek geçtikten sonra Lord George Gordon Byron tarafından yazılan şiir”
Ey Hellespont! senin akıntılarla dolu geniş su yolunu,
Eğer, Aralık ayının karanlığında
Leander geceleyin geçmek zorunda olmasaydı,
İşte o zaman bu efsane hatırlanmayacaktı,
Eğer o kış gününün şiddetli fırtınası kükrediğinde,
Leander, Hero’suna doğru yüzerken,
Ona hiçbir şey karşı koyamazdı.
Ama ne oldu? Senin o güçlü akıntın birden kudurdu.
Güzel tanrıça Venüs! Ne kadar çok acıyorum
İkisine de yazık oldu
Benim gibi soysuzlaşmış, modern ama biçare bir adam
Mayıs ayının o güzelim hoşluğuna rağmen
Takatı tükenmiş kollarımla, denizde kulaç atıp
Sanıyorum bu gün, bir imkansızı başarıyorum ben
Ama Leander, hızlı akıntıyı yüzerek aştığından beri
Efsanede anlatıldığı gibi
Hero’yu kazanmak içindi mücadelesi, tanrı bilir ya başka bir şey değildi
O aşkını kazanmak için yüzdü, ben ise şeref kazanmak için
En iyisini kim başardı? Bunu söylemek güç,
Ey acınacak ölümlüler! Tanrılar hâlâ sizi lanetliyorlar
Leander hayatını kaybetti, ama ben ise bir soytarıyım
O boğuldu hayatını yitirdi, ben ise ancak sağlığımı.
Şair Lord Byron, 1810 yılında Hellespont’u (Çanakkale Boğazı) yüzerek geçtiği bilinen ilk yabancı kişidir.
Hava savaşlarında, Çanakkale Hava Bölgesi’nin savunması için biri Çanakkale’nin 3 km. dışında bir havaalanı, Nara ve Köseburnu’nda deniz uçakları için yapılan iki sundurmadan oluşan üs, Buddecke’nin de anılarında sözünü ettiği Cumalı Deresi yakınlarında Galata’daki (Gelibolu Sütlüce Köyü) havaalanları kullanılmıştır.
Karacaören’in Avlak çayırı yanında uçak koğuşları bulunuyor. Bugünkü İl Jandarma Komutanlığı’nın olduğu yere “Deff-i teyyare” deniyor. Ayrıca Karacaören’de ışıldak binaları bulunuyor.
Mlli mücadelenin ateşinin yandığı günlerde, Fransızlar’ın koruması altında bulunan AKBAŞ’a yapılan başkın, Kuvayı Milliye ateşi için atılan ilk adımdır.
Köprülülü Hamdi Bey, Dramalı Rıza Bey, arkadaşları ve yöre halkıyla yazdığı bir destandır AKBAŞ BASKINI.
"Köprülülü Hamdi Bey'in fedakârane ve cesurane hareketle elde eylediği şâyan-ı gıbta muvaffakiyetten mütehassıl teşekküratımızm mûmâileyhe tebliğine delâlet buyurulmasını rica eder, böyle azim bir muvaffakiyete saik olan zât-ı biraderlerini tebrike şitâb eyleriz." Heyeti Temsiliye Namına Mustafa Kemal
Bu kadar tarihi ve kültürel değerlere sahip, turizme katkı sağlayacak bir alanın ihya edilmesi için daha ne kadar beklenmesi gerekiyor?