erhantaylan17@hotmail.com
Kişilerin ve toplumların en büyük sınavı, "her şey yolunda giderken" değil; zor zamanlarda kimin nerede durduğuyla ölçülür. Hani derler ya; dost cenazede ya da düğünde belli olur diye... Aslında hayatın her anı, karakterimizi test eden gizli bir terazidir.
Atalarımız ne güzel söylemiş: “Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.”
Bugün toplumsal hayatımızda yaşadığımız pek çok tartışmanın, kırgınlığın ve o derin güvensizlik hissinin temelinde tam olarak bu yatıyor. Eğer bir yolculuğun başlangıcı yanlışsa, yöntemi yanlışsa ve en önemlisi niyeti "eğri" ise; o yoldan varılacak sonucun doğru olmasını beklemek beyhude bir temennidir. Ne acıdır ki bazen bu eğriliği meşrulaştırmaya çalışmak, doğruluğun kendisinden daha çok efor gerektirir hale geldi.
Bir diğer kadim sözümüz ise doğruluğun kaderini hatılatır: “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.”
Evet, doğruyu söylemek çoğu zaman yalnız kalmayı göze almaktır. Eleştirilirsiniz, dışlanırsınız, hatta sistemin çarkları arasında susturulmak istenirsiniz. Ancak tarihin tozlu sayfaları bize şunu kanıtlamıştır: Hakikat, zamana karşı direnen en güçlü kaledir. Bugün dokuz köyden kovulan o "yalnız" ses, yarın onuncu köyde baş tacı edilir. Çünkü makamlar, unvanlar ve koltuklar hızla el değiştirir; ancak değişmeyen ve devredilemeyen tek bir mülk vardır; o da vicdan.
Günümüzde mevkilerin ve yetkilerin nasıl bir gecede var olup bir gecede yok olabildiğine şahitlik ediyoruz. İnsanlar yükselir, düşer; isimlerin önündeki sıfatlar gelir ve geçer. Bugün makamlar dağıtılabilir, yetkiler geri alınabilir; ancak bir insanın şahsiyeti ne satın alınabilir ne de başkasına devredilebilir. İnsanı asıl değerli kılan, oturduğu koltuğun yüksekliği değil, o koltukta otururken sergilediği ahlakın derinliğidir.
Ne yazık ki bazen liyakatin geri plana itildiği, sessiz kalmanın "güvenli bir liman" olarak pazarlandığı ortamlara şahitlik ediyoruz. Şahsiyetsizliğin sessizce ödüllendirildiği bu düzen, aslında büyük bir çöküşün habercisimidir. Unutulmamalıdır ki; haksızlık karşısında susmak tarafsızlık değil, o haksızlığa üstü kapalı biçimde ortak olmaktır.
Susmak bir tercihtir... Ama herkes bu güvenli limana sığınmak zorunda değildir.
Biz, doğruluğun bir makamdan ibaret olmadığını bilen, onu bir karakter meselesi olarak görenlerdeniz. Karakter, insanın hayatı boyunca sırtında taşıdığı en ağır ama en onurlu sorumluluktur. Makamlar bugün vardır, yarın yoktur; ama karakter, isminiz anıldığında insanların yüzünde beliren o ifadedir, arkada bıraktığınız en büyük mirasınız olacaktır. Mesele sadece doğruyu "bilmek" değil, bedeli ne olursa olsun o doğruyu "savunabilmektir." Gerekirse yalnız kalarak, gerekirse dışlanarak ama asla eğilip bükülmeden...
Son söz niyetine Rabbim bizleri doğruluktan ayırmasın. Hakkıyla hizmet edebilen, vicdanını kaybetmeyen kullarından eylesin. Çünkü yeryüzündeki en yüksek makam, insanın kendi doğruluğudur.
Hoşçakalın…