info@ozugurdanismanlik.com
Son zamanlarda sokakta, sosyal medyada ya da en yakınlarımızın ses tonunda yankılanan ortak bir duygu var: Öfke. Sanki hepimiz görünmez bir savaşın içindeyiz; her an savunmaya geçmeye ya da saldırmaya hazır bir "savunma mekanizması" ile yaşıyoruz. Öfke duygusu, diğer duygularımızı bastırmış bir şekilde en hâkim duygu haline geldi. Peki, bu öfke sarmalından çıkıp birbirimize "anlayışla" bakabileceğimiz bir köprü kurmak mümkün mü?
Kelimelerin Gücü ve "Yargısız" Bakış
Şiddetsiz iletişim, aslında bize çok basit ama bir o kadar da unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyor: Gözlem yapmak. Karşımızdakine "Beni hep ihmal ediyorsun!" diye bağırmak bir saldırıdır. Oysa "Bugün beni aramadığında kendimi biraz yalnız hissettim," demek bir ihtiyaç beyanıdır.
Öfke toplumu, yargıların ve etiketlerin üzerinde yükselir. Birine "tembel", "sorumsuz" veya "kaba" dediğimiz anda iletişimi öldürürüz. Etiketleme, bir insanı anlamanın önündeki en önemli engellerden bir tanesidir ve günümüzde çok fazla yapılmaktadır.
Anlayış toplumu ise davranışın altındaki ihtiyacı görmeye çalışır. Şiddetsiz iletişim; "Haklı mıyım?" sorusundan vazgeçip, "Şu an neye ihtiyacım var ve karşımdaki ne hissediyor?" sorusuna odaklanmaktır. Hem kendimizin hem de karşımızdaki kişinin duygularını anlama çabasıdır.
Duyguları Sorumlulukla Üstlenmek
Birçok çatışmanın temelinde, kendi duygularımızın sorumluluğunu başkasına yüklememiz yatar. "Beni çok kızdırdın," cümlesi, duygumun anahtarını karşı tarafa vermektir. Oysa öfke, sadece karşılanmamış bir ihtiyacın habercisidir.
Belki o an duyulmaya ihtiyacınız var, belki saygı görmeye, belki de sadece biraz sessizliğe... Kendi ihtiyacımızı tanımlayabildiğimizde, öfke yıkıcı bir patlamadan, yapıcı bir diyaloğa dönüşebilir.
Çocuklarımıza Miras: Anlayış Dili
Bir toplumun dönüşümü, en küçük yapı taşı olan ailede ve mutfak masasında başlar. Çocuğumuz okuldan geldiğinde, duygularını sormak ve o an cevap vermiyorsa buna saygı duyup beklemek, en büyük şiddetsiz iletişim örneğidir. Cevap verdiğinde ise eleştirmeden, sadece orada olduğumuzu hissettirerek dinlemek... İşte "anlayış toplumu" bu küçük, sessiz anlarda inşa edilir. Çocuklarımıza da en güzel örneği, kendimiz ve çevremizle olan bu iletişim dilini kullanarak ve yaygınlaştırarak verebiliriz.
Birbirimizi suçlamayı bıraktığımızda, altındaki insani özü görmeye başlarız. Şiddetsiz iletişim bir zayıflık değil, aksine en büyük cesarettir. Bu hafta bir deneme yapalım; birine kızdığımızda hemen yargılamak yerine, içimizdeki o karşılanmamış ihtiyacı bulalım.
Belki de dünya, biz dilimizi yumuşattığımızda gerçekten değişmeye başlayacaktır.
www.ozugurdanismanlik.com
Instagram : köyde.birsosyolog