yandexmetrikacounter
Sosyolog-Aile Danışmanı Mine Kandaz ile değ | Çanakkale Olay

Sosyolog-Aile Danışmanı Mine Kandaz ile değişen aile yapısını konuştuk: "“Boşanmaların arkasında iletişim eksikliği var”

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde çalışmalarını sürdüren Sosyolog, Aile Danışmanı ve Kişisel Gelişim Uzmanı Mine Kandaz ile bir söyleşi serisine başladık. Serimizin ilk bölümünde Türkiye’de değişen aile yapısını, pandemi sonrası artan boşanmaları ve aile içi iletişimin önemini konuştuk. Kandaz'a göre boşanmalardaki artışın altında yatan en önemli sebep; iletişimsizlik.

76

Hayalini kurduğu meslek için deyim yerindeyse tüm kariyerini baştan yazan Kandaz ile hem nasıl sosyoloji eğitimi almaya karar verdiğini hem aile danışmanlığına başlama öyküsünü hem de Türkiye geneli ve Çanakkale özelinde aile yapısına dair gözlemleri ile ilgili sohbet ettik. Önümüzdeki haftalarda da devam edecek söyleşi serimizin ilki ile sizleri baş başa bırakıyoruz…

Mine Hanım, sohbetimizden önce sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Mine Kandaz ben, sosyolog aile danışmanıyım. Aynı zamanda kişisel gelişim uzmanıyım, kişiler arası iletişim alanlarında da uzmanlıklarım bulunmakta.

10 yıl önce Çanakkale'nin Ayvacık köyünde, Ayvacık ilçesinde bir köyde bir ev satın almıştık. Böyle doğayla baş başa olma, doğanın insan ruhuna iyi gelmesi üzerine. 3 yıl önce tamamen oraya yerleştik. 3 yıldır yaz kış yerleşik vaziyette orada oturuyoruz. Evliyim, bir tane oğlum var. O da Ayvacık'ta bir liseye gidiyor 17 yaşında. Ve ben yerel halkla da bilgilerimi buluşturmayı hep yıllarca istemiş birisi olarak.

Hatta şu cümleyi kurduğumu çok iyi biliyorum bir arkadaşıma. Kendim böyle gözümü kapattığımda köy köy dolaşırken görüyorum çok derdim. O zaman daha köydeki evimiz yoktu bile. Bunu hep böyle hayalini kurarak ve bu işlerin buralarda gene teknolojiyi de kullanarak, kitlelerden de uzak kalmayarak ama yerel halkla da bütünleşip bir köprü olabilecek şekilde olmasını önemsediğim için işlerime buradan devam ediyorum.

Tabii ki pandemi de bu online sistemlerin harekete geçmesiyle bizim işimizi çok kolaylaştırdı. Mevcut danışman Anlıklarıma online olarak devam edebiliyorum. Yüz yüze de tabii talep gelirse devam edebiliyorum. Yüz yüze ve çevrimiçi atölyeler, Udemy eğitim platformunda eğitim videoları, işte Shopier'de PDF kitapçıklar şeklinde hizmetimi sunmaya devam ediyorum.

40 yaşından sonra başlayan yeni bir kariyer yolculuğu

Sizin sosyolog olmadan önce başka bir iş geçmişiniz var. Çocukluğunuzdan bu yana insana, sosyal yardımlaşmaya, sosyolojiye dair bir ilginiz var ancak ilk mesleğiniz bu değil.

Çocukluğumdan beri insanları gözlemlemeyi çok seviyorum aslında ve çok fazla da detaycıyımdır. Yani dinlerim, detaylı dinlerim, bakarım. Hep insana dair bir şey yapmak benim tutkumdur. Fakat hayat beni ticaret lisesine yönlendirdi. Muhasebe bürosunda çalıştım. İşletme mezunuyum aslında normalde.

25 yıl boyunca tek bir ofiste çalıştım. Tek bir ofisi yönettim. Tek bir kişiyle çalıştım. Muhasebe mesleği ile bu ne alaka diye soranlar çok oluyor. Şunu söylüyorum; benim öyle bir patronum vardı ki biz hem muhasebe işini yapar hem de hayata dair çok şeyler paylaşırdık ve benim ruhsal anlamda mentörüm de diyebilirim. Herkese de anlatıyorum.

Eğitimleri bırakmadım çalışırken. Yaşanmışlıklarla birleştirilmesinin ne kadar önemli olduğunu o süreç içerisinde keşfettim. Hep bu hayallerim vardı ve okuluma o patronum da çok yardımcı oldu sağ olsun. Destek oldu. Sosyolojiyi lisans mezunu olarak bitirdim Sonrasında aile danışmanlığı eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi'nden aldım.

Hacettepe Üniversitesi'nden vaka okulları, kişisel gelişim danışmanlıkları, kişiler arası iletişim eğitimleri falan derken hem part-time çalışıyordum hem bu eğitimlerime vakit ayırıyordum. Çünkü bu benim tutkumdu ve patronum da hep bana diyordu senin bir gözün dışarıda yani hep o mesleğe gözün kayıyor diye.

40 yaşından sonra da daha buraya taşınmadan önce dedim ki tamam ben artık bu yıllardır hayalini kurduğum meslekten devam etmek.

Sosyoloji okumuşsunuz ama aile danışmanı olmak nereden aklınıza geldi?

Ben yıllarca STK'larda çalıştım aslında. Çeşitli sivil toplum örgütlerinde çok fazla insana yardımcı olduk. Gördüm ki hep maddi yardımlar yapılıyor ama insanların manevi anlamda yardıma çok ihtiyacı var. Özellikle de ailelerin.

Sosyolojide biliyorsunuz en küçük topluluk aile ve aileyi düzeltirseniz herkesin kendi kapısının önünü süpürmesi gibi; her aile belli bir noktada belli bir seviyeye gelirse toplum düzelmiş oluyor. Bu nedenle de ben aileyi en küçük birim olarak çok önemsedim.

Hiç aklımda yoktu aslında sosyolojiyi bitirene kadar ama bitirdikten sonra Yıldız Teknik Üniversitesi'nden çok kıymetli hocalarımla bir araya geldiğimizde gene bir böyle sivil yardımlaşma üzerinden onlar dediler ki madem böyle bir şey istiyorsun biz seni bizim aile danışmanlığı eğitimimize alalım. Bir yıl boyunca profesörlerden, doçentlerden eğitim alarak o seviyelere gelmiş oldum. Büyük bir şanstı benim için de tabii ki. Ve insanlara ulaşabilmenin kapısını açtı bana aslında.

“Boşanmaların artmasının sebebi kadının ekonomik özgürlüğünün artması değil”

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından evlilik, boşanma, nüfus verileri yayınlanır. Bununla ilgili yaptığımız haberde Türk toplumunda, Türkiye’deki aile yapısında bir değişim söz konusu. Genç evliler, genç aileler yerini yavaş yavaş yalnız bireylere bırakmaya başladı. Evlilik yaşı hem kadınlarda hem erkeklerde 20 sene öncesine oranla en az birkaç yaş arttı. Boşanmalarda sayı arttı. Çanakkale'de bundan önceki senelerde de böyleydi. Türkiye ortalaması üzerinde bir seyre sahip. Çanakkale'de daha eğitimli kadınların olmasının buna bir sebep olduğu söylendi. Çanakkale'deki kadınların ekonomik özgürlüklerini başka illerdeki kadınlara göre daha rahat elde etmelerinin bunun içerisinde bir etken olduğu da söylendi. Şimdi sohbetimize biraz da bu toplumsal dinamikler ve aile üzerinden devam edelim istiyorum. Siz nasıl bakıyorsunuz? Pandemi süresince belki de aynı evin içerisinde sokağa çıkma yasakları, işsizlik, ekonomik sıkıntılar gibi konular nedeniyle aile birliği bozulmamış ama pandemi yasaklarının ortadan kalkmasıyla beraber boşanma sayılarında oldukça fazla bir artış da yaşanmış. Biraz da sizin değerlendirmelerinizi alalım bu konuda.

Aslında çok geniş bir konu, yani böyle günlerce konuşulabilecek bir konu ama tabii özetleyecek olursak toplumumuz değişiyor, dünya değişiyor. Genelde son zamanlarda boşanma oranlarının artışı Çanakkale'de olduğu gibi diğer illerde de hep kadınların ekonomik özgürlüğüne dayandırılıyor ama ben sadece bu açıdan bakmanın çok yetersiz olduğunu düşünüyorum.

Evlilik de zaten sadece kadın üzerinden tanımlanıyor. Evlilik denilince hiç kimsenin aklına erkek gelmiyor da aile denildiği zaman, evlilik denildiği zaman ilk akla gelen cinsiyet kadın oluyor. Çocuklar bile bu denkleme sonradan dâhil oluyorlar veya sonradan değerlendirme kapsamında ama aile kavramında da evlilik kavramında da ilk konuştuğumuz şey hep kadın oluyor.

Maalesef. Ben kadınla ilgili de çok çalışmalar yapıyorum. Bunu bir cinsiyet ayrımcılığı ya da feminizm gibi düşünmek doğru değil. Toplumun dezavantajlı kesimi kadınlar. Özellikle bizim gibi az gelişmiş toplumlarda veya gelişmekte olan toplumlarda. Çünkü kadın enerjisi inanılmaz güçlü ve dönüştürücü bir enerjiye sahip. Bununla nasıl başa çıkacağını bilmeyen erkek egemen toplumlar genelde kadını baskılama yoluna gidiyorlar.

Bunun da en iyi yolu evlilik aslında. Şöyle hani bir işe girsin, evlensin, çocuğunun başında dursun. Başka hiçbir işe karışmasın şeklinde bakış açısı çok hâkim. Tabii ben denge olması gerektiğini düşünüyorum. Yani kadın ve erkek arasındaki dengenin sağlıklı kurulması gerektiğini düşünüyorum. Çanakkale bölgesinde özellikle son zamanlarda boşanma artışlarını ben şöyle gözlemliyorum.

Hâlâ maalesef erkek çocuklarına çok kıymet verilirken kız çocukları çok da dikkate alınmadan yetiştiriliyor. Özellikle yerel bölgelerde de ben bulunduğum Ve çalışmalar yaptığım için büyük şehirlerde veya şehir merkezlerinde bu biraz farklı olabilir ama hâlâ kırsalda yerelde çoğunlukta erkek çocukları ne isterse yapabilecek kapasiteye sahip, kız çocukları ise belirli kısıtlamalarla büyümeye devam ediyorlar.

Dolayısıyla bu şekilde yetiştirilen erkek çocuğu evlilik içerisinde de ne isterse yapabileceği özgürlüğe sahip olduğunu düşündüğünden farklı bir denge bozukluğu ortaya çıkıyor. Kız çocukları da artık çalıştıkları için evet, ekonomik özgürlükleri var ama boşanma sebebi ekonomik özgürlük değil.

Boşanma sebebi aynı evde bulundukları kişilerle aynı iletişim dilini kuramıyor olmaları, aynı taraftan bakamıyor olmaları. Ailelerin getirdiği baskılar neticesinde diyor ki: "Tamam, o zaman ben kendi ayaklarım üzerinde durayım. Bunlarla uğraşacağıma en azından kendi başıma yaşayayım."

Evde yetişkin bir çocuğa bakmak istememek gibi tanımlayabiliriz.

Evet. O yüzden kadına getiriliyor ama bu iki dinamiğin gene bir araya gelmesiyle oluşturulmuş bir şey. Dijitalleşme aslında çok güzel bir şey. Şu an biz de onun imkânını kullanıyoruz. Her yere ulaşabilme imkânı tanıyor, alan tanıyor ama bir yandan da evliliklerde inanılmaz bir kıyaslama söz konusu olduğu için herkes kendini o telefonun ekranında gördüğü hayatlarla kıyasladığı için de ciddi bir aile içi probleme de yol açabiliyor.

Kendilerini tanımak yerine oradaki durumlarla kıyaslayarak birbirlerine beklentiler yüklemek, birbirlerinden bir şeyler beklemek yoluna gidiyor daha çok gençler. Pandemi biraz da bunu ortaya koydu. Aslında insanlar birbirine tanışmış oldular.

Hayatın koşturmacası bir evin içine girip de bir evin içinde o kadar uzun süreler vakit geçirince şimdi belli bir rutinde, belli bir ritimde onu anlamıyorsunuz ama evin içinde bir arada olduğunuzda bütün o farklılıklar göze batmaya başladı ve bitmesiyle beraber boşanma oranları ciddi bir şekilde yükseldi.

Mine Kandaz ile sohbetimizin ikinci bölümünü önümüzdeki hafta yayınlayacağız...

(HADİYE AYŞE İRİM)
Paylaş