Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz'la söyleşilerimizin 5. bölümündeyiz. Bu bölümümüzde finansal konuların aile üzerindeki etkilerini konuşacağız. Mine Hanım tekrar hoş geldiniz. Finansal konular ailelerin ilişkileri içerisinde ne kadar önemli, onların hayatını nasıl etkiliyor?
Eskiden de önemliydi ama günümüzde tabii çok fazla uyaran olduğu için ve maddi anlamda çok fazla harcama yapılacak kalem, çok fazla özenilecek şey olduğu için çok daha fazla etkilediğini söyleyebiliriz. Fakat burada bence evlenmeden önce bu konuların konuşulmaması, evlilikten sonra sıkıntı olmasında en büyük faktörlerden bir tanesi. Çünkü eşler genelde evlilik öncesi bu konulara hiç önem vermiyorlar. Bunlar hiç konuşulmuyor.
Kazançlar ortak mı olacak? Harcamalar nasıl yapılacak? İkimizin kazancı birleştirilecek mi? Giderlerden sonra kalanı nasıl paylaşacağız? Birikime mi aktarılacak? Tatil mi yapacağız? İhtiyaçlarımızı mı karşılayacağız? Veya tek eş çalışıyorsa buna göre diğer eşin durumu ne olacak? Bu konular hiç konuşulmuyor maalesef.
Biraz da tabii evlilik öncesi o işte sevgiydi, aşktı, o duyguların yüksek olduğu bir zaman olduğu için bir anda evliliğin içinde gerçeklerle yüzleşince tabii birinci aydan sonra faturalar gelmeye başlayınca kiralar, ödemeler vesaire konuşulmayan noktada ciddi Bir şekilde sıkıntı çıkıyor. Öncelikle bunu tespit edebilirim.
İkinci olarak da eşlerin birbirinden maddi konuları gizlemiş olması. Kazancını bir diğerine yani partnerine söylemeden tasarruf etmesi, harcaması, kendi ailesine vermesi ya da farklı şekillerde değerlendirmesi, kullanması ciddi sıkıntılara yol açabiliyor. Çünkü hiçbir şey gizli kalmadığı gibi bu konular da gizli kalmıyor ve açığa çıkıyor.
Bu nedenle bu konudaki şeffaflık önceden plan yapılmadıysa evlilik sürecinden sonraki planlama ve ona uyulması değiştirilecekse de gene birlikte karar alınması çok önemli.
Kazançların saklanması gibi borçların saklanması da bu konuda ciddi bir sıkıntı. Son zamanlarda zaten hem internette hem sosyal medyada da görüyoruz. Son dakikaya kadar söylenmemiş bazı borçlar nedeniyle insanlar çok daha zor duruma düşebiliyorlar. Bu da tabii aile birliğini derinden sarsıyor doğal olarak. Bu konuda sizden destek isteyen danışanlarınıza ne tavsiye edersiniz? Evlilik öncesi konuşulmadıysa da en kısa zamanda konuşulmaya başlanması gerekiyor anladığım kadarıyla. Peki, konuşmada kullanacağımız üslup ne kadar önemli?
Çok fazla önemli. Net olmak zorundayız. Gene konuşurken o planı yaparken de birbirimize karşı dürüst olmak zorundayız. Bahsettiğiniz borçlanmalar da gerçekten gizli olduğunda çok büyük zararlar verebiliyor. Çünkü bir eş diğerinden saklıyor. Onun izin vermeyeceğini düşünüyor. Zaten eşimizin izin vermeyeceği şeyi yapıyorsak bu da bir finansal aldatmanın içerisine giriyor. E bunu zaten biliyorsam niye yapıyorum?
Şimdi buralarda hem kendimi sorgulayacağım hem de eşimle şeffaf bir şekilde bu konuları konuşuyor, anlaşıyor olmak zorundayım. Şöyle bir dil kullanılmalı. Maddi durum belli. İki eş kazanıyorsa veya tek eş kazanıyorsa da yazılmalı. Giderler belli. Kalan para nasıl tasarruf edilmeli? Şimdi iki tarafın fikir ayrılığı varsa üçüncü bir kişiden görüş alabilirler. Güvendikleri bir aile büyüğü olabilir. Bu konuda başarılı gördükleri bir tanıdıkları arkadaşları olabilir veya bizim gibi profesyonel uzman eşliğinde bu planı yapabilirler ama o plana uymak, tek taraflı bozmamak, bir şeyler değişmesi gerekiyorsa da tabii hayat da değişiyor ama gene birlikte karar veriyor olmak ve açık iletişimde olmak çok çok önemli. Burada bir eş diğerinden ısrarla bu durumu saklıyorsa burada gerçekten evlilik birliği zarar görüyor ve ona engel olabileceğimiz hiçbir durum olmuyor maalesef.
Finansal durumlardan bahsetmişken finansal zorbalık da evlilik ve aile birliğini derinden sarsan bir problem ne yazık ki. Finansal zorbalık hem kadının hem erkeğin birbirine karşı uyguladığı ama en azından bizim toplumumuzda gördüğümüz kadarıyla para getiren kişi daha çok evin erkeği olduğu için erkek tarafından “Zaten dışarıda ben bu parayı kazandım, size ne verirsem onunla yetineceksiniz” ya da “Sınırları da ben koyarım, evin sahibi de benim gibi” bazı şeyler de yaşanabiliyor. Bu durumla başa çıkması gereken kişi ne yapmalı?
"Ben kazanıyorum, ben harcarım." mantığı bir aile söz konusu olduğunda maalesef öyle olmuyor. O aile kaç kişilikse kazanılan para o kadar kişilik bir para olmuş oluyor ve bir kere kazananın bunu baştan böyle kabul etmesi gerekiyor. Kabul etmeyip de ben kazanıyorum, istediğim yere harcarım, canım ne istiyorsa yaparım, size de istiyorsam veririm, istemiyorsam vermem noktası özellikle bizim gibi inançlı olduğunu düşünen toplumlarda aslında diğer insanların hakkına girmek oluyor.
Diğer taraftan etik olarak bakacağımız zaman da o aile üyeleri sonuçta o evin içerisinde çalışmıyor olabilirler ama çalışıyorlar. Bir ev hanımının işlerini ev hanımını evden aldığını Temizliğe birinin tutması lazım. Buna bir para ödenmesi lazım. Ev, çocukların bakımı, yemek yapılmasına birinin olması lazım. Veya işte farklı noktalarda plan, proje vesaire, çocukların okula götürülmesi, ulaşımı, derslerinin yaptırılması buna ayrı biri lazım. Yani bir ev hanımı evde 3-4 kişilik iş yapmış oluyor aslında. O kişi orada olmazsa 4 kişilik maaş verecekmiş gibi eş düşündüğü zaman aslında ne kadar karlı olduğunun da farkında olması gerekiyor. Çünkü hepsini birden yaptırabileceğimiz bir hizmet anlayışı maalesef yok. Çocuğa bakan diğerlerini yapmıyor. Diğerlerini yapan çocukla ilgilenmiyor şeklinde.
Burada aslında görünmez emeğin maddi karşılığının eşin kazandığı parayla eşdeğer olduğunun farkında olunması çok çok önemli. Yani evde oturuyorsun ne iş yapıyorsun ki denilen noktada kadının emeği çok sıfırlanıyor maalesef ama kadın o işleri yapmayı bıraktığında da evdeki kaostan zaten ne iş yaptığı da çok belli oluyor.
Finansal konular arasında finansal geleceğe olan güvensizlik, endişe durumu da aile birliğini bozacak bir konu diye düşünüyorum. Tabii ki herkesin başına her an beklenmedik şeyler gelebilir ama sürpriz gelişmeler haricinde “Birkaç sene içerisinde en azından bulunduğumuz durumdan daha aşağıya düşmeyiz ya da yükselebiliriz” gibi bir öngörüde bulunamamak aile içerisindeki gerginliği arttırıyor mu? Eşlerin birbirine karşı olan saygısını azaltan bir şey mi bu?
Yine konuşulmazsa evet arttırıyor. Çünkü gelecek planı hakkında da eşler çok fazla konuşmuyorlar. Ben çok bu örneklerle karşılaşıyorum. Ne yapmalıyız? Bulunduğumuz durumdan aşağı düşmemek için nasıl bir kriz yönetimi yapılmalı, harcamamızdan kalan parayı nasıl değerlendirmeliyiz noktalarında da genelde eşler birbirleriyle değil de daha çok dışarıda daha fazla güvendiği çevrelerinden aldıkları duyumlarla hareket ettikleri için ve öngörülemez bir finansal durumda da ortamda da olduğumuz için hep birlikte aşağıda düşse eşler birbirine destek olur ama bunun kararını da gene birlikte vermiş olmaları koşuluyla.
Çok uyaran var. Herkes tatile gidiyorken belli kişilerin gidemiyor olması, herkes bir şeyleri alıyorken belli kişilerin alamıyor olması da bir kavga sebebi. Ama iki taraf gene fikir birliği ile bunu sağlayamamışsa bir noktada gene tutunuyor eşler birbirine. Yani kötü gününde atlatalım iyi günde de gene birlikte yükseliriz zaten diye.
Hepimizin ailesi bizi yetiştirirken belli fedakârlıklarda bulunuyor maddi açıdan, finansal açıdan. Aileler çocukları için finansal fedakârlıklar ya da finansal ayarlamaları yaparken bazen ipin ucunu kaçırıyor olabilirler mi? Tabii ki hepimiz herkesin çocuğunun iyi okullarda okumasını isteriz. Bu tartışmasız bir şey. Kendi yağıyla kavrulur bir ailenin şartlarını zorlaması da kabul edilebilir bir şey. Çünkü çocuğun geleceğine yatırım yapıyorsunuz. Gerçi bizimki gibi toplumlarda çocuğun geleceğine yapılan yatırım kendi geleceğine yapılan yatırım olarak görülür ama bunun da ötesinde ailelerin çocuklarını yetiştirirken yaptıkları maddi fedakârlıkları daha sonra çocuklarının başına kalkması aile içerisindeki dinamikleri çok kötü etkileyen bir şey değil mi?
Kesinlikle. Çünkü çocukların borçlandırılması zaten çok ciddi benim de ele aldığım, mümkün olduğu her alanda anlatmaya çalıştığım bir konu. Ben bir canı dünyaya getirmişsem onunla ilgili bütün sorumlulukları yerine getirmek zorundayım ve o bana bunun karşılığını maddi manevi vermek zorunda değil. Çünkü bunun kararını anne baba olarak ben verdim.
Ben yapabildiğim kadarını yapıp, elimden geldiğince şartlarımı da zorlayıp çocuğumla beraber onun gelişimine uygun şekilde onun gelişimini desteklemişsem; sonrasında ondan o karşılığı beklemek işte ben yemedim, yedirdim, giymedim, giydirdim. Biz şundan şundan vazgeçtik seni büyütmek için şeklinde çocuğun omuzuna çok hak etmediği ve hiç anlamsız bir yük yükleniyor birincisi.
İkincisi, bir de şöyle bir grup var; maddi anlamda sıkıntı çekmeyen ve maddi olarak çocuğun her istediğini karşıladığında çocuğunu düşünmüş olduğunu zanneden bir ekonomik grup da var maalesef. Burada da çocuğun duygusu görülmüyor. Sadece ekonomik istediği ihtiyaçlar karşılanıyor sürekli. Sonrasında da çocuk duygusal anlamda bir boşluğundan bahsettiğinde neyini eksik ettik? Herkeste bir varken biz sana 10 tane aldık. Bu nasıl bir nankörlüktür şeklinde şeylerle de karşılaşabiliyor.
Tabii ki hiçbir zaman maddi ihtiyaç karşılanması o duyguların boşlukta kalmasının yerine geçmiyor. Diğer tarafta da yapılan fedakârlıklar çocuğumuz iyi bir yere gelsin diye yapılıyorsa zaten onun başına kakılmaması gerekiyor. Ben bunu kendim tercih etmişim, dünyaya getirmişim, karar vermişim ve onu büyütmüşüm. Bu şekilde olduğu zaman tabii ki çocuk evlense bile anne babaya borçlu hissettiğinde, gerek anne babanın evliliğinde, gerek kendi evliliğinde de ciddi sıkıntılar yaşanıyor.
Zaten siz çocuğunuz için haddinden fazla ya da sınırlarınızı aşırı zorlayarak bu tarzda bir sözde fedakârlık yaptığınız zaman kendinizden de çalmış oluyorsunuz. Dolayısıyla aslında çocuğunuza biraz gücenmiş de oluyorsunuz. Çünkü o olmasaydı o fedakârlığı yapmak zorunda kalmayacaktınız. Parasal da olabilir bu. Başka türden bir fedakârlık da olabilir. O ilgiyi ve işte o fedakârlığı yapmak yerine kendiniz harcayacaktınız bütün evinizde olan varlığı maddi ya da manevi. Dolayısıyla ailenin, ebeveynlerin çocuğa gücenmelerine neden oluyor. Aslında sevgi bağının kurulmasına bir karşılık beklentisi içine girmiş oluyor ve dolayısıyla olay bir ticarete dönüşmüş oluyor.
Çocuğun zaten bundan hemen hemen hiç haberi olmamış oluyor. Çünkü zaten onun tercih ettiği bir şey değil. Sizden talep ettiği bir şey değil ya da talep etmeyi de sizden öğrendiği bir şey. Bana bunu al demeyi çocuğumuza biz öğretiyoruz zaten. Çıtasını onun biz yükseltiyoruz. Sonra da bunun bir bedel olduğunu bilmeden yetiştirdiğimiz çocuktan tahsili tahsilatı toplu yapmaya çalışıyoruz.
Bu da işte anne, baba, çocuk, yetişkin ilişkilerinin tamamını olumsuz etkiliyor. Gerçekte olan kararı gene bizim veriyor olmamız Bir. İkincisi, fedakârlık lafını ben zaten hiç sevmiyorum, kullanmıyorum da. Çünkü biri feda ederken biri kar ediyor olduğunu baştan kabul ediyoruz fedakârlıkta. Özveri lafını çok seviyorum ben. Özümde olacak, önce özümü besleyeceğim. Özümden olanı karşı tarafa vereceğim. Tabii ki çocuklarımıza canımızı bile veriyoruz yeri geldiğinde.
O hiç tartışılmaz ama eğer imkânın varsa kendimi de yok saymayacak şekilde çocuğumu yetiştirebilir, kendime de o imkânı sağlayarak %90'a %10 olsun, %80'e %20 olsun ama kendimi de geri plana atmayarak gerek emek, gerek finansal anlamda kendimi de hayatta var edecek şekilde devam edersem, o dengeyi kurarsam çocuğuma da bunu öğretmiş oluyorum. Kendim de orada kendimle ilgili şeyleri geri plana 30 yıl, 40 yıl atmış olmuyorum.
Onun bedelini de sonra çocuğa veya eşime veya herhangi birine ödetmiş olmuyorum. Baştan da o dengeler sağlıklı kurulursa aslında farklı bir boyuta gelinebiliyor. Tabii Maddi konular çok göreceli de olduğu için şimdi herkesin durumu farklı. Genel olarak biz genel geçer normal durumlar için bunu söylüyoruz. Tabii ki sıkıntı çekilen durumlar ayrı ama çocuktan beklemek çok sonucu olan bir şey değil.
Çünkü her dünyaya getirilen insanın farklı bir karakteri var, farklı bir bakış açısı var. Vefa duygusu da farklı olan çok çocuklarda var. Annem, babam bana bunu yapmış. Dur ben de bunu yapayım diye düşünmesi gerekirken çok bambaşka düşünen çocuklar da var. Gerek kendi yapısı gerek anne babanın dediğiniz gibi o alıştırmasından da kaynaklı. Aman oğlum ben yemesem de olur, aman kızım ben giymesem de olur. Çocuğa da şunu öğretiyor. E tamam onlarda olmasa da olur, hep bende olsun.
Farkında olmadan biz o fedakârlık adı altında ben feda edeyim sen kâr et duygusunu ona öğretiyor da olabiliriz yani bunu da iyi sorgulamak gerekiyor.
Bu ortamda yetişen çocuk kendi ailesini kurmaya kalktığında yine karşısında karşılıksız bir şeyler bekler hale geliyor. Diyor ki ya benim annem babam bana ellerindeki her şeyi verdiler. Sevgi, saygı, nakdi, ayni her türlü destekle arkamda durdular. Ailenin içindeki kişi bunu bana yapmıyor deyip eşine güceniyor bu seferde. Çünkü aslında ana babasından ayrılamamış, o çocukluk evresini tamamlayamamış bir birey haline gelmiş öyle yetişkin ama hâlâ özellikle de bu tarz konularda çocuk olarak kalmış oluyor. İşte bu da çok tehlikeli bir şey aslında.
Maalesef öyle. Bir de bazı anne babalar gerçekten çocukların özgürlüğünü eline almasına izin vermiyor. Özellikle aile işleri, aile şirketlerinde çok karşılaşıyoruz. Çünkü anne baba onu bırakırsa sanki çocuk benden gidecekmiş gibi düşündüğü için özellikle kırsalda ben köyde de yaşadığım için görüyorum. Anne baba ölene kadar çocuk hiçbir yenilik yapamıyor mevcut durum üzerinde. Gerek tarım, gerek hayvancılık, gerek ürettiği her neyse ya günümüz çağında şu daha iyi diyor.
Biz öyle görmedik diyor anne babası mesela. Çünkü o kontrolü kaybederse çocuğu da kaybedeceğiyle eşdeğer bunu düşündüğü için maalesef ciddi anlamda burada hem çocukların gelişimini de engellemiş oluyorlar. Farkında olmadan hem de kendi beklentilerini karşılamak adına sağlıksız bir yapı oluşturuluyor.
Aslında çocuğuna yaptığı her şeyi kendisi için yapılmış maddi yatırım olarak gören ebeveynler olduğu için konu daha da dallanıp budaklanıyor. Bu sefer işte hele de aynı ailenin içerisinde aynı evin binanın içerisinde yaşıyorlarsa bu olay daha da birbirinin evine girip onların aldıkları eşyalara karışmak, “Sen benim oğlumun parasını buralarda mı harcıyorsun” ya da gelinin de ya da işte diyelim ki damadın da kazandığı parayı, o ailenin büyüğüne verilmesini beklemek, onları ben yönetirim, sen anlamazsın deyip kişinin gelişimine de ket vurmak.
Evet, sosyolojik açıdan toplumumuz böyle bir toplum. Bu değişmediği sürece, yani yeni nesillerden gelen insanlar bu döngüyü kırmadığı sürece nesiller boyu devam etme yolunda olacak. O yüzden biz de zaten mümkün olduğunca bunları konuşup anlatmaya çalışıyoruz ki farklı yöntemler olduğu da bilinsin. Ha uygulanabilir, uygulanamaz. Oraya çok müdahale edemem.
Herkesin aile yapısı farklı. Şu doğru, bu yanlış diyemeyiz. Çünkü herkesin aile yapısı içerisindeki işleyiş de farklı ama genel anlamda dürüstlük, şeffaflık, kendinden çok verip karşı tarafı borçlandırmamak, bulunduğu noktada kendini de düşünerek hareket etmek, o dengeyi kurmak, iletişimde de İlişkilerde de finansal durumda da dengeyi sağlayabilmek mümkün olduğunca yapılırsa sorun gene yaşanır ama çok daha az yaşanır.
Çok daha ciddi boşanma noktalarına gidecek şekilde yaşanmamış olur. Biz en azından bunu anlatmak için mücadele veriyoruz. İnşallah değişir zamanla bazı şeyler diye umut etmekten vazgeçmeyeceğiz.
Kapak görseli tasarımında yapay zekâdan faydalanılmıştır.
(HADİYE AYŞE İRİM)