olucak@gmail.com
İnsanların balıklara ve bazen de birbirine neden balık hafızalı dediğini ve bu sözün nereden kaynaklandığını hiç düşündünüz mü? Belki balıklarda kendi aralarında insan hafızalı diyorlardır. Acaba öyle mi?
Bazılarımız isimleri hatırlayamaz bazılarımız ise yüzleri. Biz hatırlamaya uğraştıkça ve kıvrandıkça karşımızdaki ‘balık hafızalı’ diyerek durumu yorumlarken insanların yüksek hafızalı ve üstün ırkı temsil ettiğine inanır. Yaygın görüşün aksine, balıkların 3-5 saniyelik hafızaları olduğu inancı ya insanların kendini avutmak için bulduğu bir çıkış yolu ya da akvaryumdaki balıkların sınırlı hareket ve yaşam tarzını gözlemlemekten ibaret yetersiz bilgiye dayalıdır.
Oysa balıklar üzerinde yapılan araştırmalar ilerledikçe suların altındaki gizem yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Sürpriz bilgilerle balıkların günümüzün edilgen insanından çok daha ileri özellikler gösterdiği bulgularla kanıtlanıyor.
Jonathan Balcombe, ‘Balıkların Bildikleri, Su altında yaşayan kuzenlerimizin iç dünyaları’, adlı kitabında, kendi gözlem ve araştırmalarını konuyla ilgili 446 kaynak ile destekleyerek meraklılarına yeni bir bakış açısı sunuyor. Araştırmanın şaşırtıcı sonuçlarına göre; balık hafızası bazılarımızın asla ulaşamayacağı üstün özellikler içeriyor. Balcombe, balıkların, zihinleri ve hafızaları olan, plan yapabilen, diğer balıkları tanıma becerisine sahip olan, birtakım içgüdülerle donatılmış ama aynı zamanda deneyimleri aracılığıyla öğrenebilen bireyler olduğu sonucuna varıyor. Balıkların doğal ortamlarında ya da akvaryumlarda kendilerini besleyen insanları tanıdığına dair pek çok örneği kaynaklarıyla ayrıntılı olarak açıklıyor. Ayrıca bununla da kalmıyor ve balıkların kendi kültürleri olduğunu, insanoğluna örnek olabilecek, tür içinde ve türler arasında işbirliğine dayalı ilişkiler kurarak erdemli davranışlar da sergileyebileceklerini ileri sürüyor.
Yazar araştırmasında balıklar üzerindeki bulguların diğer hayvan türlerine göre daha az olmasını ve günümüze kadar ulaşılamamış olmasını ise; suların altına gizlenmiş, gözlerden uzak dünyalarına ve tepki vermeyen yaratılışlarına bağlıyor. Dolayısıyla aslanlar veya şempanzeler ya da fareler üzerine yapılan araştırmalardan elde edilen bilgilere balıklar özelinde daha geç ulaşıldığını, ancak araştırmaların önümüzdeki yıllarda balıkların gizemli ve ilginç dünyasını sergilemeye devam edeceğini belirtiyor.
Balık biliminin mevcut durumunu temel alarak çıkarabilecek genel bir sonucu ise şöyle özetliyor:
“Balıklar sadece yaşamazlar, aynı zamanda birer yaşamları da vardır. “şey” değil, birer varlıktırlar. Bir balık, kişiliği ve ilişkileriyle bir bireydir. Plan yapar ve öğrenir, algılar ve yaratıcı hamlelerde bulunur, yatıştırır ve kurgular; zevk alır, korkar, oyun oynar, acı çeker ve sanıyorum sevinç duyar. Bir balık hisseder ve bilir.”
Balıkların yasadışı yöntemlerle avlanması ya da yukarıda belirtilen bütün o duygularla, kendi yaşam alanlarına uymayan havuzlardaki yetiştirilme biçimlerine baktığımızda ise; yine toprak üstünde gördüğümüz diğer hayvan türlerinin hak savunuculuğundan uzak kaldıklarını söyleyebiliriz. Denizlerdeki özel çiftlikler, havuzlar veya fıçı benzeri kapalı alanlardaki somon yetiştiriciliği örneklerinde olduğu gibi, yine gözlerden uzak kendi esaretlerini yaşadıkları ortaya çıkıyor. Dolayısıyla balıkların hem doğadaki yaşam alanlarında kontrolsüz ve vahşi biçimde avlanmaları hem de özel çiftliklerde yetiştirilmeleri kendi yaşam biçimlerine ve özelliklerine saldırı olarak kabul ediliyor.
Araştırmacı Jonathan Balcombe, balık yetiştiriciliği etiği üzerine yazılmış 2007 tarihli bir makalenin veterinerlik, teoloji ve felsefe disiplinlerinden gelen beş yazarının, “Eğer bir hayvan hissedebiliyorsa, o zaman ahlâki çerçevede ele alınmalıdır” düşüncesini hatırlatarak; acıyı hissedebildiklerine dair güçlü kanıtlara dayanarak bu durumun balıklar için de geçerli olması gerektiği sonucuna varabileceğimiz görüşünü savunuyor.
Kitapta balıkların kendi dünyalarında düşmanlarıyla baş etmek ve hayatta kalmak için öğrendikleri olağanüstü özellikleri de öğreniyorsunuz ancak kurtulamadıkları tek düşman iki ayaklılar. Devasa teknelerle trol avcılığı ve benzeri yöntemlerle denizin doğasını ortadan kaldıran ya da olta balıkçılığı gibi masum bir zaman geçirme yöntemiyle de olsa balıklar acı çekiyor. Kancaları çıkarırken balıklara acı verdiğinizi ve yaşam hakları olduğunu unutmayın.
Öte yandan, insanların hafızası sanıldığı kadar iyi olsaydı dünya daha yaşanılası bir yer olmaz mıydı? Yapay zekâ ile hız kazanan teknoloji karşısında insanın yaşadığı en önemli sorunların başında odaklanma ve buna bağlı olarak bilgiyi hatırlayamama problemleri olduğunu biliyoruz. Araştırmalar sürekli bilgi akışı ve sosyal medya etkisiyle odaklanma süresinin 2-3 saniyelere kadar düştüğünü, dolayısıyla sadece o anın yaşandığını işaret ediyor.
Hafızalarının kısalığı konusunu dilimize dolamışken, insanların teknoloji çağındaki odaklanma ve hafıza sorunları karşısında balıkları sadece avlamak ya da akvaryumlara kapatmak yerine, doğal ortamlarında daha yakından tanımak gerekebilir. Belli ki, balıklardan öğreneceğimiz daha çok şey var.