6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıldönümü nedeniyle Çanakkale Emek ve Demokrasi Güçleri bileşenleri tarafından yürüyüş düzenlendi. CHP Çanakkale Milletvekili İsmet Güneşhan'ın da aralarında bulunduğu katılımcılar Golf Aile Çay Bahçesi’nden başlayarak, İskele Meydanı’ndaki Manolya ağacının bulunduğu yere kadar ellerindeki pankartlar ile yürüdü. Etkinlikte Eğitim Sen Çanakkale Şube Başkanı İnal Akoğlu tarafından bir açıklama okundu.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“ASRIN FELAKETİ DEĞİL, ASRIN İHMALİ!
6 Şubat 2023’te merkez üsleri Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler, on binlerce yurttaşımızın yaşamını yitirmesine, yüz binlercesinin yaralanmasına ve milyonlarca insanın hayatının kökten değişmesine neden olmuştur. Depremlerin üçüncü yılında yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor; bu büyük yıkımı “doğal afet” diyerek geçiştiren anlayışa karşı, rant düzenine, cezasızlığa ve kamusal hizmetlerin tasfiyesine karşı mücadelemizi büyüteceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Bu ülkede depremlerde yaşamını yitirenlerin sayısı hiçbir zaman eksiksiz ve şeffaf biçimde açıklanmamıştır. Resmî verilere göre 53.537 kişi hayatını kaybetmiş, 107.213 kişi yaralanmıştır. En az 2 milyon kişi barınma sorunu yaşamış, 5 milyondan fazla yurttaş göç etmek zorunda kalmıştır. ILO verilerine göre ise 658 bin kişi geçim olanaklarını yitirmiştir. Ancak STK ların deprem bölgesinde aylarca sürdürdüğü çalışmalar, bu rakamların gerçeğin yalnızca bir bölümünü yansıttığını açıkça ortaya koymaktadır.
Deprem doğal bir olaydır; yıkımın bu denli büyük olması ise siyasal tercihlerin sonucudur.
Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 76’sı aktif fay hatları üzerinde yaşamasına rağmen kentler bilimsel esaslara göre planlanmamış, denetimsiz ve depreme dayanıksız yapılar aynı fay hatları üzerinde yeniden inşa edilmiştir. Her büyük depremden sonra aynı senaryo tekrarlanmış; sorumlular korunmuş, suç müteahhitlere yıkılmış, imar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmıştır. “Kader” ve “fıtrat” söylemleriyle cezasızlık kurumsallaştırılmıştır.
Son 21 yılda deprem vergileri adı altında toplanan yaklaşık 40 milyar doların nerelere harcandığı hâlâ açıklanmamıştır. Bilim insanlarının uyarıları yok sayılmış, rant odaklı kentleşme politikaları teşvik edilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel ölçütler temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür.
Deprem değil; ihmal, rant ve cezasızlık öldürüyor.
Depremler, özellikle AKP iktidarı döneminde kamusal hizmetlerin nasıl tasfiye edildiğini de gözler önüne sermiştir. Afet anında ilk çöken kurumlardan biri Kızılay olmuş; yüz binlerce insan barınma ve gıda ihtiyacı içindeyken çadırların satılması kamuoyunun hafızasına kazınmıştır. Bu skandala ilişkin davalar ise cezasızlık politikalarıyla sürüncemede bırakılmıştır.
Üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgesindeki kentlerin ne ölçüde yaşanabilir hale getirildiği, göç etmek zorunda kalan yurttaşların ne kadarının geri dönebildiği bilinmemektedir. Yüz binlerce insan hâlâ güvencesiz koşullarda yaşamaktadır. “Geçici” denilen konteyner kentler kalıcı hale gelmiş, bu alanlar insan onuruna aykırı yaşam koşullarıyla anılır olmuştur. Elektrik ve su kesintileri, salgın hastalıklar, niteliksiz ve erişilemez eğitim ve sağlık hizmetleri yaşamı daha da zorlaştırmaktadır.
Depremden sonra değil, hemen şimdi!
Afetlere hazırlık piyasanın değil, kamunun sorumluluğudur. Barınma hakkı bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır. Buna rağmen iktidar, bilimsel ve kamusal çözümler yerine açılış törenleri ve yetersiz TOKİ projeleriyle yetinmektedir. Şantiyeye dönüşen kentlerde asbest ve ağır metal kirliliği halk sağlığını ciddi biçimde tehdit etmektedir.
Deprem risk raporlarının ve güvenli konuta erişimin maliyeti, mevcut ekonomik koşullarda milyonlarca insan için ulaşılmaz durumdadır. Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı bir ülkede, yurttaşların kendi imkânlarıyla güvenli yaşam alanları yaratması beklenemez.
Taleplerimiz açıktır:
*Tüm kamu binaları acilen bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmeli; depreme dayanıksız yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme işlemleri gecikmeksizin yapılmalıdır.
*Deprem risk raporları özellikle riskli bölgelerde kamu tarafından ücretsiz olarak yapılmalı, tek evi olanlara güçlendirme desteği sağlanmalıdır.
*Rantçı ve piyasacı yaklaşımlar terk edilmeli; güvenli barınma, çalışma ve yaşam hakkı herkes için güvence altına alınmalıdır.
*İmar afları tümüyle kaldırılmalı, kamusal ve bilimsel denetim esas alınmalıdır.
*“Rezerv alan”, “acele kamulaştırma” gibi yeni rant mekanizmalarına son verilmeli; dönüşüm yerinde ve kamunun tüm sorumluluğu üstlendiği biçimde gerçekleştirilmelidir.
*Deprem vergileri amacına uygun ve toplumsal yarar doğrultusunda kullanılmalıdır.
*Bilim çevreleri ve emek-meslek örgütlerinin katılımıyla bağlayıcı bir Deprem Kanunu çıkarılmalıdır.
*Afet yönetimi, sendikalar, meslek örgütleri ve yerel halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
DEPREM DEĞİL, İHMAL ÖLDÜRDÜ!
GERÇEK SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR!”
(HABER MERKEZİ)