yandexmetrikacounter
Ayvacık: Bir İlçe Değil, Yaşayan Bir Açık H | Çanakkale Olay
Erhan Taylan

erhantaylan17@hotmail.com

Ayvacık: Bir İlçe Değil, Yaşayan Bir Açık Hava Müzesi

107

Turizm denildiğinde çoğumuzun aklına önce deniz, kum ve güneş gelir. Oysa Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi, ziyaretçilerine bunlardan çok daha fazlasını sunuyor. Burada tarih sadece müzelerde sergilenmiyor; taş sokaklarda yürürken ayaklarınızın altında, zeytin ağaçlarının gölgesinde, dağların eteklerinde ve Ege'nin mavisine uzanan kıyılarda yaşamaya devam ederek gelecek misafirlere görsel şölen sunuyor.

Ayvacık, binlerce yıllık geçmişiyle Anadolu'nun en özel coğrafyalarından biri. Antik çağlardan Osmanlı'ya, Yörük kültüründen Rum taş mimarisine kadar uzanan zengin mirasıyla adeta yaşayan bir açık hava müzesi. Belki de bu yüzden ilçeye gelenlerin büyük bölümü, yalnızca birkaç saat geçirmek yerine tekrar tekrar gelmeyi tercih ediyor. Çünkü Ayvacık, her ziyaretinizde size yeni bir hikaye anlatıyor.

İlçenin köyleri bile başlı başına tarih kitabı niteliğinde. Bugünkü adıyla Büyükçetmi Köyü'nün geçmişi antik çağlara kadar uzanırken, eski kaynaklarda Büyük Çepni ve antik dönemde Gargara adıyla anılması bile bu toprakların ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor. Binlerce yıllık medeniyetlerin izleri, bugün hala aynı coğrafyada yaşamaya ve soluk almaya devam ediyor.

Kazdağları'nın eteklerinde yer alan Yeşilyurt Köyü ise insana zamanın yavaş aktığını hissettiriyor. Taş evleri, rengarenk sardunyalarla süslü sokakları, bol oksijenli havası ve yalnızca birkaç kilometre uzaklıktaki deniziyle doğanın insanoğluna sunduğu en güzel armağanlardan biri. Günümüzde betonlaşan şehirlerden ve trafik kargaşasından bunalan insanlar için Yeşilyurt adeta doğal bir terapi merkezi. Burada sabah kuş sesleriyle uyanıp akşam yıldızların altında yürüyüş yapmak isteyenler için bundan daha güzel bir rota bulmak çok zor gibi.

Yeşilyurt'un hemen yanı başındaki Adatepe Köyü ise kültürel zenginliğiyle dikkat çekiyor. 1924 yılına kadar Türklerin ve Rumların birlikte yaşadığı köy, bugün taş mimarisiyle ziyaretçilerini büyülüyor. Köyün yukarısındaki Zeus Altarı'na çıktığınızda yalnızca bir seyir noktasına değil, aynı zamanda mitolojinin kalbine de ulaşıyorsunuz. Rivayete göre Zeus, Truva Savaşı'nı bu noktadan izlemiştir. Belki de bu nedenle buraya çıkan herkes aynı manzaraya aynı gözlerle bakmaya çalışıyor. Edremit Körfezi'ni ve Midilli Adası'nı kuşbakışı gören bu eşsiz noktada çekilen her fotoğraf, yalnızca güzel bir manzara karesi değil; efsaneye göre Zeus'un Truva Savaşı'nı seyrettiği yerden ölümsüzleştirilen bir anıya dönüşüyor. İşte bu duygu, Zeus Altarı'nı sadece bir seyir terası olmaktan çıkarıp ziyaretçilerin hafızasında unutulmaz bir deneyime dönüştürüyor.

Ayvacık'ın batıya uzanan en uç noktasında ise Babakale bulunuyor. Asya kıtasının en batı ucu olan Baba Burnu'nda yükselen Babakale Kalesi, 18. yüzyılda Osmanlı Devleti tarafından korsan saldırılarına karşı yaptırılan ve Osmanlı'nın inşa ettiği son kale olma özelliğini taşıyor. Gün batımında kalenin surlarından Ege'nin sonsuz mavisine bakarken güneşin denizle buluşmasına tanıklık etmek, insanın hafızasında ömür boyu silinmeyecek görüntüler bırakıyor. Üstelik Babakale bugün yalnızca tarihiyle değil, balıkçılığı ve dünyaca tanınan el yapımı Babakale bıçaklarıyla da adından söz ettirerek mifirlerini beklemeye devam ediyor.

Tarih meraklılarının mutlaka görmesi gereken duraklardan biri de Gülpınar'daki Apollon Smintheion Kutsal Alanı'dır. Antik dünyanın en önemli Apollon merkezlerinden biri kabul edilen bu kutsal alan, yalnızca mimarisiyle değil, taşıdığı mitolojik hikâyelerle de dikkat çekiyor. "Smintheus" yani "farelerin efendisi" sıfatıyla anılan Apollon'a adanan tapınak, Helenistik dönemin en zarif eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Tapınak kalıntıları, Roma hamamları, kutsal su yapıları ve arkeolojik buluntular, ziyaretçileri iki bin yıl öncesine götürüyor. Homeros'un İlyada Destanı'nda da adı geçen bu kutsal alan, yalnızca bir ören yeri değil, Anadolu uygarlıklarının hafızasıdır.

Ve elbette Ayvacık denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri Assos...

Behramkale Köyü ile iç içe yaşayan Assos Antik Kenti, Ege Denizi'ne hâkim volkanik bir tepe üzerine kurulmuş durumda. Yaklaşık 238 metre yükseklikte yer alan kent, sağlamlığıyla bilinen andezit taşından inşa edilmiş yapılarıyla binlerce yıldır ayakta kalmayı başarıyor.

Assos yalnızca taşlardan oluşan eski bir şehir değildir.

Burası aynı zamanda dünyanın ilk felsefe okulunun kurulduğu yerdir. Büyük filozof Aristoteles'in burada ders verdiğini düşünmek bile ziyaretçilere farklı bir heyecan yaşatıyor. Athena Tapınağı'na çıktığınızda ise yalnızca antik bir mabedi değil, Ege'nin en etkileyici manzaralarından birini seyrediyorsunuz. Karşınızda tüm ihtişamıyla Midilli Adası uzanırken, aşağıda antik liman ve masmavi deniz birleşerek kartpostalları aratmayan görüntüler oluşturuyor. Agora, tiyatro, hamamlar, meclis binası ve nekropol ise antik kentin ne kadar gelişmiş bir uygarlığa sahip olduğunun en önemli kanıtları arasında yer alıyor.

Bugün Ayvacık sadece tarihiyle değil; mavi bayraklı koyları, butik otelleri, taş konakları, organik ürünleri, zeytinyağı kültürü, trekking rotaları ve gastronomisiyle de Kuzey Ege'nin yükselen turizm merkezlerinden biri haline geliyor. Assos, Kadırga Koyu, Sivrice, Sokakağzı, Akliman ve Kazdağları eteklerindeki köyler, her yıl on binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor.

Ancak bana göre Ayvacık'ın en büyük zenginliği ne antik kentleri ne de denizidir.

En büyük zenginliği, ruhunu hala koruyabilmiş olmasıdır.

Burada sabah horoz sesleriyle uyanırsınız. Zeytin ağaçlarının gölgesinde çay içersiniz. Akşam olduğunda gökyüzündeki yıldızları şehir ışıkları değil, yalnızca doğa aydınlatır. İnsanlar hâlâ birbirine selam verir, esnaf hâlâ sohbet eder, köy meydanlarında hala hayat vardır.

Turizm yalnızca yeni oteller yapmak değildir. Turizm; geçmişi koruyabilmek, doğaya sahip çıkabilmek ve gelen misafire gerçek Anadolu misafirperverliğini hissettirebilmektir.

İşte Ayvacık bunu başarabilen ender ilçelerden biridir.

Yolunuz Çanakkale'ye düşerse kendinize bir iyilik yapın. Sadece Assos'u görmekle yetinmeyin. Yeşilyurt'un taş sokaklarında dolaşın, Adatepe'de mitolojiyi hissedin, Babakale'de gün batımını izleyin, Apollon Smintheion'da tarihle baş başa kalın.

Çünkü Ayvacık'tan ayrılırken yanınıza sadece fotoğraflar değil, ömür boyu unutamayacağınız anılar da alacaksınız.

Kalın sağlıcakla….