burcu.arik@gmail.com, https://dogakultur.net
Merhaba değerli Çanakkaleliler! Ben Burcu Meltem Arık. Uzun yıllardır çevre/doğa eğitimi alanında çalışıyorum. Kuş gözlemcisi ve doğa severim. Antakya’da doğup büyüdüm, üniversiteyi Ankara’da okudum, dört yıl öncesine kadar İstanbul’da yaşadım. Bu kentlerin her biri doğa sevdamı şekillendirdi ve güçlendirdi. Dört yıldır da ailemle birlikte bu güzel kentin bir sakiniyim.
Bugünden itibaren Çanakkale’nin doğasıyla ilgili haftalık köşe yazılarımla karşınızda olacağım. Yaşadığımız bu güzelim kentin insan olmayan sakinlerini, kuşlarını, ağaçlarını, çiçeklerini, böceklerini, denizini, dağını, çayını, toprağını birlikte gözlemeye, daha yakından tanımaya davet edeceğim sizleri. Yazılarımı mevsimlerin akışına göre hazırlayacağım. İçinde bulunduğumuz mevsimde, yazının yayımlandığı hafta Çanakkale doğasında neler oluyorsa hep birlikte gözleyeceğiz.
Dört yıl önce buraya taşınır taşınmaz, ailemle ilk işimiz Çanakkale’nin doğasını yakından tanımaya çalışmak oldu. Geldiğimiz ilk aylarda Kilitbahir’de gördüğümüz yüzlerce tırtak yunus (Delphinus delphis) bizi çok etkiledi. En sevdiğim kuş türlerinden biri olan kara gagalı sumruları (Thalasseus sandvicensis) arada sırada kordonda görmek mutluluk verdi. Bir akşamüstü Sarıçay’dan denize geçtiğini tahmin ettiğimiz bir su samuruyla (Lutra lutra) bile karşılaştık! Sonbaharda Esenler tepelerinde nefis bir sarı çiğdem (Sternbergia lutea) açtığını öğrendik. İlkbaharda gökyüzünü kaplamaya başlayan ebabillerle (Apus apus) şenlendik. Kışın ağaçları tomurcuklarından tanımaya çalıştık, yazın deniz kabuklularını öğrenmeye başladık. Balkonumuzun köşesine yuva yapan ince belli bir yaban arısının (Sceliphron sp.) yavrularının çıkmasını tam altı ay bekledik.
Bununla birlikte bu özel coğrafyanın çok temel bir sakini olan Anadolu palamut meşesinin (Quercus ithaburensis subsp. macrolepis) kentin çeperlerine itilmiş olduğunu da gördük. Denizler için son derece önemli olan deniz çayırlarının (Posidonia oceanica) yüzmeyi önlediği gerekçesiyle toplanıp çöpe atıldığını… Nesli tehlike altında olan pinaların (Pinna nobilis) kıyılarımızdan birkaç metre ötede can çekiştiklerini…
Düzenli doğa gözlemi yaptıkça Çanakkale bize açıldıkça açıldı. Aynı yeri sık sık gözlemek çok öğretici oluyor. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Anadolu’nun bitkilerini nefis doğa yazılarıyla anlatan botanikçi Hikmet Birand, 20. yüzyılın ikinci yarısında Türkiye florasını uzun arazi gezileriyle belgeleyen değerli botanikçi Asuman Baytop, 19. yüzyılda yaşadığı çevreyi yıllarca gözleyip güncelerine kaydeden Henry David Thoreau ve 1962’de yayımlanan Sessiz Bahar kitabıyla tarım ilaçlarının doğada yol açtığı yıkımı görünür kılan biyolog Rachel Carson bunun en güzel örneklerinden. Doğa gözlemi yaptıkça daha önce fark etmeden yanından geçtiğimiz canlıları tanımaya başlıyoruz. Yaşadığımız yeri daha derinden kavrıyoruz. Onunla farklı bir ilişki kuruyoruz.
Bu köşede her hafta Çanakkale doğasında neler gözlenebiliyorsa, benim gözüme neler çarpıyorsa onları yazacağım. Sizi de gözlemlerinizle bana eşlik etmeye davet edeceğim. Mevsimler değiştikçe kentimizin doğasına daha dikkatle bakalım. Gözlemlerimizi de düzenli olarak kaydedelim. Çünkü hafıza zamanla ayrıntıları silebilir. Kayıt tuttuğumuzda hangi türü ne zaman ve nerede gördüğümüzü takip edebiliriz.
Yıllar içinde biriken gözlemler, Çanakkale doğasında nelerin değiştiğini anlamamıza yardımcı olur. Böylece kentimizin doğasına dair ortak bir hafıza da oluşturabiliriz. Doğa gözlemlerinizi kendinize özel bir deftere kaydedebilir ya da bana şu adreste eşlik edebilirsiniz: https://www.inaturalist.org/projects/canakkale-doga-guncesi
Örneğin ebabillerin Çanakkale’ye her yıl hangi tarihte geldiğini kaydettiğimizi düşünelim. Birkaç yıl sonra geliş tarihlerinde bir değişim olup olmadığını görebiliriz. Bir çiçeğin açma zamanını düzenli olarak not ettiğimizde mevsimlerin ritmindeki değişiklikleri izleyebiliriz. Bir canlının daha önce görüldüğü bir yerde zamanla seyrekleştiğini de bu kayıtlar sayesinde fark edebiliriz. Tek tek gözlemler bir araya geldiğinde Çanakkale’nin doğasına ilişkin daha geniş bir tablo ortaya çıkar.
Bu tür düzenli gözlemlerin kayıt altına alınmasına yurttaş bilimi deniyor. Yurttaş bilimi, merak eden herkesin gözlemleriyle bilimsel bilgi üretimine katılması anlamına geliyor. Bilim insanı olmanız gerekmiyor. Yaşadığınız yere, çevrenize dikkatle bakmanız ve gördüğünüzü mümkün olduğunca doğru kaydetmeniz yeterli.
Yurttaş bilimi önemli, çünkü bilim insanlarının her yerde ve her zaman gözlem yapması mümkün olmayabiliyor. Farklı yerlerden çok sayıda kişinin tuttuğu kayıtlar, türlerin ve yaşam alanlarının dağılımını ve durumunu, mevsimsel değişimleri izlemeye yardım ediyor. Daha önce kaydı bulunmayan bir türün görülmesi, bir canlının yaşam alanının değişmesi ya da belirli bir bölgede giderek seyrekleşmesi bu gözlemler sayesinde fark edilebiliyor. Bu bilgiler araştırmalarda kullanılabiliyor. Doğa koruma çalışmalarına da katkı sunabiliyor.
Bence mutlaka kendinize özel bir kayıt defteri tutun. Bunun yanı sıra da gözlemlerimizi ortak bir yerde buluşturmak için iNaturalist’i öneriyorum. Bu uygulama, dünyanın farklı yerlerinden insanların doğada karşılaştıkları canlıları kaydettiği bir yurttaş bilimi platformu. Kullanımı oldukça kolay. Telefonunuza uygulamayı indirip bir kullanıcı hesabı açıyorsunuz. Karşılaştığınız canlının fotoğrafını çekiyorsunuz. Uygulamaya yüklediğinizde tarih ve konum bilgisini gözleminize ekliyor. Türü biliyorsanız siz doğrudan adını yazabilirsiniz. Bilmiyorsanız uygulama tür konusunda size öneriler sunabiliyor. Gözleminizi paylaştığınızda başka doğa gözlemcileri türün belirlenmesine katkı sunabiliyor. Bilgisayarınızdan da kullanabilirsiniz.
Bu davete katılmak elbette zorunlu değil. Merak eden ve yapmak isteyen herkes için açık bir davet bu.
Ne dersiniz? Bu güzel kentin diğer sakinlerini yakından tanıyalım mı?
Haftaya Anadolu palamut meşeleriyle başlayacağız. Hazır mıyız?