Dün Manisa'nın Turgutlu ilçesinde bulunan İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde silahlı bir saldırı yaşanmış, 11 öğrenci yaralanmıştı. Bu akşam saat 18.00'de Eğitim-İş Çanakkale Şubesi ile Çanakkale Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri tarafından kentin iki ayrı noktasında basın açıklaması yapıldı.
Çanakkale EBDG'nin açıklamasını Eğitim-Sen Çanakkale Şube Başkanı İnal Akoğlu okudu. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
"OKULLARDA ŞİDDETİ SONA ERDİRECEK SOMUT ADIMLAR ACİLEN ATILMALIDIR!
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bulunan İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde, dün sabah saatlerinde öğrencileri hedef alan silahlı saldırıda 11 öğrencinin yaralanması; okullarımızda ve okul çevrelerinde yaşanan güvenlik sorunlarını bir kez daha bütün yakıcılığıyla ortaya koymuştur.
Saldırıda yaralanan öğrencilerimize acil şifalar diliyor; öğrencilerimizin ailelerine, öğretmenlerimize ve tüm eğitim emekçilerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Okullarda yaşanan şiddet münferit olaylar olarak değerlendirilemez. Çocukların ve eğitim emekçilerinin yaşam hakkını tehdit eden saldırılar; toplumsal şiddet ortamından, eğitim sistemindeki yapısal sorunlardan ve çocukların ihtiyaçlarını merkeze almayan politikalardan bağımsız değildir.
Bugün öğrenciler okul önlerinde saldırıya uğrarken eğitim emekçileri de okullarda farklı biçimlerde şiddetle karşı karşıya kalmaktadır. Böylesi bir tabloda Millî Eğitim Bakanlığı’nın temel önceliği; çocukların ve eğitim emekçilerinin can güvenliği, sağlıklı eğitim ortamları ve nitelikli kamusal eğitim olmalıdır.
Öğretmenlerin kıyafeti, önlük uygulamaları ve benzeri şekilci düzenlemeler üzerinden eğitim gündeminin belirlenmesi, okulların gerçek sorunlarını görünmez hale getirmektedir.
Önlük değil, can güvenliği!
Önlük değil, insanca çalışma koşulları!
Önlük değil, nitelikli ve kamusal eğitim!
Güvenli okul, güvenli gelecek istiyoruz!
ÇÖZÜM ÜRETMEK YERİNE HAMASET YAPILAMAZ!
Bugün okullarımızda çocukların can güvenliği tehdit altındayken, eğitim emekçileri şiddetle karşı karşıya kalırken, sorumluların görevi hamaset yapmak, gündemi değiştirmek ya da eğitim sisteminin gerçek sorunlarını başka başlıklarla örtmek değildir.
Çocuklarımızın güvenliği konusunda her yeni saldırının ardından yapılan açıklamalar artık yeterli değildir. Sorumluluk makamında bulunanlardan beklediğimiz; açıklama değil, çözüm; propaganda değil, somut politika; hamaset değil, sorumluluk almalarıdır.
Millî Eğitim Bakanı başta olmak üzere, eğitim alanındaki sorunların çözümünde sorumluluğu bulunan kamu yöneticileri, çocukların ve eğitim emekçilerinin güvenliğini sağlayacak politikaları hayata geçiremiyorsa, bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeli ve bir an önce istifa etmelidir.
OKULLARDA GÜVENLİK SADECE POLİSİYE ÖNLEMLERLE SAĞLANAMAZ!
Okulların yalnızca güvenlik kameraları, güvenlik görevlileri ve polisiye tedbirlerle güvenli hale getirilebileceği anlayışı yeterli değildir.
Çocukların güvenliğini sağlamak; onları sürekli denetlenen, baskılanan ve potansiyel tehdit olarak gören eğitim ortamları yaratmak anlamına gelmez.
Kalıcı çözüm; şiddetin ortaya çıkmasını bekleyen değil, şiddetin nedenlerini ortaya çıkararak önleyen bilimsel, pedagojik ve sosyal politikaların hayata geçirilmesinden geçmektedir.
ÇOCUKLARIN GÜVENLİĞİ, TOPLUMUN GELECEĞİDİR!
Çocukların güvenliğini sağlamak yalnızca Millî Eğitim Bakanlığı’nın değil, bütün kamu kurumlarının ve toplumun ortak sorumluluğudur.
Çocukların kendilerini güvende hissettiği, öğretmenleriyle ve arkadaşlarıyla sağlıklı iletişim kurabildiği, sorunlarını özgürce ifade edebildiği okullar oluşturulmalıdır.
Eğitim; sınav, rekabet ve eleme merkezli bir anlayışa indirgenmemelidir.
Çocukların;
Şiddetten uzak bir ortamda yaşaması, akran zorbalığına karşı korunması, sosyal ve duygusal gelişiminin desteklenmesi, kültür ve sanata erişebilmesi, Spor yapabilmesi, demokratik ve özgür bir eğitim ortamında yetişmesi kamusal bir sorumluluktur.
Çocukların yaşam hakkı, eğitim hakkı ve güvenli bir ortamda büyüme hakkı hiçbir gerekçeyle ikinci plana atılamaz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ACİLEN SOMUT ADIM ATMALIDIR!
Çanakkale Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri olarak başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm ilgili kamu kurumlarını göreve çağırıyoruz.
Artık yalnızca saldırıların ardından açıklama yapılmasını değil, şiddeti önleyecek kalıcı ve somut politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz.
Bu nedenle;
Her okulun ve okul çevresinin risk analizi bilimsel ölçütlerle yapılmalıdır.
Öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliğini tehdit eden fiziki ve sosyal riskler ortadan kaldırılmalıdır.
Okullarda yeterli sayıda psikolojik danışman ve rehber öğretmen görevlendirilmelidir.
Sosyal hizmet uzmanlarının okullarda etkin ve sürekli biçimde görev yapması sağlanmalıdır.
PDR ve sosyal hizmet kadroları yalnızca öğrenci sayısına göre değil, okulun bulunduğu çevrenin sosyo-ekonomik koşulları ve öğrencilerin ihtiyaçları dikkate alınarak belirlenmelidir.
Akran zorbalığı, şiddet, bağımlılık, ihmal ve istismar risklerine karşı erken müdahale mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Kalabalık sınıf mevcutları azaltılmalı; öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin sağlıklı, güvenli ve nitelikli eğitim ortamlarında bulunması sağlanmalıdır.
Çocukların kültür, sanat, spor ve sosyal faaliyetlere erişiminin önündeki ekonomik ve sosyal engeller kaldırılmalıdır.
Okullarda şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar bilimsel, demokratik ve çocuk haklarını esas alan bir anlayışla yürütülmelidir.
Okul çevrelerinde çocukların güvenliğini tehdit eden unsurlara karşı ilgili kamu kurumları arasında sürekli ve etkin koordinasyon sağlanmalıdır.
Şiddetin sonuçlarıyla mücadele etmek yerine, şiddeti ortaya çıkaran sosyal, ekonomik ve pedagojik koşullara yönelik önleyici politikalar geliştirilmelidir.
Çünkü bir öğrencinin daha saldırıya uğramasını, bir öğretmenin daha şiddet görmesini, bir ailenin daha okul kapısında evladının güvenliği konusunda kaygı yaşamasını bekleyemeyiz.
Çocuklarımızın yaşam hakkı pazarlık konusu yapılamaz.
Okullarımız güvenli olmalıdır.
Çocuklarımız güvende olmalıdır.
Eğitim emekçileri güvende olmalıdır.
Nitelikli, bilimsel, laik, demokratik ve kamusal eğitim hakkı güvence altına alınmalıdır.
Çanakkale Emek Barış ve Demokrasi Güçleri olarak; çocukların yaşam hakkını, eğitim hakkını ve güvenli bir gelecekte yaşama hakkını savunmaya; okullarda ve toplumun her alanında şiddetin her türüne karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.
ÖNLÜK DEĞİL, CAN GÜVENLİĞİ!
ÖNLÜK DEĞİL, İNSANCA YAŞAM!
GÜVENLİ OKUL, GÜVENLİ GELECEK İSTİYORUZ!"
Çanakkale Valiliği önünde toplanan Eğitim-İş Çanakkale Şubesi'nin açıklaması ise Şube Başkanı Selçuk Serbes tarafından okundu. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
"Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırıda 11 öğrencimiz yaralandı. Evlerinden eğitim görmek için çıkan çocuklarımız, daha okul sıralarına ulaşamadan silahlı şiddetin ortasında kaldı.
Yaşananları daha da vahim hale getiren ise bu okulun güvenlik açısından 1. derece riskli okul olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Okulların çocuklarımız açısından “riskli alanlar” olarak sınıflandırılmak zorunda kalması başlı başına ciddi bir sorundur. Ancak madem bu okul 1. derece riskli olarak tespit edilmişti, bu riskin gerektirdiği güvenlik tedbirlerinin neden alınmadığını sormak zorundayız. Daha okulun girişinde dahi çocuklarımızın güvenliğinin sağlanamamış olması İçişleri Bakanlığının ciddi bir zafiyetidir.
Üstelik bu olay, geçmişinde hiçbir uyarı bulunmayan bir tablonun sonucu değildir. Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıların ardından önümüzde iki aylık yaz tatili vardı. Bu süre, eksikliklerin tespit edilmesi, riskli okulların belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin eğitim-öğretim yılı başlamadan hayata geçirilmesi için kullanılabilirdi.
Buna rağmen okullar açıldıktan bir hafta sonra 7 bakanlık kameraların karşısına geçerek güvenlik değerlendirmelerinin yapıldığını, risklerin tespit edildiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıkladı ve bir protokol imzaladı. Bu açıklamaların üzerinden 15 saat geçtikten sonra 11 öğrencimizin yaralandığı silahlı bir saldırının yaşanması tam bir ciddiyetsizlik ve sorumsuzluktur.
7 Bakanlık bir protokolün altında yan yana gelebiliyorsa, çocuklarımız vurulduğunda sorumluluğun da arkasında yan yana duracak mıdır? Artık ne yazık ki eğitimin bir parçası haline getirilen şiddetten başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm bakanlıklar ve siyasi iktidar topyekûn sorumludur.
Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun eğitim süreci de ciddi sorular doğuruyor. Açık liseye geçerek örgün eğitimden kopan bu çocuk yeniden okula kayıt yaptırıyor; ancak bir hafta boyunca okula gelmiyor. Millî Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, çocuklar okuldan koparken neredeydiniz?
Bir çocuk okulun kendisine bir gelecek vadetmediğini düşünüyor, okulda kendisini değerli ve ait hissetmiyor, eğitimle daha iyi bir yaşam arasında bağ kuramıyorsa sistem o çocukla bağını kaybetmiş demektir.
Çocuklar şiddeti icat etmez, toplumdan öğrenir. Mesele aynı zamanda bir çocuğun nasıl şiddetin faili hâline geldiğidir.
Mesele, bir çocuğun eline silah geçene kadar devletin hangi mekanizmalarının devrede olduğudur. Eğitimden uzaklaşan çocuğu kimin takip ettiği, sosyal ve psikolojik açıdan risk altındaysa ona kimin ulaştığı, ailesi desteğe ihtiyaç duyuyorsa hangi kurumun o kapıyı çaldığıdır. Şiddet riski ortaya çıktığında okulun, ailenin, sosyal hizmetlerin, sağlık sisteminin ve güvenlik birimlerinin birbirinden haberdar olup olmadığıdır.
Ve bütün bunların sonunda mesele, bir çocuğun bir ateşli silaha nasıl ulaşabildiğidir.
İşte biz buna çocuk güvenliği diyoruz.
Protokolün altına imza atan bütün Bakanlıklara soruyoruz:
Sizin sorumluluğunuz neydi ve bu sorumluluğu neden yerine getirmediniz?
Millî Eğitim Bakanlığına soruyoruz: Okullarımızda neden yeterli sayıda rehberlik öğretmeni yok? Devamsızlığı artan, okuluyla bağı zayıflayan, eğitimden uzaklaşan veya davranışlarında ciddi değişiklikler gözlenen çocuklar için neden etkili mekanizmalar işletilmiyor?
Eğitimden uzaklaşan çocuğu yeniden kazanmak da kamunun sorumluluğudur.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sesleniyoruz: Risk altındaki çocuklarımızı olay yaşanmadan önce tespit edebilecek güçlü bir çocuk koruma sistemi gereklidir. Eğitimden uzaklaşan, aile içinde ciddi sorunlar yaşayan, sosyal çevresinden kopan, şiddete maruz kalan ya da şiddete yönelme riski bulunan çocuklar takip edilmelidir. Okullar ile sosyal hizmet birimleri arasında gerçek anlamda çalışan bir erken uyarı mekanizması kurulmalıdır.
İçişleri Bakanlığına da açıkça soruyoruz: Türkiye’de bireysel silahlanmanın yarattığı tehlikeyi görmezden gelemeyiz. Ancak mesele yalnızca bireysel silahlanma değildir. Temel soru şudur: Bir çocuğun eline silah geçmesine ve bu silahın başka çocuklara yönelmesine kadar uzanan süreçte önleyici mekanizmalar neden sonuç vermedi?
Protokol imzalamak sorumluluğun yerine getirildiği anlamına gelmez. Protokol ancak sahada karşılığı varsa anlamlıdır. Altına kaç Bakanın imza attığı değil, o imzaların kaç çocuğu koruyabildiği önemlidir. 7 imza attınız; şimdi 7 Bakanlık olarak kendi görev alanınızın hesabını verin.
Bu olayda 11 çocuğumuz yaralandı. Onların ve ailelerinin yaşadığı korkunun, travmanın ve acının takipçisi olmak hepimizin görevidir.
Biz çocuklarımızın ne şiddetin mağduru ne de şiddetin faili olmasını istiyoruz. Bunun yolu, çocukları yalnızca sorun ortaya çıktığında hatırlayan değil, hayatlarının her aşamasında gören güçlü bir kamu sisteminden geçmektedir. Bu nedenle okul güvenliğini yalnızca polisiye tedbirlerle açıklayan anlayışı doğru bulmuyoruz.
Yeterli sayıda PDR uzmanı istihdam edilmeli; çocuk ve ergen psikologları, psikiyatristler ve sosyal hizmet uzmanlarıyla güçlü bir mekanizma kurulmalı; okul ve derslik yapılmalı, kalabalık sınıflar azaltılmalı ve ikili eğitim sonlandırılmalı; öğrencilerin ücretsiz sanat, spor, kültür ve kulüp faaliyetlerine erişimi sağlanmalı; zorbalık ve sosyal dışlanmayla mücadele programları yaygınlaştırılmalı; öğrencilerin okula aidiyetini güçlendirecek politikalar uygulanmalı ve eğitim gelecek vadetmelidir.
Güvenli okul yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan okul değildir. Çocuğun kendisini ait hissettiği ve geleceğine umutla bakabildiği; öğretmenin saygınlığının ve mesleki güvencesinin korunduğu; zorbalığın ve dışlanmanın görmezden gelinmediği; yardım isteyenin sesinin duyulduğu okuldur.
Kısacası çözüm, çocuğu yalnızca öğrenci olarak değil, bir bütün olarak gören kamusal politikalardadır.
Protokole imza atan Bakanlıklara çağrımız açıktır: Sorumluluğu birbirinizin üzerine bırakmayın, müfettiş görevlendirmekle yetinmeyin.
Çocuklarımız yaşamını kaybettikten sonra müdahale eden değil, yaralanmadan ve ölmeden önce riski gören; çocuk eğitimden uzaklaştığında dosyasını kapatan değil kapısını çalan; aile sorun yaşadığında yalnız bırakan değil destekleyen; şiddet riski ortaya çıktığında kurumların birlikte harekete geçtiği bir kamu düzeni istiyoruz.
Manisa’da yaralanan 11 evladımıza bir kez daha acil şifalar diliyor; ailelerinin, arkadaşlarının ve öğretmenlerinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.
Eğitim-İş olarak eğitimde şiddetin normalleştirilmesine ve okullarımızın şiddetin, korkunun ve suçun adresi hâline getirilmesine karşı ülkenin dört bir yanında alanlardayız.
Çocuklarımızın güvenle eğitim gördüğü, eğitim emekçilerinin can güvenliği kaygısı taşımadan görev yaptığı okullar istiyoruz. Bunun için “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” talebimizi yükseltiyor, okullarımızda siyah giyiniyor, üç gün boyunca yakalarımıza kokartlarımızı takıyoruz. Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin güvenliği sağlanana kadar bu meseleyi gündemde tutmaya, sorumlulara sorumluluklarını hatırlatmaya devam edeceğiz.
Hiçbir anne baba çocuğunu okula gönderirken onun silah seslerinin ortasında kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda değildir. Hiçbir çocuk okul yolunda kurşunlarla karşılaşmamalıdır.
Sorularımızın cevabını, eksikliklerin giderilmesini ve çocuklarımızı gerçekten koruyacak politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz.
Ve bunun takipçisi olacağız.
En büyük erdem sorumluluktur. Çocuklarımızı koruyamayan bu düzenin sorumlularına “istifa” diyoruz!"
(HADİYE AYŞE İRİM)