olucak@gmail.com
Kitaplarıyla, şiirleriyle 90’a 1 kala yazmaya devam eden Sönmez Taner, Anadolu kültürü ve Mavi Yolculuk tutkusunu okurlarıyla paylaşıyor.
SÖNMEZ TANER
Bilimsel çalışmaların itici gücü gençlerin keşifleriyle ilerlemeye devam ederken, ülkemizin ihtiyacı olan ortak kültür bilincinin sağlanması önemlidir. Azra Erhat’ın, Halikarnas Balıkçısı’na; “Mavi Anadolu’yu bize açan Halikarnas Balıkçısı’nın anısına” sözleriyle ithaf ettiği, Mavi Anadolu kitabında vurguladığı gibi, “Bilimin buluntularını bilim adamlarının yoğurmasını, çiğnemesini, yenir yutulur, sonra da sindirilir bir besin haline getirmelerini istiyoruz. Bilim güzel ama kültür bekliyoruz biz.” Dolayısıyla gençlerin bilim yolculuğunda kültürü ihmal etmemelerini öneriyoruz. Bu bağlamda, ülkemizin değerli yazarlarının kültüre katkı çabalarını hatırlatan değerli bir yazarımız Sönmez Taner; uzman kütüphaneci, araştırmacı, çevirmen, yazar ve şiir sever. Kendisi ülkemizdeki kültür eğitiminin ve hassasiyetinin yoksunluğundan etkilenen, ‘Mavi Yolculuk’ tutkunlarıyla ortak dertleri olan bir yazarımız.
“Bu ülkenin taşı toprağı bizim.”, ifadesinin anlam kazanmasına katkıda bulunmak amacıyla Sönmez Hoca’nın kültür ve tarih tutkusunu anlattığı kitaplarına bakalım. Sönmez Taner, pek çok kitap çevirisi yanı sıra, TÜBİTAK yayınlarından olan, ‘Uluslararası Enformasyon Sistemleri’, bir şiir kitabı olan ‘Denize Kavuşan Yıldız’ ve Rüştü Tezcan ile yazılan bir araştırma kitabı olan ‘Halikarnas Balıkçısı’nın Mirası’ adlı özgün eserlerin yazarı. Taner 2000 yılından bu yana Halikarnas Balıkçısı hakkında okuyor, araştırıyor, sunumlar yapıyor, yarımadayı dolaşıp dostlarıyla, meraklılarıyla kültür sohbetlerini paylaşıp, denizin, toprağın, dağların ve ışığın dilini bilmeyenlere anlatıyor. Son kitabı, ‘90’a 1 Kala’ ise, yaşam biçimiyle bütünleşen sevgilisi Bodrum’a veda metinleri içeren, alt metinde ise Mavi Yolculuk felsefesini hatırlatan bir kültür dersi niteliğinde. Önceki eserleri okuma fırsatı bulamayan gençleri Balıkçı’nın ışıltılı yolculuğuna davet ediyor ve mavi yolculuklara nasıl başladığını aşağıdaki sözleriyle anlatıyor:
“Azra Erhat’ın 100. Yıldönümünde 5-6 tekneyle mavi yolculuk yaptık. İnanılmazdı. Daha önce yapılan mavi yolculuklar gibi, temalı bir mavi yolculuk. Önce arkadaşlar ucuz bir tekne ayarladı. Biz yola çıktık ama önümüzde kitaplar, söylencelerle. Meral, ben ve Hatice Yücel, gençlere anlattık. Biz böyle temalı geziler yaptık, onları seviyoruz. Geçmişte yapılan mavi yolculuklar da hep öyleydi. Gidilen yerlerdeki uygarlıklar, oraların töreleri, mitolojisi anlatılırdı. Şimdi lüks teknelerle yapılanlar ticari. O zamanki teknelerde imkanlar kısıtlıydı ama deniz, koylar çok güzeldi, medeniyet kalıntıları çok etkileyiciydi. Bu adamların da hepsi kültür insanı; Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Azra Erhat. Bedri Rahmi Eyüboğlu beni çok etkiledi. Bu ekip Sabahattin Eyüboğlu’nun düzenlemesiyle 15 yıl kesintisiz, her ağustos mavi yolculuğa çıkıyor. Her gezide Bedri Rahmi Eyüboğlu bir defter tutuyor, mavi yolculuk defterleri 15 tane. Şiirler yazmış, çizmiş, notlar almış. Bu 15 defterin 5 tanesinin, içeriğini daha sonra oğlu Mehmet yayımlıyor. Çok değerli kitaplar. Gördüğü her şeyi şiire çeviriyor. Orada, ilk mavi yolculuğa kimler katılmış o bilgileri de bulduk. Çok değerli bir kitap.
Sabahattin Eyüboğlu Hürriyet adlı teknesiyle 15 yıl kesintisiz bu geziyi düzenlemiş. Kitapları, Azra Erhat’ı yeniden okumak, Balıkçı’nın Mavi Sürgün’de yazdıkları inanılmaz şeyler. Yeniden gündeme getirmek güzel olur düşüncesindeyiz. Balıkçının 40. Ölüm yıldönümünde çok büyük bir organizasyon yaptık. 40 gün süren bir etkinlik ve Halikarnas Balıkçısı hakkında forum oluşturduk; yıllarca sunumlar, şiir yarışmaları yaptık. Böyle bir farkındalık, kimse bilmiyordu. Ölüm, doğum yıldönümlerinde, 13 Ekim ve 17 Nisan’da Gönül Tepe’de mezarının olduğu yerde anmalar yapılıyor. Şimdi Ceyda ile Kanguru Sanat Evi’nde 5 ay süren ‘Halikarnas Balıkçısı’nın izinde’ sunumları yaptık.”
Halikarnas Balıkçısı sunumlarınıza devam ediyor musunuz?
“Çeşitli ortamlarda sunumlar yaptım. Muğla Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde, liselerde ve derneklerde. 10 yakın, Türkçe ve İngilizce. Geçen yıl Kanguru Sanat Evi’nde 5 ay süren bitki mirası, turizm mirası gibi konularda bir dizi etkinlik daha yaptık. Bu yıl da muhtemel sürdüreceğiz. Bu yıl İzmir’den Balıkçı’nın torunları geldi. Güzel oldu. Bu sürdürülecek.”
Yaratıcı yazarlık atölyesi ve ‘90’a 1 Kala’ kitabınıza gelirsek, bu fikir nasıl oluştu?
“Güzel bir grubumuz var. Bir şiir grubu, pandemi sırasında kurduğum, gençlerle Kanguru Sanat Evi’nde ayda bir toplanıyoruz. Serbest okuma, şiirini al gel, diyoruz. Herkes istediği şiiri okuyor. Bugün de İlhan Berk şiirleri okuyacağız. Güzel oluyor. Kanguru Sanat Evi yeni açıldı, Mask yayınlarının sahibi, editörüm, yazma hocam Aydın Şimşek, Bitez civarında bir bina aldı ve sanat evi haline getirdi. Burası Bodrum’a çok şey kattı. Orada her türlü etkinlik yapılıyor. Aydın Şimşek orada yaratıcı yazarlık ve felsefe atölye dersleri veriyor. Bir ay yaratıcı yazarlık, bir ay felsefe. Kitap fikri bu çalışmalarla başladı. Yaşım 90’a 1 kala olunca, Bodrum’ a veda etmek, ‘Hoşçakal Sevgilim Bodrum’ demek istedim.”
Ayrıca Balıkçı hakkında yazdığınız bir kitabınız var ve bir belgeselden söz ettiniz.
“Merak ettim Halikarnas balıkçısını. Kitap toplamaya başladım. Gündoğan’da 4-5 yıl sadece okudum, şu kaynakçadaki kitapları. Okurken de not alıyorum, sonra da sunumlar hazırlıyorum, böyle yaza, yaza bu kitap oluştu, Halikarnas Balıkçısı’nın Mirası. Rüştü Tezcan ile birlikte hazırladık kitabı. Belgesel ise “Filos-Cevat Şakir belgeseli, Orhan Tekeoğlu ve Nurdan Tekeoğlu tarafından yapıldı. Bodrumlu Selahattin Paşalı, Halikarnas Balıkçısı’nı canlandırdı. Gösterimleri devam ediyor.”
Hocam, yaş almanın hayattan kopmak olmadığını, araştırarak, yazarak, anlatarak bizlere hatırlattığınız için çok teşekkür ediyoruz. Anadolu’nun, binlerce yılın kültürüne ev sahipliği yapan kadim topraklarının önemini sizlerin katkılarıyla her geçen nesil daha iyi anlayacaktır. Çocukluğunda dinlediği masalların, dilden dile aktarılan efsanelerin Troya, Efes ya da Bergama’dan doğduğunu yeniden keşfedecektir. Atatürk’ün “Anadolu’ya gelmiş, geçmiş bütün kültürler bizimdir.” sözüyle anlam kazanan çağdaş bakış açısını kendi yaşantısına uyarlamayı başaracaktır.
Bizler, Azra Erhat’ın vurguladığı beklentiyi yerine getirmek amacıyla yola çıktık:
“Bu memleketin okumuşu, okumamışı bugüne değin kültür varlıklarıyla ilgilenmemişse, bugüne değin bu bilgiler kendisine aktarılmadığı içindir. Bilmiyor, bilse benimser ve bakar. İşte bilim insanlarından bu işi de yapmalarını beklerdik.”