info@ozugurdanismanlik.com
Şehirden Çanakkale’nin bir köyüne ilk taşındığımızda, sabahları burnuma gelen o odun ateşi kokusu ve zeytin ağaçlarının arasında dolaşan rüzgârın hışırtısı bana dünyanın en büyüleyici senfonisi gibi geliyordu. Her sabah uyanıyor ve "İyi ki buradayım" diyordum. Ancak aylar geçtikçe garip bir şey oldu; o sesleri ve kokuları yavaş yavaş duymamaya, kanıksamaya başladım. Ta ki dışarıdan gelen bir misafirim, "Buranın kokusu, doğası ne kadar güzel!" diyene kadar. İşte o zaman bu konu beni düşündürdü ve araştırmaya sevk etti. Ben hala bunlara dikkat ediyor fakat arkadaşımın duyduğu heyecan kadar yüksek bir duygu hissetmiyordum.
Bizi zamanla alıştığımız şeylere duyarsızlaştıran bu duruma "Nöral Adaptasyon" diyoruz. Sinir sistemimiz, sürekli maruz kaldığı ve değişmeyen bir uyarana karşı bir süre sonra tepki vermeyi bırakır. Biyolojik olarak bu, beynimizin otomatik pilotu devreye sokarak enerji tasarrufu yapma şeklidir. Bedensel olarak burnumuzu görüyor olduğumuz halde dikkat etmediğimiz sürece burnumuzun farkında olmayışımızla bu durumu fark edebiliriz. Eminim ki bu satırları okuduktan sonra herkes burnunu görüp görmediğini kontrol etmiş ve gördüğünü fark etmiştir. Bu durum fiziksel olarak hayatta kalmamız için harika bir mekanizma olsa da, iş ruhsal dünyamıza ve insan ilişkilerine geldiğinde bu durum en büyük zihin tuzaklarımızdan birine dönüşür.
Bu adaptasyonun en tehlikeli yanı, sınır ihlallerine karşı geliştirdiğimiz körleşmedir. Bir ilişkide, aile içinde veya iş yerinde size ilk kez saygısızca davranıldığında sinir sisteminiz alarm verir. İtiraz edersiniz, öfkelenirsiniz, sınır çizersiniz. Fakat bu durum sürekli tekrarlanır ve siz bir şekilde o ortamda kalmaya devam ederseniz, zihniniz bu duygusal acıya uyum sağlamaya başlar. Artık o sınır ihlalleri sizin "yeni normaliniz" olmuştur.
Dışarıdan bakan biri "Buna nasıl tahammül ediyorsun?" diye sorar ama siz o yavaş yavaş kaynayan suyun içindeki kurbağa misali, durumun vahametini çoktan gözden kaçırmışsınızdır. Konfor Alanı olarak da adlandırılan bu durum, alışkanlık haline getirerek duyarsızlaştığımız şeylerin, bize zarar verdiğini görmemize nasıl engel olduğunu da anlatır.
Madalyonun diğer yüzünde ise güzelliklere körleşmek, yani "Hedonik Adaptasyon" vardır. Hayalini kurduğumuz o ev, başlarda minnet duyduğumuz o eş, yıllarca bekleyip bugün yapma imkanı bulduğumuz işler ya da yaşadığımız bu eşsiz coğrafya bir süre sonra sıradanlaşır. Odak noktamız sahip olduklarımızın şükründen kayıp, sürekli "eksik olanlara" yönelir.
Peki, bu durumdan nasıl çıkacağız? Otomatik pilotu kapatıp direksiyona yeniden geçmek, "Odak Değiştirme Yöntemi" ile mümkündür. Nöral adaptasyonu kırmanın tek yolu, uyarana karşı farkındalıkla yeniden bakmaktır. Bugün hayatınıza dışarıdan bir gözlemci, kendi hayatınızın sosyoloğu gibi bakın. Hangi rahatsız edici durumu normalleştirdiniz? İhlal edilen hangi sınırınıza alıştınız? Ve hangi güzellikleri kanıksayıp sıradanlaştırdınız? Burada bir ipucu vermem gerekirse, hayatınızdaki tekrarlayan olay ve kişi döngüleri size bunun cevabını bulmanızda yardımcı olacaktır.
Unutmayın; hayat, alıştığımız için görmezden geldiğimiz o küçük detaylarda saklıdır. Öz şefkatli bir farkındalıkla sınırlarınızı yeniden çizin ve elinizdeki güzelliklere onlarla ilk kez karşılaşıyormuş gibi yeniden bakın. İletişiminiz değişirse, odağınız değişir; odağınız değişirse, dünyanız değişir.
Sevgiyle kalın.
Instagram / YouTube : Koyde.birsosyolog
www.OzuGurdanismanlik.com