bilgecetinkaya96@gmail.com
Hayata ve kendine dair arayışta olan tüm okurlara yeniden içten merhaba.
Bazen bir şeyi yapmak isteriz ama kendimize şu cümleyi kurarız: “Artık benim için çok geç.” Belki yeni bir eğitime başlamak, uzun zamandır aklımızda olan bir yolculuğa çıkmak ya da hayatımızda farklı bir yöne ilerlemek isteriz. Sonra yaşımızı, bugüne kadar yaptıklarımızı veya yapamadıklarımızı düşünür, bu isteğimizi erteleyebiliriz. Peki, bir şey için geç kaldığımıza nasıl karar veriyoruz? Bir şeyin zamanı geçtiğinde mi ona geç kaldığımızı düşünürüz, yoksa onun için belirlediğimiz zamanın gerisinde kaldığımızda mı?
Hayatın belirli dönemlerine yerleştirdiğimiz beklentiler var. Eğitimimizi belli bir yaşta tamamlamak, meslek sahibi olmak, bir aile kurmak ya da belirli bir yaşa geldiğimizde hayatımızı düzene koymuş olmak… Bu beklentilerin hepsi herkes için aynı anlamı taşımayabilir. Yine de zaman zaman hayatımızın nasıl ilerlemesi gerektiğine dair bir takvimimiz varmış gibi davranabiliyoruz. Bir şey o takvime uymadığında, kendi yolumuzun farklı bir yönde ilerlediğini düşünmek yerine hayatımızın planladığımız gibi ilerlemediğine odaklanabiliyoruz.
Peki bu takvimi kim hazırlıyor? Kendi isteklerimiz mi, çevremizde gördüğümüz yaşamlar mı, yoksa yıllar içinde doğru olduğuna alıştığımız kabuller mi? Belki de bunları birbirinden ayırmak her zaman kolay değildir. Bir şeyi gerçekten istediğimiz için mi yapmaya çalışıyoruz, yoksa belirli bir yaşa geldiğimizde artık yapmış olmamız gerektiğini düşündüğümüz için mi? Bu soruların yanıtı kişiden kişiye değişebilir. Bazen bir isteğin peşinden gitme arzumuzla, onu artık gerçekleştirmemiz gerektiğine dair düşüncemiz birbirine karışabilir.
Üstelik zamanla kurduğumuz ilişki yalnızca geleceğe dair planlarımızı etkilemez. Geçmişimize bakışımızı da değiştirebilir. Daha önce yapamadığımız bir şeyi düşündüğümüzde, o günün koşullarını unutup bugünkü bakış açımızla kendimizi değerlendirebiliriz. Belki o zaman başka sorumluluklarımız vardı, belki kendimizi hazır hissetmiyorduk ya da önümüzde bugün sahip olduğumuz olanaklar bulunmuyordu. Belki de ne istediğimizi henüz bilmiyorduk. Bugün bildiklerimizle geçmişteki kendimizi değerlendirdiğimizde, o günün koşullarını ne kadar hesaba katabiliyoruz?
Yaşlandıkça bu sorular başka anlamlar da kazanabilir. Gençlikte önümüzde uzun bir zaman varmış gibi düşündüğümüz şeyler, yıllar ilerledikçe daha farklı görünebilir. Bazı seçeneklerin değiştiğini, bazı sorumlulukların arttığını ya da bazı fırsatların artık aynı biçimde karşımıza çıkmadığını fark edebiliriz. Her şeyin her yaşta aynı ölçüde mümkün olduğunu söylemek de bu farklılıkları görmezden gelmek olacaktır. Ancak yaşlanmak, yalnızca bazı olanakların değişmesi anlamına gelmeyebilir. Zaman içinde kendimize, önceliklerimize ve neye gerçekten değer verdiğimize dair bakışımız da değişebilir.
Bazen de bir zamanlar çok istediğimiz şey artık bizim için aynı anlamı taşımayabilir. Yıllar önce kurduğumuz bir hayalin peşinden gitmek yerine başka bir yol seçebilir, eskiden önemli bulduğumuz bir hedefi yeniden düşünebiliriz. Böyle bir durumda vazgeçmiş mi oluruz, yoksa değişen kendimizi ve koşullarımızı mı fark ederiz? Belki de her yarım kalan isteği tamamlamak zorunda değiliz. Bazı isteklerin peşinden yeniden gitmek, bazılarını başka bir biçimde yaşatmak, bazılarını da geride bırakmak bize daha anlamlı gelebilir.
Başkalarının yaşamlarına baktığımızda, kendi hayatımızın nerede olması gerektiğini de düşünmeye başlayabiliriz. Bizimle aynı yaşta birinin yeni bir işe başladığını, eğitimine devam ettiğini ya da uzun zamandır istediği bir şeyi gerçekleştirdiğini gördüğümüzde kendi seçimlerimizi yeniden değerlendirebiliriz. Onun yaptıkları bize ilham verebileceği gibi, kendi hayatımızda gerçekleştirmek istediklerimiz konusunda geç kaldığımızı da düşündürebilir. Oysa dışarıdan gördüğümüz bir başlangıç, o kişinin oraya nasıl geldiğini ya da kendi koşullarımız içinde nelerin mümkün olabileceğini anlamamız için yeterli olmayabilir. Yine de başkasının yaşamında gördüğümüz bir zaman çizelgesi, fark etmeden kendi hayatımızı değerlendirdiğimiz bir ölçüye dönüşebilir. Bu tür zaman çizelgeleri, ileri yaşlarda da karşımıza çıkabilir. Bazen belirli bir yaştan sonra yeni ilişkiler kurmanın ya da uzun zamandır ertelediğimiz bir isteğin peşinden gitmenin artık bize uygun olmadığını düşünebiliriz. Peki, bu düşünce gerçekten kendi isteğimizden mi kaynaklanıyor, yoksa yaşa dair alışageldiğimiz kabullerin bir yansıması mı?
Belki de mesele, her şeyi istediğimiz zamanda yapabileceğimize inanmak değildir. Hayatın bize sunduğu olanaklar kadar, içinde bulunduğumuz koşulları ve zamanla değişen isteklerimizi de görebilmektir. Bir şey için geç kaldığımızı düşündüğümüzde, kendimize başka bir soru sorabilir miyiz: Bu isteğin benim için hâlâ bir anlamı var mı, yoksa onu belirli bir yaşa kadar gerçekleştirmem gerektiğine inandığım için mi taşıyorum?
Belki bazı şeylere geç kalmışızdır. Belki bazıları için henüz geç değildir. Belki de artık istediğimiz şey, yıllar önce hayal ettiğimizden farklıdır. Her birimizin bu sorulara vereceği yanıtın aynı olması gerekmiyor. Yine de kendi yaşamımızı değerlendirirken yalnızca ne zaman ne yaptığımıza değil, o yolun bizim için ne ifade ettiğine de bakabiliriz.
Bu yazının önerisi
Straight’in Hikayesi (The Straight Story): Yıllardır görüşmediği ağabeyine ulaşmak için yola çıkan Alvin’in hikayesini anlatan film, bazen bir yolculuğa neden tam da o zamanda çıkmak istediğimizi ve geçmişte kalan şeylerle yeniden bağ kurmanın bizim için ne anlam taşıdığını düşünmeye davet ediyor.