yandexmetrikacounter
SOKAĞA BAKINCA / Yılmaz Kara | Çanakkale Olay

SOKAĞA BAKINCA / Yılmaz Kara

117

Siyaset, canlı ve yaşayan bir şeydir. Hatta yaşamın kendisidir.

Hal böyle olunca, siyasetin de yaşam alanları, canlı ve görünür olduğu alanlar, kendine ait zeminleri vardır.

Yaşayan ve yaşamın içinde olan siyaset, özellikle iki alanda canlı ve görünür olur.

Birincisi medyadır. Sosyal medya, televizyonlar, eskisi kadar yoğun olmasa bile bayilerden aldığımız basılı ulusal ve yerel gazeteler; son yıllarda da etkisi giderek artan internet medyası, buralardaki haberler, köşe yazıları vesaire.

İnternet medyası ve sosyal medya, özellikle, son yıllarda çok etkin hale geldi. Yazı yazmak, yorum yapmak, kendi yorumunu kitlelere ulaştırmak kolay ve hızlı. Bu hızı ve imkânı kullanan bazı insanlar, yazdıkları bir yazılarıyla, özellikle bir şehirde veya bir ilçede herhangi bir kimsenin siyasi veya sosyal itibarı üzerinde etkileri olduğunu kısa zamanda farkediyorlar. Ne yazık ki bir süre sonra kendilerini siyasetin dizayn edicisi, kurgulayıcısı, yönlendiricisi, hatta bir nevi kanaat önderi yerine koyabiliyorlar. Bir nevi güç zehirlenmesi olan bu durum, kartopu etkisiyle büyüyebiliyor.

Yuvarlanıp büyüdükçe hızlanan bu kartopunun çarpıp da dağıldığı kaya ise siyasetin ikinci ve gerçek yaşam alanıdır: Sokak ve meydanlar.

Bir siyasetçi olarak sokağa çıktığınızda gördüğünüz veya görmediğiniz ilginin seviyesi, medyada yazılanın aksine, sizin gerçek siyasi karnenizdir. Üzerinde bir tartışmaya ve değerlendirmeye gerek yoktur. Yaptıklarınız veya yapmadıklarınızın gerçek takdiri, size uzanan ellerde, size bakan yüzlerdeki gülümsemede, kürsüde konuşurken önünüzde toplanan kalabalıkla net şekilde ifade edilir.

Ve oradaki karar, tüm yazıların, yorumların, hakkınızda atılan tüm manşetlerin, tüm çarpıtmaların üzerindedir.

Yıllardır Bülent Turan’ı izliyorum. Çanakkale medyasında yazılan bazı yazılarla sahada kendisine gösterilen ilgi arasında büyük bir tezat var. Yazılan yazılarda Çanakkale siyasetine kötülük yaptığı, il başkanını değiştirttiği, Fetöcü olduğu bilinen kimselerin Çanakkale’de sisteme girmesine ve bu yolla kendilerini sosyal açıdan meşrulaştırmalarına göz yumulduğu, yanlış yerde saf tutulduğu yönünde uyarılarının kentte rahatsızlık uyandırdığı şeklinde yorumlar okuyorum.

Gel gör ki sahada vatandaşın ilgisi, hiç de öyle söylemiyor. Bu yorumu yapanların ve yaptıranların toplayamadığı kalabalıkları, göremedikleri ilgiyi Bülent Turan görüyor. Ülkemizin ekonomik ortamı şu an için kendileri için çok olumlu olmasa da esnafımız tarafından kendisi ilgiyle karşılıyor. Ankara’ya giden heyetler kendisine uğruyor, talepleriyle ilgili destek görüyorlar, hatta farklı partilerden belediye başkanları bile. Hiçbiriyle ilgilenmekten, destek olmaktan çekinmiyor, erinmiyor. Uzun lafın kısası, birtakım sosyal medya mecralarında veya internet sitelerinde yazılanlar, sahada kendisine gösterilen hüsn-ü kabul ile örtüşmüyor.

Peki o zaman, meseleye başka açıdan mı baksak?

Değiştirilen il başkanı ve yöneticiler, acaba bir başarısızlığın doğal diyetini ödemiş olamazlar mıydı? İddia ettikleri bölünmeyi, parti içi hizipleşmeyi “Ankara’ya gittiğinde Bülent Turan’a uğrayanları kara listeye alarak” kendileri yapmış olabilirler miydi? İnsanları Bülent Turan tarafında olanlar ve olmayanlar olarak iki gruba ayırmış olabilirler miydi? Çanakkale seçimlerinde yaşanan hezimet, parti içi verdikleri bu bölünmüşlük görüntüsünün; bu şehre milletvekili olarak yıllarca hizmet etmiş, Çanakkale’nin yolunda, su şebekesinde, spor tesisinde, köylerine kadar doğalgaz götürülmesinde emeği olan birisinin bir anda üstünü çizmelerinin ve ötekileştirmelerinin neticesi olabilir miydi?

Ne demiş Bülent Turan? “Fetöcüleri yanınıza almayın, sisteme sokmayın” demiş özetle. Bunun nesi yanlış? Bu ülkenin Fetö’den bu kadar yaşanmışlığı, çektiği bu kadar sıkıntı varken, sponsorluk, dış kaynak gibi havuçlarla yine aramıza sızmalarını görmezden mi gelseydi?

Neymiş, sponsorluğa zarar vermiş. Peki ya Fetöcülerle ve dış ilişkileri şaibeli insanlarla aynı safta olmak istemediği için sponsorluktan geri duran, siyasi baskıyla, zorla sponsora bile sponsorluk yaptırılan Çanakkale’nin diğer iş insanları, şirketleri? Bülent Turan’a alelacele cevap yetiştirmek yerine bunların muhasebesini yapmak gerekmez miydi? Bülent Turan yerine, 25 yıldan beri her türlü siyasi yetkiye sahip olup Fetö’ye tek cümle etmeyerek şehirde büyümesini sağlayanların tartışılması gerekmez miydi?

Hatırlarsınız, 15 Temmuz’un hemen ardından “uçakları uçuracak pilot kalmadı” diye bir yaygara koparmaya çalışmıştı bazı kesimler. Sanki o şehirleri bombalayan hainlerden başka pilotumuz yokmuş gibi. Bir saniye bile eksiklik çekilmedi, şanlı ordumuzun evlatları tüm görevleri eksiksiz şekilde yerine getirmeye devam etti. Bu mesele de aynen böyle. Hiç merak etmesinler, cesur olup Fetö kontağı, Fetö artığı olanlardan hele bir sıyrılsınlar; görecekler ki hiçbir iş aksamayacak. Tam tersine, Çanakkale daha hızlı koşacaktır. Çünkü Çanakkale’nin saf ve temiz evlatları sporu da, sivil toplumu da, siyaseti de sırtlamaktan geri durmayacaktır.

Sözün özü. Ortada bir tartışma, kalemşörlerin laf cambazlıklarıyla inandırılmaya çalışılan bir senaryo var ama bir de saha gerçekleri var. Bilgisayardan ve cep telefonlarından kafayı kaldırıp sokağa çıkar, Bülent Turan’ın sahada gezerken etrafındaki kalabalığa, insanların kendisine gösterdiği yakınlığa bakarsanız, sahadaki heyecanı, umudu ve milletin kararını en doğru şekliyle anlarsınız.

Günün birinde Çanakkale’de suyum akmaz veya ne bileyim yolum yapılmazsa kapısını çalacağım kişi bir takım şaibeli adamlar değil, Bülent Turan’lardır. Vesselam.