Güney Marmara Kalkınma Ajansı (GMKA) Çanakkale Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Onur Atılgan, dün gerçekleştirilen İl Genel Meclisi Şubat 2026 dördüncü oturumunda Deniz Suyundan İçme Suyu Temini Teknik ve Ekonomik Ön Değerlendirme konulu bir sunum yaptı.
Atılgan, sunumunda şu ifadelere yer verdi:
“Ters ozmos nedir? Dünyadaki örnekler nedir? Deniz suyundan içme suyu atma sadece bu şekilde mi yararlanılıyor? Bu konularda da biraz bilgi aktaralım diye düşünerek bir çalışma yaptık. Çalışmanın sonunda da aslında ilginç bazı tespitlerimiz oldu.
Yani deniz suyundan ters ozmos su üretilirken bunların artıları eksileri neler olabilir? Bunların bize katacağı Çanakkale'ye katacağı değerlerine alternatifler olabilir mi? Kendimizi buradan kazanmaya çalıştığımız su başka alternatiflerle de kazanılabilir mi gibi bir çalışmanın içinde bulduk açıkçası. Öncelikle bir küresel çerçeveden bahsetmek isteriz.
Yani malum şu anda dünyada iklim değişikliğinden kaynaklanan nüfus baskısı altında yerlerde mevsimsel kuraklıklardan dolayı biraz da içme suyu ağında artık yavaş yavaş sorunlar yaşanmaya başladı. Bu özellikle en çok suya ihtiyaç duyan özellikle Körfez ülkelerinde başlayan sorun artık susuzluğun artmasıyla beraber iklim değişikliği ile beraber kuzeye doğru yavaş yavaş yayılıyor. Bununla beraber teknoloji de ilerliyor.
Yani deniz suyundan içme suyu üretim maliyetleri eskiden çok daha pahalıyken artık yavaş yavaş bir düşüş içinde olduğunu da görüyoruz. Böyle bir global de trend var. Mevcut durumda şu anda dünyada vardığımız yer aslında şu şekilde. Dünyada 22.000 civarında desalinasyon tesisimiz var. Ve bu tesislerden içme suyu üretiminden yararlanan insan sayısının nüfus sayısı şu anda 300 milyonu bulmuş durumda.
Ve toplamda da küresel yıllık tatlı su tüketiminin yaklaşık %1'ini şu anda tam olarak deniz suyundan ters ozmos yöntemiyle üretilen içme sularından karşılandığını görüyoruz. Ama bu her zaman böyle değildi. Deniz suyundan içme suyu üretimi konusu her zaman ters ozmosla başlamadı aslında. Neredeyse II. Dünya Savaşı'ndan beri 50 yıldır hatta 60-70 yıldır aslında kullanılan bir teknoloji. Ama kullanılan teknoloji ters ozmos değil. Nedir?
Teknik detaya girmemekle beraber sunumun ortasında gördüğünüz MSF ve MED dediğimiz teknikler aslında kabaca yüksek ısıyı kullanarak deniz suyunu buharlaştırıp O buharı da yoğunlaştırarak içme suyu üretim tekniği diyebiliriz aslında çok kaba tabirle. Yaklaşık 70 yıldır körfez ülkeleri başta olmak üzere deniz suyunu buharlaştırıp içme suyu üretiyorlar.
Bu iki teknoloji MSF ve MED neredeyse 70 yıldır son 20 yıl haricinde daha doğrusu 2000'li yıllar haricinde ana teknoloji bunlardı. Ters ozmos her zaman vardı ama oldukça pahalı bir teknolojiydi ve kullanılmıyordu. Çok niş bir kullanım alanı vardı. Milyonlarca insanı destekleyebilir bir teknoloji açıkçası değildi. Bu trend 2000'li yıllardan itibaren değişmeye başladı. Ters ozmos artık birim maliyetleri düşüşte.
En büyük artısı yüksek sıcaklık gerektirmemesi. MSF ve Met teknolojisi dediğimiz yer aslında atık ısı istiyor. Yani ters ozmos olmadığı zaman tesislerden 70° ila en az 100° sıcaklığında atık ısı olması gerekiyor ki bu durumda buharlaşmayla beraber deniz suyu içme suyuna dönüştürülebilsin. Ama ters ozmosta tabii böyle bir şey yok. Dünyanın her yerinde tüm kıyılarda tuzluluk oranından bağımsız bir şekilde yapılabilir bir yatırım bu.
Ters ozmosta kurulum maliyetleri düşük ve gittikçe düşmeye devam ediyor. Şu anda küresel trend 2026 yılı itibariyle deniz suyundan hangi yöntemlerle içme suyu üretiliyor derseniz kabaca %70'e ulaşmış durumda ve bu oran gittikçe artıyor. Önümüzdeki 10 yılda, 20 yılda %80, %90'a çıkacak. Diğer teknolojiler artık yavaş yavaş niş kalmaya başlayanlar onlar olacak. Körfez ülkeleri başta olmak üzere artık bir ayrılmalar başladı burada. Diğerleri neden Körfez ülkelerinde var?
Malum petrolün ucuz olduğu zamanlarda tesislerde çok ciddi bir atık ısıtıcı var halihazırda. Bu petrolü ucuz petrolü 1970'li 80'li yıllardan bahsediyorum. Bu tesislerde kullanarak içme suyu üretimi yapıyorlardı ama bir yandan devrin değişmesi bunların kıymetleri pahalı yani bir yandan da ters ozmosun varlığın bu şekilde dünyayı dönüştürmeye başladı.
Modern uygulamalara baktığımız zaman bizim ülkemiz bu anlamda iyi uygulama örneği olan ülkelerden birisi değil henüz. Biz neler, hangi ülkeler, hangi uygulamalarla ön planda çıkıyor diye baktığımızda aslında dört tane ülke ile karşılaştık. Bunlardan bir tanesi Suudi Arabistan. Şu anda dünyanın en büyük içme suyu üreticisi.
Suudi Arabistan günlük neredeyse 11-12 milyon metreküp su arıtma hacmine sahip ve toplam nüfusunun %50'sini şu anda içme suyunu ters ozmos yöntemiyle karşılamayı başladı. Tek bir tesiste günde 1 milyon metreküplük su üretimi gerçekleşiyor. Bir diğer iyi uygulama örneği olan ülke İsrail.
Aslında az önce ifade ettiğim gibi ters ozmos teknolojisini maliyetini düşüren ve artık kullanılabilir hale getiren ülkelerden başı çeken ülke İsrail. Çünkü bu teknolojiye en ciddi yatırımı yapan ülke yıllardır onlar oldular. Onların malum petrolü yok ve içme suları da yok bulundukları coğrafyada. Su tüketiminin yaklaşık %90'ını ters ozmos tesislerinden karşılıyorlar ve şu anda neredeyse günlük 2 milyon metreküp seviyesinde içme suyu üretiyorlar.
Dikkat çekici bir diğer örnek de İspanya. İspanya, Avrupa'nın en büyük su üreticisi. O kadar büyük bir üretim tesis kapasitesi var ki tüm Avrupa Birliği'nin neredeyse yarısından fazlasını tek başına İspanya üretiyor şu anda. Nerede kullanıyor? Buradaki iyi uygulama örneği de tarımsal sulama örneği bu arada. 360 civarında deniz suyu üretim tesisinde neredeyse 2 milyon metreküp su üretebiliyorlar.
Ters ozmosla beraber diğer teknolojilerin en büyük zafiyeti şu anda hâlâ maliyetlerinin yüksek olması. Su üretim maliyetleri yüksek. Tarımsal sulamayı nasıl yapıyor diye baktığımızda İspanya'da damla sulama sistemleri zorunlu. Yani ters ozmos suyu kullanan tarım işletmeleri damla sulama yapmak zorundalar. Kanun bunu emrediyor. Bir diğeri rüzgâr enerji santralleri ve güneş enerji santralleri ile bu tesisleri besliyorlar ve en ciddi maliyet kaydı önemli olan elektrik maliyetlerini aşağıya çekiyorlar.
Onun haricinde bu tesisleri sadece çok kıymetli tarım ürünü üretimi için kullanıyorlar. Yani evet su pahalı ama ürettiğimiz ürün daha da pahalı diyorlar bir nevi. En azından onun makul araya getirebilmesi için bu tür ürünlerde kullanıyorlar ve su olmaksızın bu yatırımın asla yani tarımsal sulama asla yapılamayacağı yerlerde kullanıyorlar bu arada. Yani başka hiçbir alternatifi olmayan Akdeniz kıyısında Valencia ve bölgeleri civarındaki tesislerde.
Son ülke örneğimiz de Yunanistan. Yunanistan şöyle bir uygulama örneği: küçük ve orta ölçekli tesisler var Yunanistan'da.
Yani aslında Yunanistan'da kast ettiğimiz aslında adalar. Bildiğiniz gibi adalarıyla bilinen bir ülke Yunanistan ve içme suyu sorunu olan adalar bunlar. Burada bizim belki Gökçeada, Bozcaada gibi örnekler için rol olabilecek ülkelerden bir tanesi. Yunanistan'da da günde 150.000 m3 civarında su üretimi gerçekleştiriliyor deniz suyundan. Biz tabii araştırmaya başlarken bir yandan da ülkemizde ne var diye bakarken tabii çok yakındaki örnekleri de atlamadık.
Hem İçdaş tesislerinden hem de Balıkesir'deki Avşa Adası içme su arıtma tesisi örneğini inceledik. Avşa'dan bahsedeyim öncelikle. Avşa'daki tesis ile adanın bütün içme suyu ihtiyaçlarını tamamen arıtma tesisinden karşılıyorlar.
Bu tesis 2010 yılında yapımına başlayan bir tesis ve kurulum maliyetleri kabaca o yıl itibariyle 4.4 milyon dolar civarında gerçekleşmiş ve bu tesis kurulduğu itibarıyla da günde 4.000 m3 su üretim kapasitesine sahip. Tabii zamanla bu yatırım arttırılmış ve şu anda da kurulu kapasiteye 2026 itibarıyla 6.500 m³'e bunu çıkarmışlar. Ve daha da genişletme planları olduğunu biliyoruz.
8.000 m³ seviyesinde çıkarmayı planlıyorlar. Bu Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen bir tesis bu arada. Şu anda kurulu kapasite 6.500 m³ fakat günlük üretim yaklaşık 2.120 m³ civarında. Bunun sebebi de mevsimsel nüfus hareketleri. Adanın aslında kış nüfusu 4.000 kişiye hizmet ediyor. Fakat yazın en pik dönemde 100.000 kişiyi karşılayabilecek bir üretim yapıyor. Tabiri caizse yazın tam kapasite çalışıyor.
Yani 6.500 m³ limiti tamamen kullanıyor. Kışın ise 500 m³ 1.000 m³ kadar düşünüyor. Buradaki çok kapsamlı bütün maliyet kalemlerini biz çıkartıp Avşa ile beraber değerlendirdiğimizde amortisman dahil su üretim maliyetini Avşa örneği metreküp başına 2026 rakamları ₺75 olduğunu gördük. Yani aslında 1.75 dolar.
Varsayımla yapılan bir hesap var. Biz de bu tesis nerede olabilir diye düşündük. Bozcaada’da tam olarak kişi başı 150 litre günlük ihtiyaç üzerinden bir hesap yaptık. Bu rakamı tüme varın yöntemini uygulayarak bulduk. Yani 100.000 kişiye çıkıyor mu gerçekten? Bu 6.500 metreküp tüketildiği zaman 150 litre yapılıyor mu diye baktık. 3 ay tam kapasite çalıştığı zaman yettiğini gördük. Yani 150 litre bağlılığı var. İkinci örneğimiz İçdaş. İçdaş şu anda kurulu kapasitesi günde 6000 m3 seviyesinde iki tane farklı tesisin bir araya gelmesiyle çalışıyor. İçdaş endüstriyel olduğu için detaya girmiyorum ama haddehanenin soğutma operasyonları için kullanıyor aslında. Yani kullanmak zorunda olduğu için kullanıyor.
Ve şu anda da güncel rakamlarla günlük 2000 m3 civarında ortalama arıtma suyu tesisini soğutma suyu olarak proseslerine tam olmaması amacıyla. Korozyondan kaçınmak için deniz suyu kullanamıyorlar çünkü. Bu suları kullanıyor. Burada dikkatimizi çeken şey şu oldu. İçdaş ile bunu da görüştük. Buradaki maliyet 20-30 TL civarında. Avşa da 75 TL'ydi bu. Bunun sebebini tabii aydınlatmak için çok detaylı bir çalışma yapmak lazım.
Hem Avşa ile hem de İçdaş ile birkaç varsayımımız var. Bu varsayımlardan bir tanesi şu. İçdaş içme suyu olarak yapmıyor bu ürettiği suyu. Neticede ve insan sağlığına uygun olacak şekilde bir suya ihtiyaç duymuyor işleri.
Ama tesisinde sunduğu ve misafirlerine arz ettikleri su da burada ürettikleri günlük 2000 m³ suyun içinde küçük bir şeyi ayırıyorlar yani kabaca belki 40-50 m³'lük bir kısmını ayrı bir proses olarak yapıp insan sağlığına zarar vermeyecek son bir işlemden daha geçiyorlar. Ama geriye kalan kısmı daha ucuz membran ve daha ucuz üretim maliyetini karşılayan bir tesis olduğu için maliyetleri biraz daha düşürüyor.
Bir diğer sebebi tabii elektrik maliyetleri. İÇDAŞ’ın kendisi de bir elektrik üreticisi olduğu için kendi ürettiği elektrik bir kısmını da bu tesiste kullanıyor. Üretim maliyetlerinin neredeyse %90'dan fazlası bu elektrik maliyeti.
Çanakkale'de böyle bir şey eğer olacaksa bir fikir sadece bir pilot bir proje olarak bakarsak nerede ihtiyaç olabilir diye düşündük. Karşımıza çıkan örnek aslında bu Bozcaada oldu. Bir kere kendi su rezervleri olmayan bir yer olması gerekiyor. Bozcaada’nın kendi su rezervleri ve göletleri yok. Gökçeada'nın var örneğin İkincisi yazın çok ciddi bir su tüketimi olması gerekiyor. Yani mevsimsel dalgalanmalar gerekiyor. Bozcaada bunu karşılayan bir yer. Üçüncüsü de mevcut durumda içme suyu maliyetlerinin ters ozmosla üretilen içme suyunun maliyetlerine görece yaklaşabildiği yani içme suyunun zaten pahalı olduğu bir yer bulmamız lazım bizim dedik. Burada da Bozcaada'da bunlar örtüşüyor.
Neredeyse 40 km uzaklıktan geliyor şu anda Bozcaada'nın içme suyu. Ve bu buradaki maliyetler aslında Bozcaada'ya kadar taşınana kadar önemli maliyet unsuru olarak değerlendiriliyor.
Bozcaada'nın yaz ve kış nüfusunun ortalamasına aldığımız zaman aylık 10.000 kişinin ihtiyacını karşılaşacak şekilde bir tesis olduğu varsayımıyla hareket ettik. 10 bin kişinin ihtiyacını ters ozmosla karşılamak istersek günlük 2.700 m3 kapasiteyle çalışılacak bir tesisin yeterli olabileceği kanaatine vardık.
Ve bu tesisin toplam yatırım maliyetinin 4.800.000 dolar civarında olduğunu hesapladık. Tabii bu kurulum maliyeti tek bir kalemden ibaret değil. Bir de işletme maliyeti olacak. Malum bahsettiğim elektrik maliyetleri 1.75 dolar bir maliyeti koyduğumuz zaman tesis yıllık maliyeti yaklaşık 750.000 dolar civarında bir maliyet olduğunu biz buradan görüyoruz. Tabii teknik olarak uygulanabilir. Maliyeti yüksek.
Eğer böyle bir şey böyle bir tesis hayata geçerse Bozcaada en azından bağımsız ve güvenilir bir su kaynağı elde edilebilir. Tabii biz burada bu hesapları tamamen Bozcaada'nın tamamını karşılayacak şekilde yaptık ama pekala mevcut altyapıya ilave destekleyebilecek bir tesis olarak da elbette kurgulanabilir. Burada dikkat etmemiz gereken şey şu. Metreküp üretim kapasitesi ne kadar azalırsa ölçek ekonomisi gereği üretilen metreküp fiyatı aslında o kadar artıyor.
Bozcaada sunumu hazırlarken ne kadarlık bir suyu kurtarıyoruz ve bunun alternatifi var diye biraz daha araştırma yaptığımızda şunu gördük. Burada ifade edeceğim şey aslında sadece Bozcaada için düşünülmemeli. Tüm Çanakkale ve hatta tüm Türkiye için tekrar konuşulması gerektiğini düşündüğümüz bir konu.
Türkiye'de kaçak-kayıp su kullanımı oranları Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın verilerine göre şu anda %32 mertebesinde. Biz tabii ilçe ilçe bu verileri alamadık kısıtlı zamanımız olduğu için ama bu bir yandan da Çanakkale Belediyesi özelinde bu oranların %19-%20 civarına indiğini biliyoruz. Büyük şehirlerde de bu oranlar yavaş yavaş 20 seviyelerine inmiş durumda. Dedik ki biz de Bozcaada'daki kayıp kaçak oranının %32 olduğunu varsayalım. 32'yi 20'ye indirmenin maliyeti ne olur? Dünyada şöyle bir örnek var. Non revenue water diye geçiyor. Tesisler, belediyeler, kamu kurumları günde sadece 1 m3 suyun dahi kayıp olmasını engelleyecek altyapı yatırımını yapmasının maliyeti metreküp başına 300 dolar civarı.
Bu 200 dolara da inebiliyor, 500 dolara da çıkıyor. Biz 300 dolar varsayımla hareket ettik. 300 dolar olduğu zaman 32'yi indi 20'ye indirmek için Bozcaada’da 900 metreküplük günlük bir suyu kurtarmak anlamına geleceğini hesapladık. Ve bu bedeli kurtarmanın maliyeti de tek defaya mahsus bir kurulum maliyeti olarak yaklaşık 270.000 dolar. Yani 10-12 milyon TL mertebesine bir yatırım yapılırsa örneğin Bozcaada özelinde söylüyorum bunu.
Kayıp kaçak oranı %12 oranında düşürülebilir. Bunun alternatifi nedir? 900 m3 suyu kurtarmaktansa deniz suyundan üretme maliyeti ne olur diye baktığımızda bu tesisin kurulum maliyetinin 1.6 milyon dolar olacağı ve yıllık operasyonel maliyetinin 240.000 dolar civarında olduğunu gördük.
Çanakkale ilinin tamamında %32 olduğu olduğunu varsayarsak ve %20'ye düşürmemiz gerektiğini düşünürsek toplam yatırımların kabaca 400 milyon TL civarında bir altyapı yatırımı gerektiğini gördük.
Yani aslında tek defaya mahsus bir altyapı yatırımıyla, bu yatırımı kendisinin sadece bir yılda amorti ettiğini ve çok ciddi bir su kullanımının önüne geçebileceğimizi hesapladık. Bu konunun da dikkate alınması gerekli.”
(HABER MERKEZİ)