yandexmetrikacounter
Kendine Dost Olabilmek: Öz Şefkatin Hayatım | Çanakkale Olay

Kendine Dost Olabilmek: Öz Şefkatin Hayatımıza Olan Etkileri

Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, çoğumuzun bencillikle karıştırdığı ama aslında kendimize olan bağımızı iyileştiren "öz şefkat" kavramını, aile hayatına yansımalarını ve pratik uygulama yöntemlerini masaya yatırdık.

47

Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz ile söyleşilerimizin 17. bölümündeyiz ve bugünkü konumuz öz şefkat. Pek çoğumuz şöyle bir cümle kurmuş ya da çok sevdiğimiz insanlardan böyle bir cümle duymuş olabiliriz: “Ben kendimi o kadar ağır eleştiririm ki beni başka hiç kimsenin eleştirmesi o kadar incitemez.” Çoğumuzun hayatında olan şey aslında bu, öyle değil mi? Biz sanıyorum şefkati hiç tanımadığımız insanlara, canlılara gösterirken bonkör olabiliyoruz ama sıra kendimize geldiğinde şefkat göstermek biraz böyle tuhafımıza mı gidiyor acaba?

Bencillik zannediliyor. Bana en çok o soruluyor. Yaptığım etkinliklerde de özellikle ya da bu öz şefkat konusundan bahsettiğim zaman diyorlar ki “Ya o bencillik, kendini düşünmek.”

Diyorum ki hayır, bir insanın kendisine şefkat göstermesi asla bencillikle karşılaştırılamaz. Tam tersi bir insan önce bir şeyi kendine veriyorsa başkasına çok daha rahat ve kolaylıkla verebiliyor. Hatta benim öyle bir anlatımım var. Bir şeyin başında öz varsa önce kendime veriyorum sonra başkasına oradan veriyorum. Özveri, öz şefkat, işte öz saygı, öz değer gibi. Bu yüzden öz şefkatin de bencillikle kesinlikle karşılaştırılmaması gerekiyor.

Bencillik kendinden başka hiç kimseyi düşünmemek ve hayatta sadece kendi doğruların üzerinde ilerlemek demek. Öz şefkat herkesi de kapsarken, severken, korurken, kollarken kendimi de o sevgiden mahrum bırakmamak demek ve inanılmaz kıymetli. Çünkü bir içsel eleştirmenimiz var. Hep bu parmağı böyle kendimize doğru sallıyoruz bir şey olduğunda. Kendimize o anlayışı esirgediğimiz zaman, kendimizi bir noktada reddetmiş oluyoruz. Olduğumuz gibi kabul etmemiş oluyoruz. Kendimize kızdıkça, kendimize direnç gösterdikçe bu sefer içimizdeki o kızdığımız şey de bizimle direniyor. Hâlbuki o bizden kabul bekliyor. Bir hata mı bu? Tamam, bu hatayı yaptık. Hata. Tabii ki yanlışımızın üstünü örtmeyeceğiz. Ama “Gel bakalım biz bu hatayı niye sürekli yapıyoruz? Biz bunu düzeltmek için ne yapabiliriz? Neden o hataya düşmemize engel olamıyoruz? Bununla ilgili düşüncelerimiz neler?” şeklinde yaklaştığımız zaman kendimize yani bir dostumuza, evladımıza ya da en sevdiğimiz birine yaklaşır gibi ve şu hareketi çok önemsiyorum ben. Hadi bir gel bakalım, gel bir çözelim diye inanın zihnimiz çok daha fazla böyle çözümlere yaklaşıyor ve o kızgınlık halinden daha yumuşak bir hale geçmiş oluyor.

Biz kendimizi eleştirirken niye bu kadar sert davranıyoruz? Acaba böyle mi yetiştiriyoruz? Yani hani hata yapma lüksümüz yokmuş gibi yetiştirdiğimiz için mi öz şefkat göstermekten imtina ediyoruz kendimize?

Bir sebebi o. Çünkü özellikle bizim jenerasyon; sesini çıkarma, sen bilmezsin, sen anlamazsın, sen karışma, büyüklerin işine karışma gibi büyütüldüğü için biz orada aslında farkında olmadan koşullu sevilmeyi öğrendik.

Ne kadar sorun çıkarmazsak, ne kadar hata yapmazsak o kadar seviliriz ve değer görürüz. Bu sefer hayatın içinde sorun çıkardığımızda, bir soruna sebep olduğumuzda veya bir hata yaptığımızda kendimize kızıyoruz. Bak sorun çıkardın. Aslında olmaması gereken bir şey yaptın. İkincisi de şu. Hani Türk sineması repliklerinde vardır ya "Sen beni kovamazsın, ben istifa ederim." İlk başlarken söylediğiniz; "Ben kendimi öyle güzel eleştiririm ki hiç kimse benim canımı kendi acıttığım kadar acıtamaz." Bu da bir savunma mekanizması. Ama varsaydığımız başkasının eleştirileri üzerinden o kadar sert eleştiriyoruz ki kendimizi. Belki de hiç almayacağız öyle bir eleştiri. Bu da ayrı bir konu varsaydığımız. O yüzden diyorum. Kendi canımızı yaka yaka bu sefer kendimize olan ilişkimizi bozuyoruz. Bu da bizi zamanla öfke kontrolsüzlüğü, tükenmişlik, depresyon, sosyal izolasyon gibi şeylere itiyor.

Her şey her şey oradan doğuyor. Çünkü ben kendim kendimi kabul etmiyorum. Başkası beni nasıl kabul etsin olduğum gibi. Ben kendim zaten kabul edilmeye layık değilim ki düşüncesi yaratıyor bizde.

Öz şefkat ihtiyacını hissettikten sonra bir kişi bunu nasıl sağlamaya başlayabilir? Yani hangi adımları atarsa öz şefkat konusunda bir gelişme sağlayabilir?

Şöyle, kendini eleştirdiği noktaları ben yazmayı hep önemsediğim için yazmaktan örnek veriyorum. Yazması gerekiyor önce ama ne kadar sert eleştiriyorsa bütün o sert kelimelerle. O şekilde yazdıktan sonra karşısına alternatif olarak “Ben bunu bir arkadaşım, sevdiğim biri çocuğum yapsaydı, bu cümle yerine hangi cümleyi kurardım”ı yazsın.

Çünkü biz kendimiz dışındaki herkese çok fazla o şefkati verebilmeyi bildiğimiz için kendimize ilk etapta verebilmemizin tek şartı kendi sert cümlelerimizin karşısına sevdiğim biri yapsaydı aynısını derdim ile kendimize ne diyeceğimizi bulmaktan geçiyor. Günlük hayatta kendi kendimize yapabileceğimiz en pratik alıştırma bu.

Bu aslında tabii şimdi düşünüyorum kendime söylediğim şeyleri hepimiz adına, yani bunu ben bir başkasına asla bu tonda, asla bu şekilde söylemem. İlla onun hassasiyetlerini gözetirim. Biz zaten herhalde kendimizi sevmediğimiz için de ya da sevmemiz az önce de bahsettiğiniz gibi bencillik olarak algıladığı için kendini sevmek de bencillik başka bir şey ve bunu biz bir türlü ayıramıyoruz. Peki öz şefkat konusunda bireyler kendilerini geliştirmeye başladıkları zaman aile hayatlarında neler değişiyor?

Bir kere kendini şefkat gösterebilen insan, kendine daha yumuşak esnek davranabilen insan aile hayatındaki bireylere de daha esnek ve ılımlı davranabiliyor. Şimdi şöyle bir yanılgı olmasın; kendime şefkat göstermiyorum, başkalarını koruyup kolluyorum. Fakat bu bir yerde birikiyor. Ve ben şunu diyen insanları çok duyuyorum danışmanlıklarda. “Ya Mina Hanım durup dururken bir öfke patlaması yaşıyorum. Neden olduğunu ben de bilmiyorum. Sonra pişman oluyorum.” İşte bundan.

Başkasına verdiğimiz şeyi kendimizden esirgediğimizde bu sefer farklı yollarla o duygu farklı şekillerde ortaya çıkıyor ve gene bizim o aile birliğimizi, aile hayatımızı ve iletişimimizi bozuyor. Çünkü o kadar fazla içimizde bir şeyler eksik kalıyor ki bu sefer onu gösterme ihtiyacıyla öfkeleniyoruz. Belki yüksek tepkiler veriyoruz. Belki çok korku kaygı tepkileri vermeye başlıyoruz ve bu da yine iletişimimizi bozuyor.

Yani burada ben tamam kendimi sevmiyorum, çok fazla şefkatli davranmıyorum ama çocuğuma eşime şefkatle yaklaşıyorum demek de çözüm olmuyor. Çünkü kendinizdeki o eksiklik de mutlaka bir yerde ortaya çıkıyor. Mutlaka da çok alakasız bir yerde, çok orantısız bir şekilde ortaya çıkıyor. Yani bir bardak devrilse sinir krizi geçiren insanlar gördüm ben etrafımda. O bardakla hiçbir alakası yoktu o krizin.

Siz bunu söyleyince aklıma hemen şey geldi; genellikle anne lafıdır: Senin için saçımı süpürge ettim. Sizin için saçımı süpürge ettim. İşte babalarda ben hep sizin için çalışıyorum. Yemedim, yedirdim. İşte keşke beraber yeseydik. Değil mi? Yani tabii ki anne baba olarak işte çocuğumuz açken kalkıp da biz karnımızı doyurup onun aç biilaç gezmesini bekleyecek değiliz ama zaten öyle bir ortam yoksa kendinden vazgeçerek karşındaki kişiye sürekli olarak bir şeyler verdiğinde aslında onu bir yükleme yapmış oluyorsun. Daha önce de konuşmuştuk. Borçlandırıyorsun. Senden istemediği bir borcun geri ödemesini istiyorsun. Ondan sonra da tabii çatışmalar çıkıyor, işte anlaşmazlıklar çıkıyor. Ben sizin için şunu yaptım, gençliğimi harcadım…

Bu süreçte kendimize nasıl bir yol haritası çizmeliyiz? Yani diyelim ki böyle bir öfke patlaması da yaşadık ve zaten hep söylüyoruz bu arada. Lütfen bir uzmana gidin. Aile danışmanlarına gidin. Psikologlara gidin. Psikiyatrilere gidin eğer ihtiyaç duyarsanız. İşin profesyoneline gidin. Çevremizde pek çok insan var. Derdimizi anlatabiliriz. Onlarla bir şeyleri paylaşabiliriz ama zaten kendileri de büyük ihtimalle o aynı çıkmazın içerisinde olan insanların size göstereceği yoldan daha sağlıklı yolları aile danışmanları, psikologlar ve psikiyatristler verecektir. O yüzden lütfen önce bir uzmana gidin. Ama uzmana gidemeyecek ya da ilk etapta bu konuda aklı karışık olan insanlara ne tavsiye edersiniz?

Çok fazla kaynaklar var günümüzde aslında. Ben kendim de kendi sosyal medya platformlarımda anlatıyorum ve benden çok daha güzel, çok daha bilimsel anlatan kaynaklar da var. Benim gibi böyle halk dilinde kavram kuram gözetmeden günlük hayattan yapılacağını anlatan çok fazla kaynaklar da var. Bunlarla beraber orada söylenen pratikleri biraz günlük hayatımıza geçirmemiz gerekiyor. Mesela az önce söylediğim yazma pratiği.

Öfkelendiğin anda mesela bir dakika tamam öfke geçti. Neden bu kadar yükseldim? Neyi biriktirmiş olabilirim içimde? Yani kendimizle biraz hemhal olmayı öğrenmemiz gerekiyor. Kendimize o mesaiyi biraz harcamamız gerekiyor. Ve öz şefkat de gerçekten kendini kabul etmenin en önemli konularından bir tanesi. Kendime karşı anlayışlı, bu şekilde bilinçli ve hatalarımı da kabullenen ama değiştirebilecek potansiyelle yaklaşırsam hayata da onu veriyorum zaten.

Bazı insanlar tanırsınız hatta ağrıkesici etkisi yaratırlar sizde. Konuşmasıyla, anlatmasıyla rahatlatır. Ya seninle konuşmak rahatlattı deriz. Bunlar genelde kendisiyle barışık olan insanlardır. Kendini duyurmaya ihtiyacı olmayan, başkasını eleştirmeye ihtiyacı olmayan, kendiyle artılarıyla eksileriyle yol almayı bilen insanlardır. Zaten biz de bu konuları bunun için anlatıyoruz.

Söyleşilerimizde biz akademik dilden ziyade insanların en azından bir sıkıntılarının olduğunu fark etmelerine ve bu konuda onlara bir levha olmaya çalışıyoruz, bir tabela olmaya çalışıyoruz. Çünkü zaten bunlar çok derinlikli konular, özel konular, kişiye özel sorunların kişiye özel çözümleri olur.

O yüzden de uzmanına gidin diye anlatıyoruz. O yüzden bu işin profesyonelleri bunu belirli kurallar çerçevesinde yapıyor. Söyleşilerimizin ana teması "Biz topluma nasıl fayda faydalı olabiliriz?"

Farkındalık yaratıyoruz aslında. İçinde bulunduğun durumun farkında ol. Bu belirtiler bende de var. Benzer şeyleri ben de yapıyorum. Bende de bu olabilir mi? Bir üstüne araştırayım bakayım şeklinde. Böyle bir farkındalık yaratılıyor.

Ve benim özellikle kavram, kuram ve kişilerden bahsetmeme sebebim atölyelerimde de aynısını yapıyorum bu arada. Şundan, çünkü günün sonunda orada olan insanlar şunu söylüyorlar bizi dinleyen insanlarda. Tamam anladım. Ben şimdi günlük hayatımda ne yapacağım? O yüzden günlük hayat üzerinden hep gidiyoruz ki gerçekten hayatla iç içe olan o şeyleri yakalayabilelim ve hayatın o karmaşasında onun içinden nasıl onu çıkarabileceğimizi bulalım diye. Zaten kafamız yeterince karışık. Bir de biz karıştırmayalım şu kavramdı, bu kuramdı, bu isimdi diye.

(HADİYE AYŞE İRİM)
Paylaş