yandexmetrikacounter
Kendini Tanıma Yolculuğunda Kriz Yönetimi v | Çanakkale Olay

Kendini Tanıma Yolculuğunda Kriz Yönetimi ve Psikolojik Esneklik

Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz ile söyleşi serisinin 21. bölümünde, kendini tanıma yolculuğunda karşılaşılan krizlerin nasıl yönetileceği ve psikolojik esnekliğin önemini ele aldık. Değişim sürecinde karşılaşılan zorluklarla başa çıkmanın yolunun "kabul"den geçtiğini vurgulayan Kandaz, psikolojik esnekliği "kendi karakterinden ödün vermeden bulunduğu kabın şeklini almak" olarak tanımladı.

105

Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz ile söyleşilerimizin 21. bölümüne geldik ve bu bölümde bugüne kadar konuştuğumuz konuların hem genel bir tekrarını yapacağız ve hepsinin üzerinden şöyle kısaca geçeceğiz hem de bugüne kadar öğrendiklerimiz de bundan sonraki yaşamımızda neler yapabiliriz, bunları konuşacağız.

Mine Hanım, sohbetlerimizin başından beri kendini tanımak, kendini tanımak için zaman harcamak ne kadar önemli ve bunun hem kendimize hem toplumumuza hem de ailemize olan faydalarını konuştuk. Peki diyelim ki bu yolculuğa başladık. Kendimizi tanıma yolculuğunda bazı adımlar attık ama tabii her şey bizim planladığımız gibi gitmiyor. Hayatta her zaman herkesin başına geldiği gibi. Bazı anlar oluyor ki bir kriz yöneticisine ihtiyaç duyuyor insan ve bu durumlarda da bir esnekliğe ihtiyaç duyuluyor anladığım kadarıyla. Ama esneklik bizde biraz böyle kalıbından çıkmak gibi, bugüne kadar hiç yapmadığı şeyi yapıyormuş gibi algılanıp aslında ters veya yanlış anlaşılabilecek şeylere de neden oluyor. Kriz yönetim anlarında bu yeni kendini tanımaya başlamış ve bu konuda adım atmış insanlar neler yapmalı?

Öncelikle esnekliği tanımlamış olayım, buradaki kriz yönetiminde esnek olmak demek, ne demek? Net anlaşılsın. Esneklik aslında bir nevi su gibi olmak. Su nasıl esnekliği tanımlıyor? Bulunduğu kabın şeklini alıyor. Bu şu demek değil. Su, su olmaktan vazgeçmiyor. Su içeriğinden vazgeçmiyor. O gene su. Ama bulunduğu kabın da şeklini alarak orada bir krize sebebiyet vermeyecek durumlar yaratıyor. Zaten kabından taştığında da hepimiz neler yaşadığımızı görüyoruz. Psikolojik esneklik de aslında bulunduğu duruma kendi karakterinden ve kişiliğinden ödün vermeden ayak uydurabilmek demek. Kriz yönetimlerinde o yüzden esnekliğin payı çok büyük.

Şimdi değişiyoruz, bir şeyleri değiştiriyoruz, konuştuğumuz şeyleri adım adım yapıyoruz. Tabii ki çevremizdeki insanlar tarafından da, kendimiz tarafından da belli krizlerle karşılaşacağız. Çünkü daha önce denemediğimiz bir şeyi deniyoruz ve o yolla daha önce hiç başa çıkmamışız. Ne yapacağız? Aslında çok güzel bir yöntemimiz var. Bir durup, bunu önce kabulleneceğiz. Bir kriz çıktı. Şu anda bir sıkıntı var veya o kadar büyük bir şey ki benim yönlendirebileceğim bir şey değil. Ben buna müdahale edemem.

Başıma gelen bazen büyük olaylar toplumsal, çevresel, ailesel veya doğa faktörleriyle ilgili olabiliyor. Bir duracağım. Bununla ilgili acı yaşıyorsam, sinir yaşıyorsam, öfke yaşıyorsam onu da yaşayacağım. Buna da izin vereceğim. Ama önce durumumu kabulleneceğim. Ben şu an bu durumun içindeyim. Kabul çözüme giden en büyük yolu açıyor. Çünkü değiştiremiyorum. Onunla mücadele etmek niye benim başıma geldi? Ben de bu kadar iyi insandım. Niye beni buldu? Ya hiç kimseyi bulmaz, beni mi bulurlar? Demek insanı çözüme kavuşturmuyor. O durumun içinde daha çok debelenmenizi sağlıyor. O yüzden kabul ne kadar zor olursa olsun her şeyde önce kabul edeceğiz. Sonra diyeceğiz ki bu duruma müdahale edemiyorum beni aşan bir durum, bir kriz, bir vesaire bir şey. Ben peki ne yapabilirim bu krizden kendimi korumak için ya da bu durumla ilgili tedbir almak için ya da bu durumun etkilerini daha azaltmak için.

Ben ne yapabilirim sorusu da kabulün peşinden geldiği zaman zihnimiz bizi yavaş yavaş çözümlere doğru yönlendiriyor zaten. Ve biz ne kadar o sıkıntıyı, öfkeyi, üzüntüyü yaşıyor olsak bile bir çözümle beraber adım atmanın yolunu bulabiliyoruz. Esneklik dediğimiz şey bu. Hani karakterimizden vazgeçelim aman ne olursa olsun dünya yansın umurumda değil dediğimiz bir şey değil. O duruma göre ben nasıl şekil alabilirim benim özetle bu.

Kriz anlarında tabii insanın ilk aklına gelen sizin bahsettiğiniz şey oluyor yani hani “Aman Tanrım, ne yapacağım?” O anlarda gerçekten durabilmek çok zor ama zaten hani kendini tanımaya başlayan bu yolculuğa çıkmaya karar veren kişi bu yola da aslında bir adım atmış olan kişi de olmuş oluyor.

O yüzden gerçekten çok kıymetli bunun üzerinden devam edip esnekliği hayatımıza bir şekilde entegre edip kriz anlarından en az hasarlı çıkmayı da sağlayabiliyoruz. Krizleri yönetmeyi başardık ya da bunu öğrendik en azından diyelim. Tabii ki ilerleyen süreçte bir potansiyelimizi de keşfetmemiz gerekecek. Yani biz neleri yapabiliyoruz, neleri yapamıyoruz, neleri yaparsak bizim için daha hayırlı olur. Bunun kararını vermek bile aslına bakarsanız ciddi bir mesai isteyen bir durum. Nasıl bir yol haritası izlemeleri lazım? Potansiyeli keşfetmek öyle bir saniye ben de içinde bir dahi yatıyor gibi bir şey değil.

Tabii ki değil. Öncelik de zaten büyük bir boşluk çıkıyor ortaya. Benim potansiyelimle ilgili ben daha önce hiç düşünmediysem, kendimin kim olduğuyla ilgili hiç düşünüp bir farkındalık çalışması yapmadıysam bunları yapmaya başladığım anda ben kimim sorusunun karşılığı büyük bir boşluk oluyor. Kocaman bir boşluk. Sonrasında "E benim potansiyelim ne peki?" dediğimde aslında üç tane yöntem var. Bir, çevremdeki insanlar benim hangi özelliğimle beni methediyorlar. Çünkü genelde çevremizdeki insanlar bizdeki özelliklerin farkında olabiliyorlar.

Benimle ilgili ne diyorlar? Ya elin ne kadar lezzetli mi diyorlar. Ne kadar beceriklisin hemen her şeyi yapabiliyorsun mu diyorlar. Ya sen ne kadar güzel konuşuyorsun. Bir ders mi aldın bununla ilgili mi diyorlar. Ya da ne bileyim hayvanlarla doğayla ilişkin o kadar güzel ki biz buna hayran mıyız diyor. Mutlaka bizimle ilgili fark ettikleri bir şeyi söylüyorlardır. Bunları düşünüp bunun gerçekten bizde karşılığı olan “yetenek nedir”e odaklanabiliriz, birinci yöntemimiz.

İki, bizi çok öfkelendiren insanlara bakacağız. Neden bizi öfkelendiriyor noktasında bulduğumuz cevap aynı potansiyelin bizde de olup yapamıyor oluşumuz olabiliyor çünkü. Ters bir durum gibi gözükebilir ama ben kendimden şöyle örnek vereyim.

Yeteneği yıllar sonra konuşmak olduğunu anlayan bir insan olarak çok iyi konuşan, çok güzel konuşan, kendini çok iyi ifade eden insanları hep çok konuşan ve çok fazla böyle ifade etmesinden kaynaklı beni öfkelendiren insanlar olarak tanımlardım. Meğer benim potansiyelimi aslında yansıtıyorlarmış. Öfkem de benim bende de var olup onu dışarıya çıkarmadığım için.

Gerçekleşmeyen potansiyel öfkeye dönüşüyor.

Dönüşüyor gibi. Bu da bana büyük bir rehberlik sağlayabiliyor özellikle böyle yetenekler ve potansiyel noktasında. Üçüncüsü de ben ne ile vakit geçirirken zamanın geçtiğini anlamıyorum. Bir şeyle vakit Geçirirken zamanın farkında olmuyor olmam lazım. Yazı yazarken mi? Yemek yaparken mi? Bahçede vakit geçirirken mi?

Telefonda Reels kaydırmak değil.

Hayır, tabii ki değil. Onu devre dışı tutuyoruz. Bu tamamen normal gerçek şeyleri üzerinden. Telefonda sürekli Reels kaydırmak ile ilgili bir merakımız varsa da bir bakalım acaba yayıncılıkla alakalı, dijital reklamcılıkla alakalı bunu döndürecek bir potansiyelimiz var mı? Belki öyle de bir bilgi Birikimimiz olmuş olabilir tabii ki ama o değil.

Hangi işi yaparken, hangi işlemi yaparken gezerken mi, not alırken mi, kitap okurken mi, yemek yaparken mi, bahçe ile uğraşırken mi veya bir seramik hamurunu yoğururken mi gibi sayısız şekilde bize böyle vakit nasıl geçiyor belli etmeyen işler bizim potansiyelimizin de olduğu işler oluyor. Çünkü biz o kadar seviyoruz ki onu bir bakıyoruz "Aa 5 saat geçmiş. Hiç farkında değilim” gibi.

Üç tane bu pratikle tabii ki hemen cevap bulunmaması doğal. Kimse kendini de suçlamasın hemen bulamıyor diye ama bu gözle insan kendine bakmaya başlayıp her gün bu soruları sorup biraz gözlemlediğinde o durum zaten ortaya çıkıyor ve kendini gösteriyor.

Bazen yaşımızı başımızı çok almış olabiliriz. Gerçekten pek çok fazla tecrübeye sahip olabiliriz ama her şeyi bilemeyeceğimizi, her konuda uzman olamayacağımızı kabul etmemiz ve bu konuda sıkıştığımız bir nokta ki inanın pek çok insan aslında bunu yaşıyor. Genci de, yaşlısı da işte yeni evlisi de, 50 yıllık evlisi de bir yerde tıkandığınız zaman birinden akıl almak sizi akılsız yapmaz. Sizi daha akıllı yapar. Bu bir artı katar hanenize.

O yüzden mümkünse bu tarz eğitimler mesela Mine Hanım’ın eğitimleri var. Hem yüz yüze eğitimleri var, hem internet üzerinden eğitimleri var. Başka pek çok bu konuda çalışan uzman insan var. Bu işlerin okullarından mezun olmuş insanlar var. Lütfen bunu zamana bırakmak yerine bir saniye bir başkası bunu benden önce düşünmüş, denmeli. Bunu çok sevdiğiniz bir yemeğin tarifini almak gibi düşünebilirsiniz. Birisinden yersiniz ve onun en lezzeti çok güzeldir. Onun tarifini istemez misiniz? O zaman aynı şey kendi kişisel gelişimimiz için de geçerli. Bunun için bunun yolunu bilen, bunun için uğraşmış, bunun için sertifikalar almış okullara gitmiş, sınavlara girmiş bir insandan akıl almak sizi daha akıllı yapar ve size hayatta büyük bir kolaylık sağlar. O yüzden bunu tekrar tekrar vurgulamakta hiç beis görmüyorum.

Kişisel gelişim yolculuğu size sihirli rakamlar verip hayatı ayaklarınızın önüne sermeyecek. Kişisel gelişim böyle bir şey değil. Mine Hanım'la bunu programlarımızın, söyleşilerimizin başından beri konuşuyoruz. Keşke elimizde olsa böyle bir rakam, böyle bir sihirli formu biz de size versek. Önce kendimiz kullanırız tabii ki ama böyle bir şey mümkün değilse o zaman zaten zor olan hayatlarımızı daha kolay hale getirmek için ne yapabilirizi konuşuyoruz. Bundan faydalanın. Bu insanlar bu işe emek vermişler. Kullanın. E yani hazır olan bir şeyi kullanmak o kadar da kötü bir şey değil yani.

Çok da pratik bir şey aslında. Zaten öğrenme hayat boyu. Benim atölyelerime gelen 77 yaşında, 80 yaşında insanlar da var. Diyorlar ki: "Mine Hanım biliyoruz ama bir de senden dinleyelim. Belki senin baktığın yerden biz bakamamışızdır bu yaşa kadar." O kadar kıymetli bir bilinç ki bu.

Yani kendi gelişim yolculuğumuzda destek alabiliyor olmak, kendimizi daha ilerletebiliyor olmak bence zaten zekânın bir örneği. Yani akılsızlık kesinlikle değil, tam tersi akıllı olan bir insan Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek duymaz. Nasıl gideceğini yolu, bulan insanlardan fikir alıp o yolu izleyerek gider. Hayatta her şeyi kendimiz tecrübe ederek öğrenmek durumunda olamıyoruz. Böyle bir vaktimiz de yok.

Ama bunu tecrübe eden, bunun uzmanlığını yaşayan herhangi bir konuda ne olursa olsun spor aktivitesi olur, bu tarz konular olur, farklı şeyler olur, bunu yapmış, yolunu bilen bir insandan daha kestirme bir şekilde hayatımıza formüller alabiliyorsak bu bizim aslında ne kadar hem öğrenmeye açık hem de zeki bir insan ol olduğumuzu gösteriyor. Çünkü aslında hayatta öğrenme ben oldum dediğiniz yerde duruyor.

Tamam, oldum ben öğrendim. Daha benim öğrenecek hiçbir şeyim kalmadı. Böyle bir şey mümkün değil. Bu kadar sınırsızlığın, bu kadar sınırsız sonsuz bilginin içinde hepimizin oldum deme şansına sahip olması mümkün değil. Hepimizin eksikleri var. Hepimiz öğreniyoruz, gelişiyoruz. Hatta hiçbirimiz geçen yılki olduğumuz biz bile değiliz. Yani biz kendimiz bile sürekli değişim halindeyiz. O yüzden bu konuyu açtığınız için çok seviniyorum. Bu, çok önemli bir şey. Burada çok kısa bir not da eklemek istiyorum.

Son zamanlarda maalesef yapay zekâ hayatımıza girdiğinden beri bu tarz konuları yapay zekâyla konuşup, onunla dertleşip tamam ben çözdüm diye düşünen insanlar da ciddi çıkmazlara giriyorlar görüyorum. Hemen bunu not olarak ekleyeyim. Yapay zekâ bir bilgi deposudur. Ne varsa onu verir. Sizi duygusal olarak anlayamaz. Sizin içinizdeki ruhsal durumunuzu anlayamaz. Bir uzmanlık geliştiremez. Sizin zihninizin ürettiği şeyi size tekrar geri vereceği için sizi çok ileriye götüremez. Ancak yol gösterecek belki başlıkları size verebilir ama siz gene kendiniz mücadele etmedikçe, bireysel böyle insanların uzmanlıklarından destek almadıkça yapay zekâyla da, işte birkaç numarayı bir yere yazarak da veya böyle bir iki çalışmayla hallettim diyerek de maalesef bir yere varamazsınız. Keşke varılabiliyor olsaydı dediğiniz gibi en önce biz yapardık zaten. Bu kadar uğraşmamız da gerek kalmazdı.

Yapay zekâ konusundaki uyarınıza da ayrıca şu vurguyu da yapmak istedim. Ailenizle ilgili tabii içinden çıkamadığınız bazı durumlar olabilir ama psikolojik durumlarda özellikle ve özellikle yapay zekâdan tavsiye almak yapabileceğiniz en kötü şeylerden biri olabilir. Karşınızdaki hata yapma lüksü tanınmış bir makine.

O da bizden öğreniyor zaten yani bizim tepkilerimizden.

Ama hiçbir makine sizin ses tonunuzdaki dalgalanmayı anlayarak ona göre analiz yapsa bile aynı anda gözünüzün içerisinde aslında onu söylemek istemediğinizi henüz anlayabilecek kapasitede değil. Evet, tabii ki yalanları tanıyan makineler var. Bu çok uzun yıllardır var. Bilirsiniz filmlerde falan izlemişsinizdir. Orada bile onu anlatmayı başarabilen insanlar varken, makinelerin hata yapmayacağını düşünmek… Evet, ücret vermediğinizi düşünüyorsunuz fakat Mine Hanım da çok iyi bilir, pazarlamanın bir numaralı kuralıdır. “Bir ürün bedavaysa satılan sizsiniz. Bunu aklınızdan çıkartmadan yapay zekâdan faydalanın ve sonuna kadar faydalanın. Çünkü yapay zekâdan faydalanmayı reddetmek demek çamaşır makinasını kullanmayı reddetmekle aynı şey.

Zaten bahsettiğimiz de o değil. Yani istatistiksel olarak, bilgi olarak faydalanılabilir.

İstatistiksel faydalansınlar veya nereye danışacağınızı sorabilirsiniz. Aile içinde bir sıkıntınız varsa ben bu sorunu kime anlatmalıyım diye sorarsanız o da size bir aile danışmanını önerecektir. Onu kullanacaksınız. Onu bir ufak çaplı bir rehber olarak gösterebilirsiniz ama derinlikli sorularınız için lütfen yapay zekâya başvurmayın. Bu konunun uzmanlarına gidin. Onlardan akıl alın, onlardan bilgi alın. Onun haricindeki kulaktan dolma bilgileri ve yapay zekâ yönlendirmelerine de lütfen itibar etmeyin diyelim.

Şimdi konumuzu bir de kendimizi tanımaya getirelim… Yeni bir kişilik haritası çizdik kendimize. Potansiyelimizi geliştirmek için de bazı adımlar attık. Peki, tamam olduk mu biz? Bitti mi yani? Hani vardık mı? Bitti mi? Oldu mu bu? Olmadı değil mi? Aslında bir başlangıç yapmış olduk.

Varmadık tabii ki ama şunu elde etmiş olduk; kendimizin kullanma kılavuzunu bulduk. Nerelerde hangi düğmelere basacağız? Nerelerde nelere nasıl müdahale edeceğiz? Bizim kişilik yapımız nasıl, inançlarımız nasıl, olmazsa olmazlarımız neler, kesinlikle kabul edeceklerimiz neler, edemeyeceklerimiz neler, potansiyelim ne, potansiyelim dışında uğraşmamın boşa çaba olduğunun farkındayım, zaman kazandım gibi konularla aslında elimde bir alet çantası oldu.

Hayatımda gene başıma gelen olaylar olacak, gene pek çok şeyde çıkmaza düşeceğim, gene pek çok şeyde soru işaretlerim olacak ama artık o edindiğim alet çantası bana olaylara daha sağduyuyla bakabilen, daha objektif ve farkında bakabilen, daha üst perdeden kendime bakabilen bir yetkinlik kazandırmış olacağım. Aslında direksiyona geçtim ve arabayı kullanmayı öğrendim. Artık şoförün beni götürdüğü yere gitmek zorunda değilim ya da onu beni götüreceği yere ikna etmek zorunda değilim.

Ben gidiyorum. Yanlış yola girebilirim, kaza yapabilirim, başıma istemediğim şeyler gelebilir ama sonuçta benim iradem, benim kullandığım alet çantası ve direksiyondaki kişi yine benim. Bana böyle bir fark yaratıyor ve farkındalık kazandırıyor. Ve olayların daha önce de konuştuğumuz gibi aslında nötr bir tarafı var. Olumlu olumsuz diye biz yorumluyoruz. Bakış açımı da değiştirebilme esnekliği kazanabilirsem kötü dediğim olaydan iyi bir şekilde de ayrılabilme fırsatı sunuyor bana. Aslında kendimi kontrol altında tutabilen bir birey haline geliyorum.

Bitmiyor. Her alanda yaşadığımız her durumda yaşadığımız her yeni şeyde mutlaka yine bocalıyoruz. Lütfen insanlar da bir şeyleri Yaparken yapamaz hale geldiklerinde "Aa bak işte gene eskiye döndüm." demesinler. İnişler, çıkışlar, düşüşler, kalkışlar hayatın doğal bir gerçeği. Çok söyleşimizde kabulden bahsettik. Bu da bir kabul. Hayat, inişli çıkışlı bir yolculuk. Fakat hiçbir zaman farkında olmadığınız zamanki gibi değilsiniz. Bu çok büyük bir fark yaratıyor ve bu farkla hayatınıza devam ediyor olmak, bu farkındalıkla kendinize dışarıdan bakabiliyor olmak, bakamıyorsanız da yardım alabilme bilincinde olmak gerçekten sizin hayatınızı da daha farkında ve daha dengeli yaşamanıza sebep oluyor özetle.

Görsel tasarımında yapay zekâdan faydalanılmıştır.

(HADİYE AYŞE İRİM)
Paylaş