yandexmetrikacounter
Güveler | Çanakkale Olay
Burcu Meltem Arık

burcu.arik@gmail.com, https://dogakultur.net

Güveler

Çanakkale Doğa Güncesi
65

Çocukken anneanneme gittiğimizde kendi kendimizi oyalayacak pek çok şey bulurduk. Bunlardan biri de akşam balkon ışığına gelen güvelerdi. Her biri birbirinden güzel, farklı boyutta ve çeşitte güve. Anlayacağınız bu özel canlılara merakım küçüklükten. Bir de ODTÜ’den. Üniversitede ben kuş gözlem topluluğundaydım ama komşu doğa topluluğunda kelebek ve güve gözlemcisi arkadaşlarımız vardı. Kuş dürbünleri ile kelebek ve güve de gözlemeye başlayınca doğa sevgimiz ikiye katlanmış gibi olmuştu.

6626_wuciwug_87b7542d_guveler.jpeg

Fotoğraf: Hastane bahçesinde, üzerine basılabilir bir yerde bulduk. Burcu Meltem Arık

Neden mi güvelerden bahsediyorum? Geçen yıl sonbaharda hastanenin otoparkında eşimle muazzam bir güve gördük; kurukafa güvesi (Acherontia atropos). Bunu hatırlayınca onu tanıtmak istedim sizlere.

6626_wuciwug_5621012a_guveler.jpeg

Görsel: Toulouse Müzesi

Kurukafa güvesi, atmaca güveleri olarak bilinen Sphingidae ailesinden iri bir güve. Kanat açıklığı yaklaşık 8-12 santimetre olabiliyor. Ön kanatlarında kahverenginin farklı tonları var. Arka kanatları ise sarı ve koyu bantlı. Karnındaki sarı ve koyu renkli çizgiler de oldukça dikkat çekici. Ama onu tanınır kılan asıl desen göğsünün üzerindeki kafatası. Kurukafa güvesi adı da buradan geliyor.

6626_wuciwug_d02195fa_guveler.jpeg

Fotoğraf: Elimize almadan, rahatsız etmemeye çalışarak ve olabildiğince hızlı şekilde güvenli bir yere taşıdık. Ali Alper Akyüz

Bizim gördüğümüz bireyin büyüklüğüne çok şaşırmıştık. Fotoğrafta bunu anlatmak kolay değil. Güve deyince aklımıza çoğu zaman küçücük canlılar geliyor. Karşınızda avuç içi kadar bir güve görünce bir süre bakakalıyorsunuz. Üstelik biraz araştırmaya başlayınca büyüklüğünün bu canlıyla ilgili en şaşırtıcı şey olmadığını anlıyorsunuz.

Mesela kurukafa güvesi ses çıkarabiliyormuş. Bunu öğrendiğimde dönüp dönüp yeniden okudum ve sesini dinledim. Rahatsız edildiğinde kısa, tiz bir ses duyulabiliyor. Üstelik bunu kanatlarını ya da bacaklarını birbirine sürterek yapmıyor. Araştırmacılar sesin yutak bölgesinde üretildiğini göstermiş. Güve havayı içeri alıyor ve yeniden dışarı verirken yutaktaki yapılar titreşiyor. 2015 yılında yayımlanan bir çalışmada bu süreç yüksek hızlı kameralar ve X-ışını görüntüleme yöntemleriyle ayrıntılı biçimde incelenmiş. Peki bir güve neden ses çıkarır? Bunun kesin yanıtı henüz bilinmiyor. Avcılara karşı bir savunma davranışı olabileceği düşünülüyor.

6626_wuciwug_c05f8614_guveler.png

Görsel: iNaturalist’in bağlantı adresinde yukarıdaki alanı tıklarsanız sesini dinleyebilirsiniz.

Kurukafa güvesinin başka sıra dışı özellikleri de var. Bal aramak için arı kovanlarına girebiliyor. Düşünsenize! Binlerce arının yaşadığı bir kovana bir güve giriyor ve peteklerden bal yiyor. Bu davranışı kleptoparazitizm, yani bir canlının başka bir canlının elde ettiği ya da biriktirdiği besini kullanması ya da çalması olarak tanımlanıyor.

1991 yılında yayımlanan bir araştırmada kurukafa güvesinin vücut yüzeyindeki kimyasal maddeler incelenmiş. Bazı bileşiklerin bal arılarının vücut yüzeyinde bulunanlarla benzer olduğu görülmüş. Araştırmacılar bunun güvenin kovanda yabancı olarak fark edilmesini güçleştirebileceğini düşünüyor ve bu durumu kimyasal kamuflaj olarak tanımlıyor.

6626_wuciwug_7aaf3f6e_guveler.jpeg

Fotoğraf: Marilyn Peddle

Tırtılını görünce de şaşırabilirsiniz. Oldukça iri. Son dönemlerinde 12 santimetreyi aşabiliyor. Yeşil, sarı ya da kahverengi olabiliyor. Arka tarafında kıvrık, boynuzu andıran belirgin bir çıkıntısı var. Patates en iyi bilinen besin bitkilerinden biri. Patlıcangillerden başka bitkiler üzerinde de görülebiliyor.

6626_wuciwug_04063904_guveler.jpeg

Görsel: Maialen Mendigutxia

Gelişimini tamamlayan tırtıl toprağa giriyor ve burada pupa oluyor. Bir süre sonra topraktan bizim gördüğümüz o iri kanatlı güve çıkıyor. Ben yaşam döngülerini öğrenmeyi çok seviyorum. Uçarken gördüğümüz bir canlının yaşamının başka bir dönemini toprağın altında geçirdiğini bilmek, ona bakışımı değiştiriyor.

Bir de göç ediyor. Kurukafa güvesi Afrika’nın geniş bir bölümünde, Akdeniz çevresinde ve Batı Asya’da görülüyor. Güçlü bir uçucu. Bazı bireyler Avrupa’nın oldukça kuzeyine kadar ulaşabiliyor. Britanya’ya düzenli olarak gelen göçmen güvelerden biri. Hatta çok daha kuzeyden kayıtları da var. Küçücük bir böcekten söz etmiyoruz ama yine de böylesine uzun mesafeleri kat ettiğini düşünmek insanı şaşırtıyor.

Bu yazıyı hazırlarken Çanakkale’yle ilgili eski bir kayda rastlayınca ayrıca heyecanlandım. Kaydın ardında Gervase Frederick Mathew var. Mathew, 1842-1928 yılları arasında yaşamış İngiliz bir deniz subayı ve entomolog. Kraliyet Donanması’nda görev yaparken gittiği yerlerde kelebek ve güveleri de gözlemlemiş, yıllar boyunca Lepidoptera üzerine yayınlar yapmış. 1881 yılında Entomologist’s Monthly Magazine dergisinde yayımladığı çalışmasının adı bile insanı hemen içine çekiyor. “1878’de Türkiye’de Gelibolu çevresinde gözlenen Lepidoptera listesi.”

Mathew’un Gelibolu’da kelebek ve güvelerin peşinde dolaştığı yıl 1878. Üstelik nasıl bir yıl! Osmanlı-Rus Savaşı, bildiğimiz adıyla 93 Harbi, henüz sona eriyordu. Rus ordusunun Gelibolu yönünde ilerlemesi ihtimali İngiltere’yi harekete geçirmiş, İngiliz donanmasına Çanakkale Boğazı’na gitme emri verilmişti. Aynı yıl Berlin Antlaşması imzalanacak ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlardaki sınırları büyük ölçüde değişecekti. Mathew işte böyle bir dönemde Gelibolu çevresinde gördüğü kelebekleri ve güveleri kaydediyordu.

Düşünmesi bile çok etkileyici geliyor bana. Bir yanda savaşın ve büyük siyasi değişimlerin içinden geçen Gelibolu, bir yanda bir deniz subayının çevresindeki kelebeklere ve güvelere bakıp gördüklerini kaydetmesi. Bu gözlemler üç yıl sonra, 1881’de yayımlandı. Türkiye’deki atmaca güvelerini ele alan daha sonraki çalışmaların kaynakçalarında Mathew’un bu çalışmasına bugün hâlâ rastlıyoruz. Aradan yaklaşık bir buçuk yüzyıl geçmişken Çanakkale’de gördüğüm bir güvenin peşinden giderken onun kayıtlarına ulaşmak benim için doğa güncesinin ne anlama geldiğini biraz daha büyüttü. Bugün kaydettiğimiz bir canlıyı kim bilir yüz yıl sonra kim, hangi sorunun peşinden giderken bulacak?

Bilimsel adı da en az görünüşü kadar merak uyandırıcı. Acherontia adı, Yunan mitolojisinde ölüler diyarıyla ilişkilendirilen Acheron’dan geliyor. Acheron, yeraltı dünyasının nehirlerinden biri ve kaynaklarda “acı nehri” olarak anılıyor. Türün ikinci adı atropos ise Moiralar’dan Atropos’un adı. Moiralar, Yunan mitolojisinde insanın yaşam süresini belirleyen üç tanrıça. Biri yaşam ipliğini eğiriyor, biri onun uzunluğunu belirliyor, Atropos ise zamanı geldiğinde ipliği kesiyor. Bu yüzden Atropos yaşamın sonuyla ilişkilendiriliyor.

Böyle bakınca güvenin bilimsel adı bile küçük bir mitoloji hikâyesi taşıyor. Bir de göğsündeki kafatasını andıran belirgin desen eklenince, insanların yüzyıllar boyunca bu güveyi ölümle ilişkilendirmesine şaşırmamak gerek. Benim ilgimi çeken ise, böylesine karanlık çağrışımlarla anılan bir canlının yaşamına yakından baktıkça ne kadar şaşırtıcı bir biyolojiyle karşılaşmamız.

6626_wuciwug_6f9bd54b_guveler.jpeg

Görsel: Kuzuların Sessizliği Film Afişi

Bu ilişki kültürde de karşılık bulmuş. Kurukafa güvesi edebiyatta ve sinemada karanlık, ölüm ve uğursuzluk imgeleriyle birlikte kullanılmış. Kuzuların Sessizliği filminin afişinden hatırlayanlarınız olabilir. Filmde seri katil Buffalo Bill, öldürdüğü kadınların boğazına bir güve pupası yerleştiriyor. Bu seçim rastgele değil. Tırtılın pupa evresinden geçip kanatlı bir canlıya dönüşmesi, Buffalo Bill’in kendi bedenini değiştirme saplantısıyla ilişkilendiriliyor. Güvenin filmin afişinde Clarice Starling’in tam ağzının üzerine yerleştirilmesi de dikkat çekici. Bir yandan filmin sessizlik fikrini görsel olarak çağrıştırıyor, bir yandan da hikâyedeki dönüşüm ve ölüm temasını tek bir görüntüde topluyor. Üstelik güvenin gövdesindeki kafatası deseninin içine Salvador Dalí ve Philippe Halsman’ın kadın bedenlerinden oluşturduğu ünlü kafatası kompozisyonuna gönderme yerleştirilmiş.

Yalnız filmde küçük bir ayrıntı var. Film senaryosunda Küçük kurukafa güvesi (Acherontia styx) adı geçse de filmde kullanılan güvelerin Kurukafa güvesi (Acherontia atropos) olduğu belirtiliyor.

Bir canlıyı biraz daha yakından tanıyınca ne çok şey değişiyor ve biz Çanakkale’yi ne olağanüstü canlılarla paylaşıyoruz. Hastane otoparkında karşılaştığımız bu güve benim için Çanakkale’nin eski doğa kayıtlarına kadar izini sürebildiğimiz, hakkında hâlâ araştırılacak şeyler bulunan bir hemşehrim, komşum.

6626_wuciwug_d6ded672_guveler.jpeg

Fotoğraflar: Çanakkale’de görülebilen bir başka güve olan Zakkum atmacagüvesi (Daphnis nerii). Ali Alper Akyüz

Güveleri gördüğünüzde fotoğraflarını çekin. iNaturalist gibi yurttaş bilimi platformlarına yükleyin. Belki kurukafa güvesine siz de rastlarsınız. Belki Çanakkale’de hiç kayıt olmayan bir yerde bulursunuz. Yıllar boyunca biriken bu gözlemler, çevremizde hangi canlıların yaşadığını anlamamıza yardımcı olabilir.

Burada küçük bir ayrımı da ekleyeyim. Kelebekler ve güveler aslında aynı takımın, Lepidoptera’nın üyeleri. Genel olarak kelebekler gündüz daha etkin, güvelerin çoğu ise gece etkin oluyor. Kelebeklerin antenlerinin uçları çoğunlukla topuzlu, güvelerinki ise ipliksi ya da tüylü olabiliyor. Dinlenirken kanatlarını tutuş biçimleri de sık sık farklılaşıyor.

Gözlemlerinizi #canakkaledogaguncesi etiketiyle paylaşır mısınız? Ben de kayıtlarımızı merakla takip edeceğim. Instagram’daki sayfayı da unutmayalım https://www.instagram.com/canakkaledogaguncesi/

Yazıma katkı veren, Roots & Shoots Türkiye Derneği’nden Alper Akyüz’e teşekkür ederim.