yandexmetrikacounter
ALZHEİMER: UNUTMAK MI, HATIRLANMAK MI? | Çanakkale Olay
Bilge Çetinkaya

bilgecetinkaya96@gmail.com

ALZHEİMER: UNUTMAK MI, HATIRLANMAK MI?

Psikolojik Danışman/Gerontoloji Uzmanı
44

Hayata ve kendine dair arayışta olan tüm okurlara yeniden içten merhaba.

Geçenlerde yaşlı bir kadının mutfakta uzun süre bir çekmeceyi açıp kapattığını anlatan kısa bir hikâye okudum. Ne aradığını hatırlamıyordu. Birkaç dakika sonra kızının sesi geldi: “Anne, tarçını mı arıyordun?” Kadın gülümsedi. “Evet,” dedi. “Galiba onu arıyordum”.

Hikâyeyi okurken aklıma tarçın gelmedi. Aklıma şu soru geldi: Bir insan bir şeyi unuttuğunda, ondan geriye ne kalır?

Eylül ayı, Dünya Alzheimer Farkındalık Ayı. Alzheimer denildiğinde çoğumuzun zihninde önce unutkanlık belirebiliyor. İsimleri unutmak, yolları karıştırmak, aynı soruyu tekrar tekrar sormak… Oysa Alzheimer yalnızca hafızanın hikayesi değildir. Aynı zamanda insanın yaşamla, çevresiyle ve kendisiyle kurduğu ilişkinin de değişen hikâyesidir.

Gerontoloji bana yıllar önce önemli bir şey öğretmişti: Bir insanı anlamak için bulunduğu yaşa bakmak yetmez; yaşam öyküsüne bakmak gerekir. Sanırım Alzheimer konusunda da en çok buna ihtiyacımız var. Çünkü hastalığı konuşurken bazen kişinin kendisini görünmez hâle getirebiliyoruz. Oysa o kişi yalnızca “Alzheimer hastası” değildir; bir anne, bir eş, bir öğretmen, bir komşu; yıllarca anılar biriktirmiş bir insandır.

Düşündüğümde, hepimizin hayatında unutmak aslında tanıdık bir deneyim. Bir ismi hatırlayamıyoruz, anahtarımızı nereye koyduğumuzu unutuyoruz, bazen bir kelime dilimizin ucunda kalıyor. Alzheimer’ı farklı kılan ise unutmanın sıklığından çok, kişinin günlük yaşamını ve bağımsızlığını etkilemeye başlamasıdır. Fakat burada aklımdan çıkmayan bir düşünce var: Bir insan unutmaya başladığında, biz onu nasıl hatırlamaya devam ediyoruz?

Alzheimer konuşulurken bazen gözümüz yalnızca hastalığı yaşayan kişiye yönelebiliyor. Oysa aynı evde, aynı masada, aynı sessizliği paylaşan birileri daha oluyor. Eşler, çocuklar, kardeşler ve niceleri. Bakım vermek çoğu zaman yalnızca fiziksel bir destek değil; sabrı, özlemi, suçluluğu, sevgiyi ve tükenmişliği aynı anda taşıyabilmek anlamına da gelebiliyor. Bu yüzden Alzheimer’ı anlamaya çalışırken yalnızca hafızayı değil, birlikte yaşanan hayatı da görebilmek gerekiyor.

Belki de Alzheimer ile yaşayan birine yapabileceğimiz en kıymetli şey, her doğruyu düzeltmek değildir. Kimi zaman yanında oturmak, tanıdığı bir şarkıyı birlikte dinlemek, yıllardır sevdiği bir kokuyu hissettirmek ya da onu yalnızca dinlemek de güçlü bir bağ kurabilir. Çünkü insan, hatırladıkları kadar hissettikleriyle de yaşamaya devam eder.

Yazımızı yine zihnimizde bir soru bırakarak bitirmek istiyorum: Hatırlamak mı bizi biz yapar, yoksa birbirimizi hatırlamaya devam etmemiz mi?

Bu sorunun tek bir cevabı olduğunu düşünmüyorum. Ama biliyorum ki bazen bir insanın adını hatırlamasından önce, ona adını sevgiyle söyleyen birine ihtiyacı olabiliyor.

Bu yazının önerisi

Still Alice (Unutma Beni): Alzheimer’a bir hastalık olarak değil, bir insanın yaşam öyküsü olarak bakmayı hatırlatan dokunaklı bir film.