https://medium.com/@meralsen.k
Bazen dersin, zaman kaçıyor…
Bazen de, dur, bekle biraz daha…
Bazen sevgiyle, bazen katlanarak.
Bazen inişte, bazen çıkışla…
Ağır aksak bir melodi gibidir yaşam; topal Hephaistos gibi. Ama yaratıcılığı da yaşamsallığı da burada gizlidir zaten.
Çünkü yaşam hiçbir zaman kusursuz bir ritim değildir.
Bir nota diğerinden biraz uzun sürer, biri beklenmedik bir yerde susar, bir diğeri bütün melodiyi değiştirir. Kimi zaman ritmi yakaladığımızı sanırız; tam da o sırada hayat başka bir ölçüye geçer.
Belki de yaşamın güzelliği tam olarak buradadır: aksamasında.
Hephaistos'un topallığı onun üretmesine engel değildir. Aksine, tanrıların arasında onu farklılaştıran şeylerden biri de budur. Ateşin ve demirin başında, kusursuz bedenlerin dünyasında kendi elleriyle olağanüstü şeyler yaratır. Belki insan da kendi çatlaklarından, gecikmelerinden, kayıplarından ve tökezlemelerinden bir şeyler üretir.
Kintsugi'deki gibi…
Kırılan yerler yalnızca onarılmaz; görünür kılınır.
Çünkü her yara biraz geçmiş, her iz biraz hikâyedir.
Kalp ritmimiz de böyledir.
Düz bir çizgi olsaydı eğer, yaşamsallık son bulurdu.
Demek ki yaşamak, sürekli yükselmek değildir. Sürekli iyi hissetmek, hep sevilmek, hiç kaybetmemek, hiç durmamak da değildir.
Yaşamak bazen hızlanmak, bazen yavaşlamaktır.
Bazen bir şeye yetişmeye çalışmak, bazen de hiçbir yere yetişmek istememektir.
Bazen bir insanın yanında çoğalmak, bazen yalnızlığın içinde kendine yeniden rastlamaktır.
Bazen "devam et" demektir hayat.
Bazen de "biraz dur."
Belki de insanın kendisiyle kurduğu en büyük çatışma, hayatın bu doğal ritmini kabul etmek istememesinden doğar.
Hep yukarıda kalmak isteriz.
Hep mutlu, hep güçlü, hep üretken, hep sevilen…
Oysa dağların bile vadileri vardır.
Denizin bile çekildiği zamanlar…
Gecenin bile sabaha bıraktığı bir yer…
Ve insanın da.
Belki olgunlaşmak, hayatın ritmini düzeltmeye çalışmayı bırakıp onun ritmini duymaya başlamaktır.
Çünkü bazı şeyler hızlandığında yetişmek değil, yavaşladığında fark etmek gerekir.
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize kendimizden bir parça göstermek için gelir.
Bazı yollar bizi bir yere götürmez; bizi kendimize getirir.
Bazı bekleyişler gecikme değildir.
Belki de hayatın kendi zamanıdır.
O yüzden bugün kendime şunu söylüyorum:
Bazen bekle.
Bazen yürü.
Bazen düş.
Bazen yeniden kalk.
Bazen sev.
Bazen bırak.
Bazen sus.
Bazen konuş.
Ama ritmini başkasının melodisine göre ayarlama.
Çünkü yaşamın kendine özgü bir temposu vardır.
Ve belki de mesele, hayatı kusursuz bir melodiye dönüştürmek değil;
kendi aksaklığımızın içindeki müziği duyabilmektir.