yandexmetrikacounter
Kendini ve Ötekini Kabul Etmek: İyileşmenin | Çanakkale Olay

Kendini ve Ötekini Kabul Etmek: İyileşmenin İlk Adımı Affetmek Olabilir

Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi serisinin 18. bölümünde, toplum olarak sıkça yanlış anladığımız "affetmek" kavramını tüm boyutlarıyla ele aldık. Affetmenin yaşanan haksızlığı ya da ihaneti unutmak anlamına gelmediğini belirten Kandaz, sürecin temelinde olumsuz duyguların günümüz hayatına etki etmesini engellemek ve özgürleşmek yattığını vurguladı.

114

Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz ile söyleşilerimizin 18. bölümündeyiz ve bugünkü bölümümüzün konusu affetmek. Mine Hanım, affetmek nedir?

Güzel bir konu ve yine diğer konularımız gibi çok yanlış anlaşılan bir konu. Affetmeyi genelde bizim toplumumuz ya işte sağ yanağına vurdu, sen ona gül uzat gibi algılıyor. Hâlbuki affetmek böyle bir şey değil.

Çok acı çektiğimiz bir şey yaşadığımızda, çok haksızlığa uğradığımız bir durum olduğunda, bir ihanete uğradığımızda, birisi tarafından affetmek, o ihaneti unutmak, o insanla tekrar eskisi gibi bir araya gelmek, tekrar o ilişkiyi eskisi gibi tesis etmek kesinlikle değil. Bu olay oldu. Bunun acısını yaşadım ve o insanla da mesafemi zaten ayarladım. Tekrar hani bir araya gelmemi gerektirmeyen birisi ise. Fakat hâlâ ben yıllar boyunca onun bana yaptığı şeyin yükünü zihnimde taşımaya devam ediyorum. Sürekli onu hatırlıyorum, sürekli onun üzerinden hayatımı kurguluyorum, sürekli konuşmalarımda bunu dile getiriyorum. Aslında kendimi o yapılan duyguya hapsediyorum. Affetmek dediğimiz şey aslında kendimizi o andan çıkartıp bugüne getirebilmek demek.

Yani şöyle; bu olay oldu, canımı da çok yaktı. Ölene kadar da benimle beraber yani unutmak, silmek tabii ki asla değil. Bu oldu çünkü. Ben bu olayı olmuş haliyle bugün artık hayatıma onun etkilerini sıfırlayarak nasıl devam edebilirim ya da o olayın bana kazandırdığı işte öngörü olur, koruma güdülerini harekete geçirmiş olur. Kendim belki bir orada tam manasıyla kendimi koruyamamışımdır, bana öğretilerini alıp cebime koyup yoluma devam edebilme şekli. Affetmeyi hep biz yanlış anladığımız için her zaman bana da hep kızıyorlar zaten. Ya nasıl affedeyim… Hayatınızdan çıkartmak demek değil, hayatınıza etki etmesine izin vermemek demek. Çünkü o duruyor yine zihninizde.

Çoğumuz unutmaya çalıştığımız için zaten onun etkisini yaşamaya devam ediyoruz. Her unutmaya çalıştıkça tekrar hatırladığımız için bu sefer o bizde gene o etkiyi sürdürüyor duygu etkisi. Hayır, bu var. Tıpkı duygularımızda yaptığımız gibi. Bu olay oldu. Benim başıma geldi. Üzüldüm mü? Üzüldüm. Yasını tuttum mu? Tuttum. Kötü müydü? Kötüydü. Tamam, bu oldu. Zamanı geri alamam. Bunu değiştiremem ama ben bundan sonrasında bir böyle bir şey bir daha başıma gelmemesi için ne yapabilirim?

İki, bu olayın etkisini artık üstümde sürdürerek o kişinin hâlâ bana zarar vermesine nasıl izin vermeyebilirim? Affetmek dediğimiz tam da böyle bir şey aslında.

Ama bu çok zor bir şey değil mi? Hele ikili ilişkilerde, aile içerisinde şimdi evet bir yabancıya karşı ya da artık yanımızda olmasına gerek olmayan ya da şehir olarak farklı mesafelerde olduğunuz insanlara karşı evet bu söylediğimizi uygulamak daha kolay olabilir ama aynı ailenin içerisindeyiz; eşimiz bizi incitecek bir davranışta bulundu… Bilerek, bilmeyerek işte artık orası tabii olayın kendisine has bir döngü. Şimdi biz bu insanla, aynı evin içerisinde de yaşamaya devam etme kararı aldık diye düşünüyorum. Bu çok zor bir şey.

En zor kısmı burası. Onun için az önce görüşmeyecekseniz diye başına koydum. Görüşmeye devam edecekseniz, ilişkiye devam edecekseniz bu olayı geride bırakan hareketi yapmadan hiçbir şekilde eskisi gibi hayatınıza devam edemezsiniz.

Burada yine hani bizim gibi uzmanlara iş düşüyor. Çünkü o şeyi içinden çıkamıyorlar o durumun çiftler. Ben çok görüyorum. Çünkü bir taraf yaralı, diğer taraf onu yaraladığının farkında olmuyor çoğu zaman. Ya da umurunda Ya da farkındaysa da dediğiniz gibi umurunda olmuyor. Diyor ki "Yok bir şey yok sen abartıyorsun." falan gibi durumlar da yaşanabiliyor. Ya da ne yapayım oldu şeklinde.

Ben hâlâ o ilişkiyi sürdürmek istiyorsam belki o ilişkiyi sürdürme kararımla ilgili netleşmem lazım. Bunun için üçüncü bir göze ihtiyacım var. Bu bir aile büyüğü de olabilir. Fikrini önemsedikleri herhangi biri de olabilir. Her ailede vardır öyle bilge, olgun bir insan doğru yönlendirme yapacak. Fakat böyle bağımsız, dışarıdan uzman gözüyle bakılması çok çok önemli bu noktada. Burada kendi kendilerine çıkmaları çok zor.

Çünkü bir taraf yaralı, bir taraf yaralayan, hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edemeyiz. Onun etkilerini sıfırlamanın belli teknikleri var. O etkileri, o birbirlerine olan pişmanlık, yapanın pişmanlık duygusunu dile getirmesi, yapılanın duygularını ve yaşadığı acıyı dile getirmesi, ikisinin birbirini anlaması ve orada yeni bir defter açılabiliyorsa hayatına devam edebilmesi sağlıklı bir nokta oluşturuyor.

Yoksa söylediğiniz gibi kendi kendime işte tamam yok sayayım, artık o etkiyi sıfırlayayım noktasında bir arada yaşamak kesinlikle mümkün olmayan bir durum olacak. Önüne sürekli getirilecektir. Şimdi hatayı yapanın da sürekli önüne geldiği zaman bambaşka bir krize sebep oluyor. Ama yapılanın da acısı geçmediği için sürekli o acı üzerinden o yara üzerinden karşı tarafa yaklaşıyor. Zaten orada ilişki sağlıklı bir noktada yürümüyor.

O yüzden ilişkiyi devam devam ettirmek istiyorlarsa, bunu yapılandırabiliyorlarsa eğer o temelin üzerine o ilişkiyi devam ettirmeleri önemli oluyor.

Yurt dışında çok görüyoruz aslında. Aile danışmanlığı bence bu açıdan çok önemli. Hepimizin işte kullandığı sosyal medya araçlarında fark etmişsinizdir; yurt dışında çift arasında bir sıkıntı yaşanmışsa onların belediyelerinin ya da işte kamu kurumlarının yanı sıra tabii ki özel sektöründe aile danışmanları var. İnsanlar, aile danışmanına gidiyorlar. Dertlerini anlatıyorlar. Tabii ki hiçbir şey tamamen “Bir tane danışman geldi, bir laf söyledi. Hayatım değişti.” gibi bir durum değil. Bu bir süreç ve insanlar biraz buna anladığım kadarıyla sihirli değnek etkisi yapmak istiyorlar. Yani bir seans geleyim. Sorunumu anlatayım. Konu çözülsün ama zaten çetrefilli, uzun yıllara dayanan bir konunun çözümü bir sorunun çözümü öyle hemen geldim size anlattım ve bir saatin sonunda da olaylar aydınlığa kavuştu gibi olmuyor değil mi?

Yani bu ilk süreç önce bunun bir farkına varılması lazım. Nasıl olaylar bir uzun bir süreci, bir yolu izlediyse iyileşme de böyle bir süreç. Önce bunu da biraz kabullenmeleri lazım bence.

Tabii ki. Yani şöyle yanlış anlaşılıyor bizim ülkemizde aslında. Böyle sorduğunuz için de teşekkür ederim. Bunu anlatmayı da çok istiyordum. Aile sırlarımızı yabancı birine mi anlatacağız şeklinde yaklaşılıyor. Sanki böyle mahremiyeti açmış gibi hissediliyor. Fakat bizde durum öyle olmuyor. O bizim işimiz.

Biz kalkıp gelen anlatılan şeyler üzerinden özel hayatımızda bunların dedikodusunu yapmıyoruz. Etik kurallar gereği zaten o konuşma, o görüşme o alanda yapılıyor, bitiyor ve biz evimize gittiğimiz zaman kendi sorunlarımızla uğraşmaya devam Doğru ediyoruz. Öyle bir vaktimiz de yok zaten onu kafamızda taşıyacak.

İkincisi duyguları yaşamayan Birinin o duyguları yaşayan insanlara bakması çok daha objektif ve net oluyor. Şimdi onlar o duyguları yaşadıkları için isteseler de birbirlerine objektif bakamıyorlar. Fakat birbirleriyle aralarında konuşurken benim dışarıdan onlara bakıyor olmam onların gerçekten içinde yaşadıkları duyguyu görmeme sebep oluyor. Hata yapanı da anlıyorsunuz neden yapabileceğini, hani bu hatalara bahane bulmak gibi düşünülmesin, mağdur olanın da buna neden maruz kaldığını, neleri değiştirirse farklı olabileceğini şansınız oluyor. Tabii ki bir süreç…

Bana ilk şunu soruyorlar. Ne kadar sürer? Diyorum ki bilmiyorum. Çünkü sizin ve benim o uyumumuz ve o sizin benim yönlendirmelerimi hayata geçirebilme hızınıza bağlı. 8 seans da sürebilir, 80 seans da sürebilir. Bunu özellikle ben kendi adıma ve benim gibi ruhsal işlerde uğraşan çoğu insanın adına söyleyebilirim ki zaten biz evet bir para kazanıyoruz bundan ama ilk amacımız maddiyat değil.

Benim ilk amacım kendi adıma o insanların kendi alet çantalarını olup hayatlarının sonuna kadar ona başvurarak düzgün bir evlilik geçirmesi ya da düzgün bir hayat yaşaması. Düşmeleri, kalkmaları becerebilmesi. Biz bunları öğretiyoruz zaten. Bu sırları anlatıyoruz. Bu yöntemleri gösteriyoruz. Bu nedenle hep patinaj çekiliyorsa hep böyle aynı yerlerde takılınııyorsa da hep kendim çözerim ya da böyle gelmiş böyle gider noktası da aslında çok yıpratıcı oluyor aileler için. Affetmek de mümkün olmuyor öyle olduğu zaman.

Özgürleşemiyorsunuz.

Özgürleşemiyorsunuz aynen. Hem karşınızdaki hapsoluyor, hem siz ona hapsoluyorsunuz. Oradaki o durumu net bir şekilde üçüncü bir gözle dışarıya çıkartıp bakamıyorsunuz. Bu sebeple kendimize de karşımızdakine de çok zor bir hayat yaşamaya niyet etmiş oluyoruz aslında çözmeyerek.

Dediğiniz gibi yurt dışında daha yaygın ve daha rahat bunu aşıyorlar, anlatıyorlar ve birbirlerine itiraf etme noktaları da çok yüksek görüyorum ben de özellikle izlediğim şeylerde. Burada da zaman geçtikçe hani konuşmalar artıyor. Benim yaptığım danışmanlıklarda çiftler arasındaki iletişimin düzeldiği, o birbirlerinin duygularını ne kadar yanlış anladıklarını ortaya çıktığı…

Ben bunu asla affedemem diyen 14 yıllık bir evli çiftte danışmanlık yaptım ben. Eşinin duygularını anladıktan sonra ikinci baharlarını yaşadılar resmen. Hangi duyguyla yapıp onun bir hareketinin o duyguyu nasıl ters tetiklediğini fark etti mesela gibi. O yüzden affetmenin bir alanı da karşımızdakini ve kendimizi olduğumuz gibi kabul edebiliyor olmak. Uyuyorsa uyuyordur, uyumuyorsa uyumuyordur kabul edebiliyor olmak ve kendi duygularımızı da yok saymadan karşımızdaki kişinin de duygularını olduğu gibi anlayabiliyor olmaktan geçiyor ki onu orada bırakıp yolumuza devam edebilelim. Zor bir konu… Ağır bir konu…

Özellikle yaralanan kişi karşı taraftan pişmanlık görmediği zaman bu giderek daha derin bir yaraya sebep olabileceği gibi bir de yaralayıcı olduğunu düşündüğümüz kişi de kendisine sürekli olarak bu durum hatırlatıldığında bir müddet sonra zaten şöyle bir şey yaşıyordur diye düşünüyorum. “Evet, söyleniyor söyleniyor ama biz hayatımıza devam ediyoruz.”

Rahatlık da sağlayabiliyor veya “Madem bir hatam sürekli benim bu şekilde yüzüme vuruluyor, iyi ben yapmaya devam edeyim madem de boşuna suçlanmayayım” gibi bir etkisi de olabiliyor. Ve şöyle zaten karşıta taraftaki kişi yaptığı hatanın farkında değilse ve onu doğru kabul ediyorsa ve bu bizi çok yaralayan bir şeyse orada ilişkiyi sorgulamayı tavsiye ediyoruz her zaman. Bir ilişkiye bakalım, doğru mu? Gerçekten bir arada olmak istiyorsunuz, zorluyorsunuz ama birbirinize zarar veriyorsunuz. Burada bunun farkına varın. Bunu düzeltmek gerekiyor.

Çünkü yaralayan tarafın da o pişmanlığı yaşaması gerekiyor kendi içerisinde. Doğru gördüğü noktada hiçbir şekilde bir yol kat edemiyorsunuz çünkü o şekilde devam edecektir hayatına. Burada bu sefer yaralananın sorumluluğu, “Ben bu şekilde bütün ömrümü geçirmek istiyor muyum ya da bunlara maruz kalmak zorunda mıyım?” Tabii mecbur olanlar da vardır. Bu istisnaları her zaman ayrı tutuyorum. Bizim normal kriterler üzerinden konuştuğumuzu da tekrar söyleyeyim.

Günümüzde çok yanlış anlaşılmaya müsait zamanlardan geçiyoruz. O yüzden her şeyi açıklamak zorunda kalıyoruz.

Zaten bu tarz durumlar kişiye özel. Herkesin problemi kendine özel. O yüzden zaten bir danışmana gidersiniz ve ondan probleminizi anlatarak akıl istersiniz veya yol göstermesini istersiniz. Şimdi affetmek özellikle ikili ilişkiler, aile ilişkilerinde çok önemli ama biz kendimizi affedebiliyor muyuz?

Kendimizi de çoğunlukla affetmiyoruz. Bir önceki bölümdeki öz şefkat konusunu da özellikle izlemelerini tavsiye ediyorum bunu izleyenlerin. Çünkü biz kendi hatalarımızda da kendimize çok kızıyoruz. Kızdıkça gene aynı hatayı yapıyoruz, yaptıkça daha çok kızıyoruz. Kısır döngüden çıkamıyoruz. Kendimizi de affedebiliyor olmamız gerekiyor. Çünkü biz de hata yapabilen bir noktadayız. İnsanların hepsi hatalarından öğrenebilen bir yapıya; böyle bir mekanizmaya sahip.

O yüzden ben bir hata yaptığım zaman kendimi affetmediğim noktada daha fazla onun içinde debelendiğimin farkında olmuyorum ve kendime kızdıkça daha da kötü durumlara kendimi sokabiliyorum. Hata yapmış olabileceğimi kendime itiraf etmek, çok zor bir şey. Üzerine kendimi affetmek daha zor bir şey. Fakat her şey yine kabulden geçiyor.

Bunu kabul edebilirsem, bununla yüzleşebilirsem, “ya ben burada yanlış yaptım, arkadaşımın kalbini kırdım, eşime yanlış bir şey söyledim ya da çocuğuma yanlış davrandım…” Ve bu pişmanlıkla siz de karşı tarafa gittiğinizde hem onların oradaki o yaklaşımından, hem de kendinize olan o affedici yaklaşımdan gene ilişkinin daha düzeldiğini görüyorsunuz.

Kendinizi affetmedikçe daha gene bir öfke, her zaman bir öfke, öfkeli bir toplum oluşumuzun bence en büyük kaynağı kendi bu duygu ve düşüncelerimizin farkında olmayışından kaynaklı. Evet, kabullenemiyoruz. Evet, kabullenemediğimiz her şeyde bir öfke patlamasıyla ya da farklı bir öfke çeşidiyle dışarıya çıkıyor. Gerek tanıdıklarımıza gerek yabancılara şeklinde. O yüzden kendimizi de affedebiliyor olmamız çok önemli.

Biz zaten bu konularla ilgi duyan insanlar genelde iyi niyetli insanlar oluyor. Kötü insan zaten bunu sorgulamıyor. Yapıyor, devam ediyor hayatına. Sorguluyorsam, iyi niyetliysem zaten bilerek birine zarar verme niyetiyle yapmıyorumdur. Benim otomatik davranışım birine zarar veriyordur. Yani bununla yüzleşmediğim sürece daha fazla zarar vereceğim demektir. Aslında yüzleşmek çok daha kurtarıcı bir nokta yaratıyor.

Görsel tasarımında yapay zekâdan yararlanılmıştır.

(HABER MERKEZİ)
Paylaş