Çanakkaleli ünlü iç mimar ve ressam Özgem Uğur, yurt dışındaki uzun çalışma döneminin ardından memleketine dönerek sanat çalışmalarına Çanakkale'de devam ediyor. 20 yılı aşkın mesleki ve sanatsal birikimini tuvallere aktaran Uğur, gerek kullandığı sıra dışı teknikler gerekse eserlerinin derin felsefi altyapısıyla dikkat çekiyor.
Asıl mesleği iç mimarlık olan Özgem Uğur, uzun yıllar boyunca farklı ülkelerde bulunarak bilmediği din, dil, ırk ve etnik kökenleri gözlemleme fırsatı bulduğunu belirtiyor. Bu kültürel birikimi resim sanatı ile harmanladığını ifade eden Uğur, "Bu yaklaşık 20 yıllık süreç, benim için kendime dönüş ve Özgem Uğur olarak kendimi gerçekleştirme yolculuğu oldu," diyerek sanatının arkasındaki motivasyonu açıklıyor.
Sadece geleneksel tuval üzerine çalışmakla kalmayıp duvar resmi (mural) sanatı da icra eden Uğur, yurt dışındaki bir çalıştayda öğrendiği ve Türkiye'de benzeri olmayan özel bir teknikle dört farklı yöne çevrilerek kullanılabilen "boyutlu tuvaller" üretiyor. Sanatçının zengin referansları arasında ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say da yer alıyor.
Eserlerinde İskit Saka Türkleri, Hindistan duvar sanatları, Uzak Doğu felsefesinden mandala ve Kızılderili kabilelerinin ok, kalkan, güneş gibi sembollerini bir araya getiren Uğur, aslında insanın özüne ve köklerine dokunduğunu vurguluyor. Bilinçaltının insanı %97 oranında yönettiğini ve ortak evrensel hafızadan (akaşik kayıtlar) beslendiğini ifade eden ressam, eserlerinin insanların ruhuna bu sayede doğrudan hitap edebildiğini söylüyor.
Sanatçı ayrıca, geçmiş dönemde 8-11 yaş grubundaki çocukların psikolojik olarak rahatlamalarına yardımcı olmak amacıyla 1,5 yıl boyunca birebir sanat terapisi eğitimleri verdiğini de ekliyor.
Çalışmalarında bolluk, bereket ve evrendeki zıtlıkların uyumunu (dualite) temsil eden "Koi Balıkları" temasına ağırlık veren Uğur, sergilenen diğer dikkat çekici eserlerinin hikayelerini ise şu sözlerle aktarıyor: "No. 17 isimli 100x70 cm boyutlarındaki çalışmamda, yeni açılan bir iş yeri veya ev için kutsal saydığımız buğday başakları ile henüz at olmamış bir tayı resmettim. Bu eser, o mekanın bereketle büyümesini simgeliyor. Televizyon programlarına da konu olan bir diğer koleksiyonluk çalışmamda ise ırk ayırt etmeksizin kadını ve doğa anayı (Gaia) ele aldım; ne yazık ki ikisine de uygulanan şiddeti sembolize etmek için kırmızı tonları kullandım." dedi.
Rüyalarının yaratım sürecinde çok büyük bir rol oynadığını belirten Özgem Uğur, Çanakkale Savaşları'nı anlatan 100x70 cm boyutlarındaki süngülerin iç içe geçtiği tablosunu yapmadan önce yaşadığı sarsıcı deneyimi ilk kez paylaştı: "3 gün boyunca rüyamda Anzaklar ile olan o derin patlamaları, kelimelerle tarif edemeyeceğim bir acıyla içimde hissettim. Bu ağır manevi süreçten sonra bir daha asla savaş resmi çizmemeye karar verdim."
Çanakkale topraklarının İstanbul'dan daha eski ve köklü bir kültür beşiği olduğunu hatırlatan Uğur, Çanakkalelilere şu anlamlı mesajla seslendi: "Bizler Türk olarak çok yetenekli ve güçlü insanlarız. Çevresel faktörler veya ekonomik nedenlerle umutsuzluğa kapılmak yerine adımlar atmalı ve üretmeliyiz. Çanakkale halkından acizane tavsiyem; bastıkları toprağı iyi tanımaları, eyleme geçmeleri ve bu kentte kültür-sanat alanında kendini geliştirmeye çalışan insanların önünü kesmek yerine onlara canıgönülden destek olmalarıdır. Ne ekersek onu biçeriz; gelin güzel şeyler ekelim, güzellikler biçelim." diye ekledi.
Simay Yıldırım – Azize Yalçın
(HABER MERKEZİ)