17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. Yıldönümü dolayısıyla yazılı bir basın açıklaması yapan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Çanakkale İl Temsilcisi Dr. Koray Aktürk “Bilimin ve risk yönetiminin gerekleri ne zaman yerine getirilecek?” diye sordu.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“17 Ağustos 1999’da merkez üssü Gölcük olan 7,4 büyüklüğündeki Marmara Depremi’nin üzerinden geçen 27 yıl, coğrafyamızın ve toplumsal yapımızın gerçekleriyle yüzleşmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Resmi verilere göre 17 bin 840 insanımızın yaşamını yitirdiği, 43 bin 953 kişinin yaralandığı ve 16 milyona yakın yurttaşımızın doğrudan etkilendiği bu büyük felaket, ülkemiz için yalnızca jeolojik bir kırılma değil; sosyo-ekonomik, idari ve toplumsal yapımızda da derin izler bırakan bir milat olmuştur.
Deprem sonrasında ülke gündemi uzun süre felaketin teknik ve doğal boyutlarına kilitlenmiş; fay hatları, tektonik kuşaklar ve depremin önceden kestirilebilirliği tartışılmıştır. Oysa bilimsel araştırmalar ve saha gözlemleri net bir gerçeği ortaya koymaktadır: Deprem yer kabuğunun doğal bir hareketi iken, onu yüz binlerce insanı evsiz bırakan ve yıkıma dönüştüren olgu; rant odaklı kentleşme, bilim dışı arazi kullanımı ve yara sarmaya dayalı kaderci anlayıştır.
GÖLCÜK ÖRNEĞİ VE ACI GERÇEKLER: NÜFUS, KENTLEŞME VE SOSYAL ÇÖKÜŞ
Depremin merkez üssü olan Gölcük başta olmak üzere; Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ve Düzce’de yaşanan yıkım, kentlerimizin afete karşı ne kadar dirençsiz olduğunu göstermiştir. Yapılan bilimsel incelemeler ve nüfus değişim analizleri; düşük standartlarda yapılaşmanın, bilimsel normlara aykırı yer seçimi kararlarının ve rantsal kaygıların binlerce cana mal olduğunu açıkça belgelemiştir.
Bugün, 2026 yılı itibarıyla gelinen noktada sorulması gereken temel soru şudur: "17 Ağustos’tan yeterince ders aldık mı?"
Ne yazık ki ülkemizde afet yönetimi; tehlikeyi önceden belirleyip riskleri azaltan bütüncül bir "Risk Yönetimi" modeli yerine, felaket gerçekleştikten sonra müdahale etmeye çalışan "Kriz Yönetimi" anlayışına sıkışıp kalmaktadır. Çarpık kentleşme, niteliksiz yapılaşma ve bilimsellikten uzaklaşan uygulamalar, afet zararlarının ana belirleyicisi olmaya devam etmektedir.
ÇÖZÜM: BİLİM, AKIL VE BÜTÜNLÜKLÜ RİSK YÖNETİMİ
Afetlerle mücadele dönemsel bir çaba olamaz. Anadolu coğrafyası jeolojik yapısı gereği her an yeni afetlerle karşılaşmaya açıktır; ancak doğanın bu gerçeği karşısında çaresiz değiliz. Bilimsel bilginin gücüyle kayıpları en aza indirmek mümkündür. Bu kapsamda acilen bütünlüklü bir afet stratejisi hayata geçirilmeli; afet yönetimi merkezi ve yerel yönetimler, üniversiteler, TMMOB ve bağlı meslek odaları ile sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla tam bir eşgüdüm içinde yürütülmelidir. Yerleşim kararlarının rant odaklı yaklaşımlar yerine bilimsel jeolojik, jeoteknik ve jeomorfolojik araştırmaların sonuçlarına göre alınması, yapı denetim süreçlerinin eksiksiz uygulanarak bilimsel normlara dayanmayan, düşük kaliteli ve yasadışı yapılaşmaya kesinlikle izin verilmemesi gerekmektedir. Yaraları sarmak kadar, yara almamayı hedefleyen; riski önceden tanımlayıp toplumsal farkındalığı artıran politikalar siyasi iradenin tam desteğiyle bütünlüklü biçimde uygulanmalıdır.
Ne var ki bugün ülkemizde risk azaltma odaklı müstakil bir bakanlık, doğrudan fay hatlarını korumaya alan bir “Fay Yasası”, bütünleşik bir “Afet Risk Azaltma Yasası” ve zemin denetimini yapı üretim sürecinin her aşamasında kamusal denetime tabi tutan müstakil bir “Yapı Üretim ve Denetim Kanunu” halen bulunmamaktadır. Mevcut kentsel dönüşüm mevzuatının ise rantı değil insanı merkeze alan, kamu yararını ve sosyal adaleti önceleyen bir anlayışla güçlendirilmesi gerekmektedir. Tüm doğa afetlerini kapsayan bir sigorta sisteminin ve liyakatli yerel afet kadrolarının yetersizliği de bu kırılganlığı artırmaktadır. Yaşadığımız acıların tekrarlanmaması için AFAD’ın koordinasyon zafiyetlerini giderecek, doğrudan risk azaltma odaklı bir Afet, Acil Durum ve İklim Değişikliği Bakanlığı kurulmalı; ulusal afet mevzuatına Fay Yasası ile Afet Risk Azaltma Yasası dâhil edilerek sakınım bantları imar planlarına işlenmelidir. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile uyumlu yeni bir İmar Kanunu ve zemin etütlerini her aşamada kamusal denetime tabi tutan müstakil bir Yapı Üretim ve Denetim Kanunu hayata geçirilmelidir. Dönüşüm süreçlerinde parsel bazlı rant yerine insanı, kamu yararını ve güvenli yaşam alanlarını merkeze alan bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir.
UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!
17 Ağustos Marmara Depremi’nde yitirdiğimiz tüm vatandaşlarımızı bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz.
Yerbilimlerini, mühendisliği ve bilimi göz ardı eden her kararın doğa karşısında ağır bedelleri olduğunu yeniden hatırlatıyoruz. İnsan hayatını merkezine alan, bilimin ve tekniğin yol göstericiliğinde güvenli kentler inşa edilinceye kadar mücadelemizi ve uyarılarımızı sürdüreceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
(HABER MERKEZİ)