Çanakkale’de 2026 yılı Ocak ayında yürürlüğe giren yeni berber ve kuaför fiyat tarifesi, kamuoyunda geniş yankı uyandırmaya devam ediyor. Çanakkale Berberler ve Kuaförler Odası tarafından belirlenen ve ortalama yüzde 50 oranında artış içeren yeni tarifede, A sınıfı salonlarda saç tıraşı 550 TL’ye, sakal tıraşı 300 TL’ye yükselirken; B sınıfında ise saç kesimi 450 TL olarak belirlendi. Damat tıraşı A sınıfında 3.000 TL’ye kadar çıktı.
Ancak tartışmanın odağında yalnızca fiyatlar değil, bu artışın gerekçeleri ve uygulamadaki çelişkiler yer alıyor.
Çanakkale Merkez’de saç tıraşı ücreti 550 TL’ye kadar çıkarken; Lapseki’de 300 TL, Çardak’ta 250 TL, Ezine’de 350 TL, Ayvacık’ta 300 TL ve köylerde ortalama 200 TL seviyelerinde olması dikkat çekiyor. Aynı il sınırları içinde bu denli büyük fiyat farklarının bulunması, “Merkezdeki maliyet gerçekten bu kadar mı yüksek?” sorusunu gündeme taşıyor.
Eğer ekonomik gerekçeler ülke genelindeki fiyat artışlarıysa, ilçelerdeki işletmeler aynı ekonomik şartlardan etkilenmiyor mu? Elektrik, su, kira ve ürün maliyetleri merkezde daha yüksek olabilir; ancak aradaki farkın neredeyse iki katına ulaşması kamuoyunda ikna edici bulunmuyor.
Oda Başkanı Ayhan Engin’in açıklamalarında A ve B sınıfı ayrımının kalite ve kullanılan malzeme farkına dayandığı belirtiliyor. Ancak pratikte vatandaşın bu ayrımı bilmeden berber koltuğuna oturduğu gerçeği göz ardı ediliyor.
Birçok vatandaş, berberinin hangi kategoride olduğunu bilmeden hizmet alıyor. Üstelik kent merkezinde pek çok esnafın belirlenen tarifeye tam olarak uymadığı, “Bu tarifeye uyarsam eski müşterilerim gelmez” diyerek daha düşük fiyat uyguladığı ifade ediliyor.
Başkan Engin, A sınıfının “üstünlük” anlamına gelmediğini vurgulasa da, fiyat farkı doğal olarak kalite algısını beraberinde getiriyor. Bu da sektörde haksız rekabet ve algı karmaşası riskini artırıyor.
Çanakkale Berberler ve Kuaförler Odası Başkanı Ayhan Engin’in, “Son bir yılda ev alan erkek kuaförü sayısı sıfır. Çalıştığı kazancıyla araba alan erkek kuaför sayısı sıfır” sözleri ve bir işletme sahibinin giderler düştükten sonra aylık 100 bin lira kazanması gerektiğine yönelik değerlendirmesi, kamuoyunda yeni bir tartışma başlattı.
Başkan Engin, sabah 9’dan akşam 9’a kadar çalışan, resmi tatillerde dahi mesai yapan bir esnafın yalnızca bir devlet memuru maaşı kadar gelir elde etmesinin “reva” olmadığını savunuyor. Ancak eleştiriler tam da bu noktada yoğunlaşıyor. Çünkü vatandaş açısından mesele, berberlerin ne kadar kazanması gerektiğinden çok; açıklanan fiyat tarifesinin kendi bütçesine etkisi.
Ekonomik gerçeklikler elbette tüm esnafı zorluyor. Artan kira, elektrik, su ve ürün maliyetleri sektörün gider kalemlerini yükseltiyor. Ancak aylık net 100 bin lira kazanç hedefi, özellikle küçük ölçekli işletmeler için ne kadar ulaşılabilir? Çanakkale gibi nüfusu sınırlı bir şehirde, müşteri potansiyeli belli olan bir sektörde bu rakamın sürdürülebilirliği soru işareti olarak görülüyor.
Öte yandan kamuoyunda şu değerlendirme de yapılıyor: Eğer hedeflenen kazanç seviyesi bu denli yüksek bir çıtaya yerleştirilirse, bunun doğal sonucu hizmet fiyatlarına yansıyacaktır. Bu da sabit gelirli, emekli ya da asgari ücretle geçinen vatandaş için saç tıraşını dahi ciddi bir gider kalemine dönüştürebilir.
Eleştirilerin odak noktası, esnafın çok kazanmasına karşı olmak değil; ekonomik denge ve toplumsal gerçeklik. Bir yanda ay sonunu getirmeye çalışan vatandaş, diğer yanda aylık 100 bin lira net kazanç hedefi… Tartışma tam da bu iki uç arasındaki makasın açılmasından kaynaklanıyor.
Sonuç olarak, sektörün emeğinin karşılığını alması gerektiği konusunda genel bir mutabakat bulunsa da, ortaya konan rakamların Çanakkale’nin ekonomik yapısıyla ne kadar örtüştüğü sorusu gündemdeki yerini koruyor.
Tarifenin 05 Ocak 2026 tarihli ve 13 sayılı kararla genel kuruldan geçirilmesi, ardından 21 Ocak 2026’da yapılan seçimli olağan genel kurulda Ayhan Engin’in yeniden başkan seçilmesi de dikkat çeken bir başka detay. Kamuoyunda, fiyat tarifesinin seçim öncesi üyeler adına “iyi niyet göstergesi” olarak değerlendirilip değerlendirilmediği tartışılıyor.
Bu noktada şeffaflık ve zamanlama konusu önem kazanıyor. Zam miktarının seçim süreciyle çakışması, doğal olarak farklı yorumlara kapı aralıyor.
Başkan Engin açıklamasında meslek gruplarının saygınlığına dikkat çekerek, kuaförlük mesleğinin alt sınıf olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Üniversiteli kuaförler ve garsonlar örneğiyle toplumsal dönüşüme işaret ediyor.
Ancak kamuoyundaki eleştiriler, mesleğin itibarı üzerinden değil; fiyat artış oranının yüksekliği ve uygulamadaki tutarsızlıklar üzerinden şekilleniyor. Mesleğin değeri ile fiyat politikasının dengesi ayrı başlıklar olarak ele alınmalı.
Bir hizmetin değerli olması, fiyatının her koşulda kabul göreceği anlamına gelmiyor. Ekonomik gerçeklik, arz-talep dengesi ve vatandaşın alım gücü bu denklemin temel unsurları arasında yer alıyor.
Tartışmaların merkezinde belki de en önemli unsur iletişim eksikliği. Vatandaşa;
şeffaf biçimde sunulmuş olsaydı, tepkilerin daha sınırlı kalabileceği ifade ediliyor.
Bugün gelinen noktada Çanakkale’de berber tarifesi yalnızca bir fiyat artışı değil; esnaf, oda yönetimi ve vatandaş arasındaki güven ve iletişim meselesine dönüşmüş durumda.
Oda yönetimi tarifelerin üst limit olduğunu ve altında fiyat uygulamanın serbest olduğunu vurguluyor. Ancak sahadaki farklı uygulamalar, iki sınıflı sistem ve ilçelerle merkez arasındaki büyük fiyat farkı, kamuoyunda soru işaretlerini artırıyor.
Çanakkale’de berber tarifesi tartışması önümüzdeki günlerde de gündemde kalacak gibi görünüyor. Asıl belirleyici olan ise hem esnafın sürdürülebilir kazanç sağlaması hem de vatandaşın erişilebilir fiyatlarla hizmet alabilmesi arasında kurulacak dengedir.
Ekonomik gerçeklik ile toplumsal hassasiyet arasındaki bu denge sağlanamazsa, tartışmaların sona ermesi kolay görünmüyor.
(YUSUF SONKURT)