yandexmetrikacounter
Boşanma Sebeplerinde Yeni Tehdit: Dijital D | Çanakkale Olay

Boşanma Sebeplerinde Yeni Tehdit: Dijital Dünyanın "Büyüsü" ve Kıyas Çıkmazı

Sosyolog, Aile Danışmanı ve Kişisel Gelişim Uzmanı Mine Kandaz ile olan söyleşilerimizin ikinci bölümünde hem dijital çağın getirilerinden hem de kendimizden, eşimizden ve aile kurumundan olan beklentiler ile bunun günümüz evlilikleri üzerindeki etkilerinden konuştuk.

65

Geçtiğimiz hafta başladığımız Sosyolog, Aile Danışmanı ve Kişisel Gelişim Uzmanı Mine Kandaz ile olan söyleşilerimizin ikinci bölümünde boşanma sebeplerinde öne çıkan faktörleri, hem kadının hem de erkeğin birbirlerinden gerçekçi olmayan beklentileri olduğunda bunun evlilik üzerindeki etkilerini konuştuk.

Sosyolog, Aile Danışmanı ve Kişisel Gelişim Uzmanı Mine Kandaz'la söyleşimizin ikinci bölümüne geldik. Mine Hanım'la söyleşimizin birinci bölümünde aile ve toplum konularına değinmiştik. Mine Hanım son zamanlarda özellikle boşanma sebepleri açısından danışanlarınız arasında size en çok gelen nedenler neler?

Geçen hafta genel olarak ele aldığımız için çok detaylarına girememiştik. Çok fazla nedenle karşılaşsam da aralarından birkaç tane kök nedeni tespit ettim. Birincisi günümüzde artık herkes çok fazla bilgi sahibi. Bundan da kaynaklı o dijital dünyayla evin içindeki sınırları çok fazla birbirinden ayıramıyorlar maalesef.

Dijitalleşme ve dijital dünyanın o büyüsüne kapılma boşanma nedenlerinin en üst sıralarından bir tanesini almış durumda. Dijital dünyanın faydaları da çok ama maalesef oradaki kıyaslamalar, oradaki kendi evlilik hayatıyla karşı tarafın paylaştığı üzerinden giden durumlar veya arkadaşlarının çevresinin, farklı çevrelerin ekonomik durumlarıyla kendini kıyaslamalar maalesef boşanma sebeplerinde çok üst sıralara gelmiş durumda. Birincisi bu.

İkincisi hâlâ geleneksel olarak geçmişten getirdiğimiz kök ailelerin çok fazla müdahale etme çabası. Maalesef bu günümüzde bile hâlâ çok önde. Çünkü anneler, babalar çocuklarını korumak adına bunu yapıyorlar ama onların bir birey olduklarını ve ikisinin bir arada belli kararları verip belli hatalar da yapma olasılığını maalesef göz ardı ediyorlar ve bu anne babaların da ilişkiye çok fazla müdahil olma durumu hâlâ en önde sebeplerimizden bir tanesi.

Bir de benim son zamanlarda tespit ettiğim ve danışmanlıklarımda da özellikle çok vurguladığım, fark ettirdiğim her bir bireyin, yani çiftin kendi çocukluk döneminde yaşadığı eksikliklerin, eksik duyguların evlendiklerinde partnerleri tarafından karşılanmasını beklemesi durumu da çok ağırlıklı.

Çocukluk döneminde ne yaşanmışsa hangi duygular eksik kalmışsa sanki partner onu tamamlamak zorundaymış gibi zannedilip onun üzerine böyle bir beklenti yükü yüklenip hem kadın hem erkek açısından o beklentilerle de evlenilen kişi uymayınca maalesef çok ciddi sıkıntılara yol açabiliyor.

Burada en önemli şey kendisinin de bundan haberini olma işi. Çünkü kendisine onu doğal bir şey olarak yorumluyor. Fakat kendinin farkına varıp oradaki o eksik kalan duyguları ile yüzleşip onları kendinin nasıl tamamlayacağını öğrenince artık partnerinin üzerinden o yükü alma bilincine gelebiliyor. Bugünümüzde çok az fark edilen ama çok büyük sorunlardan gene bir tanesi.

Kendinizi tanımadan başkasını tanıyıp onunla bir yola çıkmak biraz riskli bir adım oluyor ve sonunda da zaten işte artan boşanma oranlarıyla görüyoruz. İletişimde de çok ciddi sıkıntılarımız var.

Özellikle genç nesil biraz daha bireysel büyüdüğü için biraz daha kendi içinde büyüdüğü için hani eskiden şöyleydi demeyi çok sevmiyorum ama bizim çocukluklarımızda çok sosyal ortamlar mahalleler, arkadaş grupları ve gözlem ortamlarımız vardı.

Şimdi çocuklar genelde ekrandan çoğu şeyi gördükleri ve bireysel kaldıkları için iletişimi nasıl kuracaklarını da çok iyi bilmiyorlar. Aslında iki kişi konuşurken o kadar net görüyorum ki aynı şeyi söylüyorlar. Fakat aynı şeyi söylediklerinin farkında değiller. Farklı bir şey söylüyorlarmış gibi kavga ediyorlar. Onun nasıl doğru ifade edileceğini öğrettikten sonrasında herkesin birbirine olan bakış açısı değişiyor bir anda.

Tabii her zaman olduğu gibi gene maddi konular, maddi paylaşımlar, eşlerin kazandıkları maddi gelirlerle ilgili birbirleriyle bir konuşma, bir sözleşme, bir anlaşma yapmaması, herkesin kafasına göre hareket etmesi, genelde parayı kazanan bir kişiyse özellikle o kişi özelinden o paranın tasarruf edilmesi, nereye harcanacağının belirlenmesi gibi finansal konular da büyük başlıklarımızın altında.

Aile içi şiddet söz konusu olduğunda insanlar finansal şiddetin bir boyut olduğunun farkında değiller. Ve bunun genellikle de tek taraflı bir boyut olduğunu düşünüyorlar. Erkek kazanıyor, kadına yeteri kadar maddi destek ya da maddi özgürlük sağlanmıyor gibi ama aynı zamanda kadın tarafından da erkeğe uygulanan sürekli bir aşırı kazanma, başkalarının eşleri kadar kazanma gibi bir baskı da var ve toplum da bunu destekliyor aslında bakarsanız. “Demek yanlış eş seçimi yaptın. Sen kendine daha fazla para kazanan bir koca seçmek yerine böyle bir adamı eş olarak seçtin diye. Yani hem kadının hem erkeğin birbirine uyguladığı bir finansal şiddet var ve bu da yine dönüp dolaşıp kişinin kendisinin farkına varmaması, nasıl iletişim kuracağını bilmemesi, beklentilerini bir öncelik sıralamasını alamaması ve bunu da doğru dile getirememesiyle zaten devam ediyor anladığım kadarıyla.

Aynen öyle. Bir de zaten geçmişten beri bilirsiniz aileler tanıştığında da kız istemelere gidilmeden önce hemen damadın işi sorulur. Hangi okuldan mezun olduğu, ne kadar para kazandığı. Şunu soran çok az aile gördüm ben; kişiliği nasıldır, karakteri nasıldır, insanlara bakış açısı nasıldır, merhametli midir? İşte yaklaşım tarzı nasıldır, kadına bakış açısı nasıldır diye sorulmaz. Genelde parası üzerinden. Bu da erkeklerin maruz kaldığı aslında sıkıntılardan bir tanesi. Çünkü çok iyi, çok düzgün, çok dürüst Çok iyi eş olabilecek bir insan, maalesef geliri az diye tercih edilme sebebi olmuyor. Hâlbuki çocukların, gençlerin, evli çiftlerin bugün de görüyoruz günümüzde özellikle psikolojik dayanıklılıklarının ve o psikolojik ruhsal birlikteliklerinin olması her türlü güçlükle başa çıkmalarını zaten sağlıyor ama maalesef toplumsal olarak biraz böyle bir maddiyat bakış açımız var.

Tabii günümüzün sistemi de çok fazla olanak sunuyor. Çok fazla imkânlar sunuyor. Bunu elde edemeyen gençler tabii bir şeyler yaşamak istiyorlar. Heves ediyorlar. Bu heveslerine karşılık gelen şeylerin yarısını elde edebiliyorlar, yarısını elde edemiyorlar. Sabretme duygusu çok fazla yok gençlerde diye eleştiriliyor ama bunu da gene biz biraz aileler olarak yapıyoruz.

Çünkü 5 saniyelik videoları kaydırmayla hayatın hızına alışmış bir gence bu sıkıntıya sabret dediğiniz zaman o kadar büyük bir şeymiş gibi geliyor ki maalesef o dengeyi kurmak gene de gerçek hayatla birebir yaşamayla oluyor. Tabii ki bu da zor oluyor. Genel anlamda da çoğunlukla boşanmaya doğru gidiyor. Yani çoğu kişi bu yapılanmaya gitmek istemiyor. Eşlerden biri yanaşırsa diğeri yanaşmıyor genelde.

Benim çok fazla çift olarak başlayıp kadınla devam ettiğim danışmanlıklarım da söz konusu oluyor. Erkek aynı bir noktada biraz çaba harcamaya meyilliler değil mi? Yani hani en azından Eee tamam. Bir kadınların zaten bir şeyi düzeltme, derleme, toplama içgüdüleri daha fazla veya bu konudaki toplumsal olarak yönlendirmeleri daha fazla olduğu için onlardan bekleniyor. Evet. Onlar da bunu bazen gönüllü, bazen gönülsüz şekilde yerine getirmeye çalışıyorlar.

Evliliği derleyip toparlama veya boşanma aşamasından geri döndürme açısından sorumluluklarını kabul etmeyen bireylerle nasıl başa çıkacaklar peki kadınlar? Yani eşi yardım almak istemeyen bir kadın danışan size gelse ve eşini en azından beraber bu işi kotarmaya nasıl ikna edebilir? Ne yapması lazım?

Ben şöyle yaklaşıyorum. Zorla ikna edilemiyor. İkna etmeye çalıştıkça daha da ters tepiyor. Ben zorlamaması yönünde davranıyorum ve diyorum ki ailevi sistem. Ailenin içinde farklı dinamikler var. Kadın da bu sistemin bir parçası, bir dişlisini oluşturuyor. Diyorum ki, arzu edersen eşin ikna olana kadar eşin de izin veriyorsa tabii karşılıklı izinlere dayalı bunlar. Seninle devam edelim. Kendi getirdiğin beklentilerin neler? İşte evlilik öncesinden getirdiğin kişiliğin neler? Bunda senin farkında olman gereken durumlar neler? Değiştirmen gereken durumlar neler? Bunlar üzerinde çalışalım. İletişimindeki yanlışlıkları düzeltiyoruz ya da farklı bakış açılarındaki durumları belli bir dengeye oturttuğumuzda, hareket değişikliği oluyor aslında. İster istemez bir tavır değişikliği. Bu eşinin dikkatini çekiyor. Diyor ki bir dakika burada bir tuhaflık var. Böyle değildi bu zamana kadar deyip kendisi dâhil olmak isteyen çok insan gördüm. Zaten fayda o şekilde sağlanıyor.

Ama eşinin zoruyla gelen insanlarda maalesef zaten o ‘Ben de zaten sorun yok ki sen işte devam et kendine göre.’ Diyor. Fakat ben eşlerden birini düzelterek de diğerinin düzeltilebildiği çalışmalarımda gördüm ve bunu vazgeçmemeleri açısından da özellikle "Eşimi ikna edemiyorum. Ben ne yapmalıyım?" diyen insanlarda eşleriyle mutabıklarsa birebir çalışmayı da öngörüyorum aile konusu üzerinden.

Mine Kandaz’la söyleşimizin üçüncü bölümünü önümüzdeki hafta okuyabilirsiniz.

Kapak görseli tasarımında yapay zekâdan yararlanılmıştır.

(HADİYE AYŞE İRİM)
Paylaş