8 Mart Dünya Kadınlar Günü, her yıl olduğu gibi bu yıl da hayatın farklı alanlarında emek veren kadınların ilham verici hikâyeleriyle anlam kazanıyor. Bu hikâyelerden biri de yaklaşık 18 yıldır sabırla ve sevgiyle üreten Naile Aküzüm’e ait. “El emeği göz nuru” sözünü adeta yeniden anlamlandıran Aküzüm, ilmek ilmek işlediği tasarımlarıyla kadın emeğinin gücünü ortaya koyuyor.
Takı tasarımına hobi olarak başlayan Aküzüm, yıllar içinde bu ilgisini bir tutkuya dönüştürdü. Bugün ortaya koyduğu eserler, sadece bir ürün değil; aynı zamanda yılların deneyimini, sabrını ve öğrenme azmini yansıtan birer sanat çalışması niteliğinde. Geleneksel el işçiliğini modern dokunuşlarla birleştiren tasarımcı, yerel sanatın yaşatılmasına da katkı sunuyor.
Naile Aküzüm, takı tasarımına planlı bir şekilde başlamadığını söylüyor. Kendi ihtiyaçları için yaptığı küçük denemeler zamanla üretme isteğini artırmış. İnsanların yaptığı tasarımlara ilgi göstermesi ise onu profesyonel bir yolculuğa yönlendirmiş. Aküzüm, ilk üretimini ise hâlâ dün gibi hatırlıyor. 2008 yılında bir dergide gördüğü bir modelden ilham alarak ilk kolyesini hazırladığını anlatıyor. O gün yaşadığı heyecan, bugün hâlâ üretim sürecine aynı tutkuyla devam etmesinin en önemli motivasyonlarından biri.
Zamanla yaptığı çalışmaların sadece kendi kutusunda kalmayacak kadar beğenildiğini fark eden Aküzüm, bu tutkusunun bir kimlik kazanması gerektiğini düşünmüş. Böylece üretimini profesyonelleştirme ve markalaşma sürecine adım atmış. Onun için bu karar yalnızca ticari bir adım değil. Aynı zamanda bir kadın girişimci olarak var olma mücadelesinin de simgesi. Aküzüm, markalaşmanın kendisi için “Ben de buradayım ve üretiyorum” demenin en somut yolu olduğunu vurguluyor.
Bir tasarımın ortaya çıkma sürecinde Aküzüm’ü en çok heyecanlandıran an ise “dönüşüm anı”. Çalışma masasındaki boncukların ve taşların saatler süren emekle bir araya gelerek bir sanat eserine dönüşmesi onun için her defasında yeni bir keşif gibi. Üretim sırasında kullandığı malzemelerde ise doğallık ve kaliteyi ön planda tutuyor. Tenle uyumlu, alerji yapmayan ve uzun süre dayanıklı malzemeler seçmeye özellikle dikkat ettiğini belirtiyor.
Aküzüm’e göre el yapımı bir ürünle seri üretim bir ürün arasındaki en büyük fark, özgünlük. Seri üretim ürünler binlerce kopyadan biri olurken, el emeğiyle yapılan bir tasarım sahibine özel bir hikâye taşıyor. Bir parça üzerinde çalışırken tamamen odaklandığını söyleyen Aküzüm, çoğu zaman saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığını ifade ediyor. Tasarım tamamlandığında ise yorgunluğun yerini büyük bir tatmin duygusu ve yeni üretimler için taze bir enerji alıyor.
El emeğiyle üretim yapmak isteyen ancak cesaret edemeyen kadınlara da önemli tavsiyeleri var. Kadınların doğuştan gelen bir dönüştürme gücüne sahip olduğunu söyleyen Aküzüm, üretmenin bir özgürleşme biçimi olduğuna inanıyor. 2008 yılında bir dergiye bakarak yaptığı ilk kolyeyi hatırlatan Aküzüm, o gün bugünkü markasını hayal bile edemediğini söylüyor. Ona göre emek verilen her şey zamanla en büyük gurur kaynağına dönüşüyor.
Naile Aküzüm’e göre güçlü kadın, emeğini kimliğine dönüştüren kadındır. Kendi hayatında bu tanıma en çok yaklaştığı anın ise ürettiği tasarımların insanlar tarafından takdir edildiğini gördüğü an olduğunu söylüyor. Ona göre ortaya çıkan her tasarım aslında kendi sesi ve hayata karşı duruşunun bir yansıması.
Başarı yolculuğunda tek bir isimden değil, elleriyle dünyayı güzelleştiren tüm emekçi kadınlardan ilham aldığını ifade eden Aküzüm, geçmişte dergilerde gördüğü karmaşık takı tasarımlarını yapan kadınların sabrını hayal ettiğini anlatıyor. “O yapabiliyorsa ben de yapabilirim” düşüncesiyle başladığı bu yolculuk, bugün birçok kadına ilham veren bir hikâyeye dönüşmüş durumda.
Aküzüm için 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil, kadınların var olma mücadelesinin sembolü. Ona göre kadınların önündeki en büyük engellerden biri hâlâ potansiyellerine çekilen görünmez sınırlar ve önyargılar. Bu sınırların aşılmasının yolu ise dayanışma ve üretimden geçiyor. Kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarının ise en güçlü adımlardan biri olduğunu vurguluyor.
Gelecek nesil kadınlara da üç önemli tavsiyede bulunuyor:
50 yaşından sonra bile öğrenmeye ve üretmeye devam ettiğini söyleyen Aküzüm, genç kadınların önünde çok daha geniş bir yol olduğunu hatırlatıyor.
Naile Aküzüm, 8 Mart’ın yalnızca çiçeklerle kutlanan bir gün olmasından ziyade toplumun kadın emeğini ve yaşam hakkını daha güçlü şekilde sorguladığı bir farkındalık gününe dönüşmesini istiyor. Kadınların emeğinin “hobi” olarak görülmemesi, görünmeyen emeklerinin ekonomik ve sosyal bir değer olarak kabul edilmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca kadınların yaşam hakkının korunması ve adaletin güçlü şekilde işlemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Çanakkale’de yaşamanın kendisine güç verdiğini söyleyen Aküzüm, bu şehrin kültürel yapısının kadını birey olarak kabul eden bir anlayışa sahip olduğunu düşünüyor. Ona göre Çanakkale’nin sert rüzgarı, yalnız bir kadın için özgürlüğün sesi. Sokaklarında güvenle yürüyebilmek ve hayatına kendi kararlarıyla yön verebilmek onun için büyük bir değer taşıyor.
Naile Aküzüm’ün 2008 yılında bir dergi sayfasından ilham alarak yaptığı ilk kolye ile başlayan yolculuğu, bugün üretimle güçlenen bir yaşam hikâyesine dönüşmüş durumda. Aküzüm’e göre bir kadının en sağlam dayanağı, kendi emeğiyle kurduğu ekonomik ve ruhsal bağımsızlığıdır. Onun için üretmek sadece bir iş değil; “ben de buradayım” demenin en zarif ve en güçlü yoludur.
(ERHAN TAYLAN)